Nuh Albayrak kimden talimat aldı?

17 Aralık sürecinde Diyanet ve başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'i yere göğe sığdıramayan Star Gazetesi Yazarı Nuh Albayrak, İhlas medyanın Diyanet'e saldırısı ile birlikte bu yazılarından bir anda çark etti. Neden mi? İşte nedeni...

Nuh Albayrak kimden talimat aldı?

17 Aralık sürecinde Diyanet ve başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'i yere göğe sığdıramayan Star Gazetesi Yazarı Nuh Albayrak, İhlas medyanın Diyanet'e saldırısı ile birlikte bu yazılarından bir anda çark etti. Neden mi? İşte nedeni...

Hacı Ali Ekber
Hacı Ali Ekber
29 Temmuz 2017 Cumartesi 15:02
Nuh Albayrak kimden talimat aldı?
banner221

13 Mayıs 2015 tarihinde kaleme aldığı "Diyanet'in infazına böyle karar verildi" başlıklı yazısında Nuh Albayrak, Diyanet ve başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in FETÖ mücadelesini öve öve bitirememişti. Bu yazıya göre Diyanet, Başkan Görmez'in girişimleriyle FETÖ'ye karşı takdir edilecek bir direniş göstermişti. 

İHLASÇI GİZLENDİĞİ YERDEN ÇIKTI

O gün ve sonrasında Diyanet'e toz kondurmayan Nuh Albayrak, İhlas Medya'nın Kutlu Doğum Haftası bahanesiyle Diyanet'e başlattığı saldırıda bir anda Diyanet ve başkanı Görmez'e hasım kesildi.

NUH ALBAYRAK ÖZEL YETİŞTİRİLMİŞ BİR İHLAS ELEMANI

Bu fırdöndünün nedenini en iyi Nuh Albayrak bilir ama biz okurlarımızın dikkatine başka bir ayrıntı ile bazı hatırlatmalarda bulunalım. Malum bu gün Nuh Albayrak'ın Yusuf Kaplan ile birlikte ehli sünnetin kalesi ilan ettiği cemaatlerden biri de FETÖ idi.

FETÖ yetiştirdiği kameraman, yazar, muhabir, gazeteci, sinemacı, bilim adamı, yazar kadrosu ve saire ile her kuruma kaynaklık etmişti. FETÖ'den ayrılmış intibaı veren bu gizli görevli elamanlar, gittiği kurum kimliği ile FETÖ ile eş güdümlü açıklamalar yapıyordu.

Sonrasında ne mi oluyordu? 

Dışardan seyredenler FETÖ ile aynı kulvarda olmayan tüm kamu ve özel kurumların aynı şeyleri tekrar etmesi karşısında şapa oturuyor. FETÖ'nün haklılığına şapka çıkarıyordu.

FETÖ'nün uyguladığı bu taktiği aynı kulvardaki diğer cemaatlerin yapmadığını sanmayın!

Yuları FETÖ ile aynı merkeze ait olan cemaatler de aynı takdiği uyguluyor. 

STAR GAZETESİ'NE GEÇİŞİNİN ARKA PLANINDA KİM VAR?

1981 yılında Türkiye Gazetesi'nde pikajörlükle çalışmaya başlayan Nuh Albayrak, 2007'de Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeliği'ne getirildi. Kendi ifadesiyle 33 yıl boyunca basamakları bir bir atlamıştı. Ve hiç bir gerekçe göstermeden 7. yıl sonunda bir anda Genel Yayın Yönetmenliğini bırakan Albayrak, zirveden  Star Gazetesi'nde yazarlığa tenzili rütbe etti. 

Zihin kodlarının Türkiye Gazetesi'nin ihlaslı (!) ortamında oluşturulduğu Albayrak, muhtemelen aldığı emir gereği Genel Yayın Yönetmeliğini bırakıp Star'a geçti.

O kodların gereği olarak İhlas Medya'nın Diyanet'e saldırısı ile birlikte Albayrak'ta Star Gazetesi'ndeki köşesinden İhlas Medya'nın yardımına koştu. 

Taktik aynı FETÖ taktiği...

"İhlas Medya ile Star Gazetesi yazarı da Diyanet'e saldırdığına göre demek ki burada Diyanet haksız..." algısı oluşturmak.

Ne tesadüf! İhlas medyanın kullandığı argümanların tamamı Nuh Albayrak'ın yazısında fazlasıyla var. 

Hem de şu ehli sünnet havariliği de dahil...

İşte Nuh Albayrak'ın İhlasçı kimliğini ortaya koyan fırdöndülüğüne delil iki farklı yazı...

