Önüne her konulan din değildir!

Tartışma ve sorgulama kültürümüzün zayıf olduğu konusunda bir yazı kaleme alan Mustafa Çağrıcı, ilginç tespitlerde bulundu. İşte o yazı...

Önüne her konulan din değildir!

Tartışma ve sorgulama kültürümüzün zayıf olduğu konusunda bir yazı kaleme alan Mustafa Çağrıcı, ilginç tespitlerde bulundu. İşte o yazı...

28 Aralık 2017 Perşembe 15:00
Önüne her konulan din değildir!
banner283

Vakit buldukça bazı köşe yazılarını okurum ve çoğunlukla yorumlara da göz atarım. Çünkü toplumun bilgi, düşünce, ahlak, hatta dindarlık kalitesini anlamak için bu yorumların, her Allah’ın gönü yenilerinin önümüze geldiği çok önemli bir veri oluşturduğunu düşünüyorum. Bence toplumumuzla ilgili sosyoloji, sosyal psikoloji, ahlâk, ilâhiyat gibi alanlarda akademik tez çalışması yapmak isteyenler, bu yorumlarda ve genel olarak sosyal medya denilen alanda zengin malzeme bulabilirler. Söz gelimi “Kur’an ve Sünnet rehberliğinde şeytanla mücadele edecek insan eğitimi” türünden konularda tez yaptıran bizim ilahiyat hocalarının veya kadro ilanına –tesadüfe bakın ki- tam da bu konuda çalışma yapmış olma şartını koyan üniversite yöneticilerimizin biraz da bahsettiğim verileri değerlendirmelerinin faydalı olacağında kuşku yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi örgün ve yaygın eğitimden sorumlu kurumların da bu verileri izlemelerinin önemli olduğu kanaatindeyim.

***

Takip edebildiğim kadarıyla köşe yazıları üzerine seviyeli, terbiyeli ve zaman zaman güçlü fikirler içeren yorumlar yazılmakta, eleştiriler yapılmaktadır. Eleştirici yorumların önemlice bir kısmında ise “Yani şunu mu demek istiyorsun!” tarzı haksız çıkarımlarla –İslâmî tabiriyle- suizanna dayalı -bazen hakarete varan- ifadeler kullanılmaktadır.

450-500 kelimelik bir yazıda iki de bir “Yanlış anlaşılmasın, şunu demek istiyorum; şunu kastetmiyorum” gibi laflara yer kalmaz ve esasen –çok kritik olmadıkça- böyle tedbirli sözlere de gerek yoktur. Çünkü -okuyucularımı tenzih ederim- “Lafın tamamı aptala söylenir” derler. Bir insan, iyi niyetliyse ve ortalama bir akla sahipse, söylenen sözün anlamına, bağlamına, önüne-arkasına, bakar ve o sözde ne denmek istediğini anlar; sonra da onun neresine neden katıldığını veya katılmadığını lisan-ı münasiple belirtir.

Entelektüel, ahlâkî, hatta dinî bakımdan gelişmiş bir toplumda bir yazar, bir bilim insanı, âlim ve düşünür yalnız ve yalnız söylediğinin hak mı bâtıl mı olduğunun hesabını yaparak konuşur ve yazar. Peygamber efendimizin doğruyu bilip de konuşmayanı “dilsiz şeytan” olarak nitelemesi bundan dolayıdır. Bir toplumda ilim, fikir ve din adamının söylediklerinin, yazdıklarının hakikat olmasının dışında başka kaygılar taşıması, o toplumun hem zihnen hem de ahlaken gelişmemiş olduğunu gösterir.

Önüne her konulan din değildir!

Özellikle sorma, sorgulama, eleştiri, tartışma içeren konuşma ve yazıların altında kötü niyet aramak bizim dünyada bazıları için bir refleks, hatta paranoya haline gelmiştir. Oysa bu tür konuşma ve yazıların altında “bir bilgi, düşünce veya inancı yanlış unsurlardan arındırmak için hakikat konusunda bilgilenme / bilgilendirme çabası da yok mudur? İlmî geleneğimizde ana konuları “Ulûhiyyet - Nübüvvet - Ahiret” olan kelâm ilminin esası, belirttiğimiz anlamda tartışma ve sorgulamadır. Bu maksatla sayısız kitap yazılmıştır. İslâm’ın altın çağı denilen, Müslümanların her alanda, özellikle de ilim ve tefekkürde en güçlü oldukları ilk beş altı asır, tartışma ve sorgulamanın da en yoğun olduğu, en özgürce yapıldığı çağdır.

Doğrudur; dinin inandıktan sonra sorgulanamayacak alanları vardır. Ancak neyin din olduğu, neyin din olmadığı, başka bir ifadeyle neyin din ile ilgili ve/