Diyanet'in İnfazına böyle karar verildi - 13 Mayıs 2015

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkanı günlerdir bombalanıyor. Seçim maratonunun koşulduğu şu günlerde özellikle barajdan çıkmak için çırpınan bir partinin öncülüğünü yaptığı bu saldırıların sandıkla-seçimle hiçbir ilgisi olamaz. Çünkü, Anayasal bir kurumu kapatmak gibi, pratiği olmayan salvolardan oy çıkmaz.

Aleviler Diyanet’i eleştiriyor ama ortadan kaldırmaktan değil, hizmet almaktan bahsediyor. Peki o zaman, bu meydan okumaların amacı ne?

Yani tam bir, “Düğün değil, bayram değil...” vakası...

Başbakan Davutoğlu’nun, “Diyanet’i kapat emri yurt dışından geldi” açıklaması da bu saldırıların seçimle ilgisi olmadığını gösteriyor ...

Öte yandan paralel medyanın da son dönemlerde Diyanet’i ve Başkan Mehmet Görmez’i yıpratmak için her fırsatı değerlendirdiğini, hiçbir malzeme bulamazsa alakasız haberlere Görmez ve Mercedes fotoğrafları iliştirerek algı operasyonunu kesintisiz sürdürdüğünü görüyoruz.

Velhasıl, yoğun seçim atmosferiyle hiç de mütenasip olmayan bu savaşın başka bir sebebi olmalı...

Kritik nokta Paralelin, Diyanet ilişkileri...

Paralel yapı, her devlet kurumunda olduğu gibi Diyanet’te de teşkilatını kurmuştu ve istediği her şeyi alabiliyordu.

Ama ayrışma döneminden itibaren aynı ‘yakınlığı’ görmemeleri canlarını sıkıyordu...

İşte, sert uyarılardan savaşa kadar uzanan süreci özetleyen bazı ilginç anekdotlar...

Paralel yapının önde gelen isimlerinden olup son dönemde bazı yanlışlıklara itiraz ettiği için dışlanan Prof. Dr. Kemalettin Özdemir, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e müracaat ederek, “Hocam bunaldım artık. Gittiğim her kapıyı yüzüme kapattırıyorlar” diye yakınır ve yurt dışında bir görev talep eder.

Görmez de, Suudi Arabistan’da Din Hizmetleri Müşavirliği’ne tayin edebileceklerini söyler.

Bu görüşme saat 18.00 civarında Başkan Mehmet Görmez’in makam odasında gerçekleşmiştir. Aynı gün saat 20.00’de, Kaynak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan, Mehmet Görmez’i arar ve “Hocaefendi’nin çok önemli bir mesajını iletmek için acil görüşme” talep eder.

Çankaya’daki konuşma Pensilvanya’dan duyulmuş!..

Ertesi gün 09.00’da sayın Görmez’in makamında buluşurlar.

Mustafa Özcan’ın ilettiği mesaj şok edicidir.

Dün akşamki görüşme Pensilvanya’ya gitmiş, hatta cevabı bile gelmiştir...

“Kemalettin bey ile ilgili bir atama planlıyormuşsunuz. Konu hocamızın kulağına gitmiş. Bu adam çok sakıncalıdır, yol yakınken uyarmak istedi” der.

Mehmet Görmez, eski bir Diyanet mensubu olan haberciye, “Mustafacığım, Kemalettin benim doktora arkadaşımdır; yakından tanırım, bu vazifeye layıktır” der ama o ısrar eder... “Yok hocam... Onun kadınlarla ilişkisi var, o mübarek yerlerde Diyanet’i temsil edecek birisi değil...”

Görmez Hoca, Mustafa Özcan’ı lisan-ı münasiple uğurlar. Ama az sonra da İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek arar ve acilen görüşmeleri gerektiğini söyler. Aynı gün saat 16.00’ya randevu verilir.

Görüşmeye, Akyürek’in yardımcısı gelir ve “Dini İstismarla Mücadele Masası kuracakları” bilgisini verir.

Görmez Hoca buna bir anlam verememiş olacak ki istihbaratçı misafir, açıklamalarına devam eder. “Kemalettin Özdemir’in de içinde olduğu bazı tanınmış İslamî şahsiyetler kadınlarla düşüp kalkıyor...”

Görmez Hoca, “Bu dedikleriniz doğru bile olsa o kendileriyle ilgili bir keyfiyettir, dini istismarla ne ilgisi var? Ayrıca Kemalettin Özdemir’den de böyle şeyler sadır olmaz” der.

Ama elemanın pes etmeye niyeti yoktur. Yanında getirdiği laptopu açar ve “Bunları gördükten sonra karar verin isterseniz” der ama Görmez Hoca hemen “Burası Diyanet makamı, burada böyle ahlaksız şeyler seyredilmez. Görüşme bitmiştir” diyerek buna engel olur.

Görmez hâlâ işin vehametini göremez!..

Derken, 17/25 Aralık süreci de başlamıştır....

Diyanet İşleri Başkanı olmanın yüklediği vebalin de etkisiyle gidişattan çok rahatsız olan Görmez Hoca hâlâ sağduyu ümidi taşımakta, “Camiadan makul insanlara durum izah edilirse daha fazla tahribat olmadan bu ateş söndürülür” diye düşünmektedir.

Bazı ön görüşmelerden sonra Görmez Hoca, Ali Bardakoğlu, Hayrettin Karaman, eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman, Prof. Dr. Suat Yıldırım ve Fatih Üniversitesi Rektörü Şerif Ali Tekalan bir araya gelirler.

Karşılıklı mütealalardan sonra paralel yapı temsilcileri, “Durumu hocaefendiye ileteceklerini” belirterek ayrılırlar.

Birkaç gün sonra cevap, Görmez Hoca’ya iletilir: “Ameliyat başladı artık ilaç tedavisine geri dönülmez...” 

Zaten sayın Görmez, sayısı yüzleri bulan beyanlarında, Müslümanların kalbine hançer gibi sokulan bu fitnenin camilere girmemesi için âdeta yalvarmış ama paralel yapıdan bu gayretlere mukabil en küçük adım görememişti.

Bu cevap sayın Görmez’in, tahribatı durdurma ümitlerini de büyük ölçüde bitirir.

Ve Diyanet’in infazına karar veriliyor... 

Görmez Hoca suhulet tavsiye ededursun, onlar da, Fethullah Gülen’in meşhur bedduasına “Beddua deme” ısrarlarını sürdürüyor, Görmez Hoca’nın, “Köydeki imamın bile beddua olduğunu bildiği bir şeye ben nasıl beddua demem” şeklinde itirazına bozuluyorlardı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 25 Ocak 2014 tarihinde düzenlediği, “Yüzyılın İslam Kültür Hizmeti Onur ve Hizmet Ödülleri” töreninde Cumhurbaşkanı (dönemin başbakanı) Erdoğan’ın konuşmasında yer alan, “Bu medeniyet yalancı peygamberleri, sahte velileri, içi boş, kalbi boş, zihni boş alim müsveddelerini reddetmiştir. Bunlar, ilmi güç ve şantaj için kullanıyor” ifadeleri Fethullah Gülen’i çok kızdırır.

Nitekim bir süre sonra Görmez Hoca’yı ziyaret eden Paralel Yapı Yönetim Kurulu Başkanı’nın oğlu, Fethullah Gülen’in, ateş yüklü mesajını bir vasıta ile iletir:

“Her şeyi unutabilirdim ama o kadar alim önünde bana hakaret edilirken sessiz kalmasını aslâ unutmayacağım...”

Diyanet Vakfı, Paralel’in ayağına bastı

Artık yapılacak bir şey kalmadığı kesin olarak anlaşılmış, Diyanet İşleri Başkanlığı da 25 Mart 2014 tarihinde yayınladığı deklarasyonla, “İslâmiyeti, dünyevi bir güç devşirme adına istismar eden” bu yapıya en net tavrını ilan etmiştir.

Zaten bundan sonrasını çok iyi biliyorsunuz...

Medyadan siyasete kadar uzanan yandaş tetikçiler harekete geçer ve “Diyanet İslam Ansiklopedisi’ndeki hatalar”dan, “Başkan Görmez’in bindiği milyonluk Mercedes”e, önlerine gelene sıvadıkları “Muta nikahı”na kadar, en zalim müfteri sınırlarına bile sığmayan iftiralar peş peşe gelmeye başlar...

Tabii Diyanet Vakfı’nın Latin Amerika’dan Rusya, Balkanlar ve Afrika’ya kadar farklı coğrafyalarda yürüttüğü ve paralel yapının anlayışına pek uymayan hizmetlerden duydukları rahatsızlık da bu kin ve öfkenin en önemli sebeplerinden biriydi.

***

Netice itibariyle durum bu noktaya gelmişse bu vahim ayrıntıları yaşayanlar neden hâlâ susmaktadır?

Hiçbir gerekçe, millî ve manevi değerlerimizin katledilmesi karşısında sessiz kalmanın verdiği vicdan azabından daha ağır olamaz.

Son günlerde yine şantaj malzemesi yapılan Kemalettin Özdemir Hoca, İslamî ahlâkın gereği olarak gerçeklerin ortaya çıkması için üzerine düşeni yapmalıdır.


Diyanet'in işi şimdi çok daha zorlaştı - 29 Temmuz 2017

Görevi “din müessesesini korumak” olan Diyanet, geçmişte de İslamiyet’in ana omurgası olan Ehl-i Sünnetle çelişen uygulamalarıyla dikkat çeken bir kurumdu.


Nitekim, karar alma mekanizmalarını yıllar önce ele geçiren FETÖ’nün, bütün rakip camia ve cemaatleri bertaraf etmek için Diyanet’i kullandığı anlaşıldı.


Ancak, geçmişte hangi kurum FETÖ’ye karşı net tavır koydu ki, ilk işgal edilen Diyanet’ten bekleyeceğiz…


Ama bir devlet kurumunun, 17 Aralık 2013’ten sonra da FETÖ ile mücadelede yerini almaması farklı anlam taşır.


Hele bu, Diyanet gibi, FETÖ’nün din istismarını tescil edecek bir kurum ise, sessiz kalması bile hayati destek anlamına gelir.


Üstelik sadece Kutlu Doğum sayesinde bile, FETÖ’nün Peygamber Efendimizi inkar eden sapık söylemlerini milyonlara yayan Diyanet’in ödemesi gereken büyük kefaretler bulunmaktadır.


Bütün bunlara rağmen kılını kıpırdatmayan Diyanet’i elbette eleştirdik.


Diyanet bizi raporla doğruladı.


Nitekim Diyanet’in raporu, ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koydu.


Hatta istismar ve çarpıtmanın boyutları, bizim zannettiğimizden çok daha büyükmüş.


Daha yıllar önce bütün Türkiye “Dinler Arası Diyalog”un barışçıl bir şey olduğunu zannedip; bu sapığı Mevlana’ya benzetirken, biz ısrarla bunun dinsizlik olduğunu yazdığımız için, “Ayrımcılık yapmak”la suçlanmıştık.


Ama uluhiyet iddiasına varan firavunluklarını Diyanet’in raporundan öğrendik.


Şimdi…
Bu din istismarı 40 yıldır devam ediyorsa Diyanet buna neden mani olmadı?


Biz “Dinler Arası Diyalog, Papalığın İslamiyet’i yıkma projesidir” dediğimiz için FETÖ’nün hışmına uğrarken Diyanet neredeydi?


40 yıldan geçtik, Sayın Erdoğan dört yıl önce; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın "Yüzyılın İslam Kültür Hizmeti Ödülleri" töreninde FETÖ elebaşını, “İlmi güç, şantaj ve örgütlenme için istismar aracı olarak kullanan bir yalancı peygamber” olarak ilan etti, Diyanet neden bu önemli tespitlerin altını doldurmadı?


Diyanet artık sessiz kalamaz


Bu rapor, FETÖ’nün dini sapıklıklarının altını çizmesi bakımından elbette önemliydi. Ama çok geç kaldıklarını, bizzat Başkan Görmez de sunumunda itiraf etti.


Geciken tavır, tavır değildir.
Buna rağmen, bu gecikmiş raporu biz manşetten paylaştık.


Çünkü bu rapor, FETÖ ile mücadelede Diyanet’in yer almasının çok önemli olduğu yönündeki iddialarımızın; zannettiğimizden daha önemli olduğunu ortaya koyuyordu.


Ve Diyanet, “FETÖ sapık bir din teröristidir, bununla mücadele bizim varlık sebebimizdir” demiş oldu.
İşte bu gecikmiş savaş ilanını manşetten kayda geçirdik.
Böylece, “Diyanet, FETÖ ile mücadele etmeli” kısmını kapatmış olduk.
Artık nasıl mücadele ettiğine bakacağız, etmiyorsa bu manşeti hatırlatacağız.
Mesele Görmez değil…


Başkan Görmez’in ayrılacağı artık kesinleşti.
Biz Diyanet’i eleştirdikçe bazıları bu eleştirilerimizi Sayın Görmez’in şahsına teksif ederek, anlamsız bir “Görmez’i yedirmeyiz” kampanyası başlatmışlardı.


Oysa bizim eleştirilerimiz kurumsaldı.


Elbette Diyanet’in, FETÖ görmezliğinde Sayın Görmez’in ciddi payı vardı.
Bu yapının bütün şantaj ve kumpaslarına rağmen sessizliğini bozmadı. Sadece “Kutlu Doğum”u canhıraş savunurken sesini duyabildik!
Ama bizim için asıl ölçü, Diyanet’in FETÖ’ye karşı eylemsel tavrıdır.
Bu görev değişikliği umarım Diyanet’e bir itibar iadesi getirir ama bu kolay değildir.
Yeni başkan gerçekten FETÖ ile mücadeleyi hayat-memat meselesi yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a katkı verme niyetinde ise önce Diyanet’i 40 yıllık FETÖ işgalinden kurtararak, Ehli Sünnet hassasiyetine sahip İslami bir kurum haline getirmelidir.

Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber

Son Güncelleme: 29.07.2017 15:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol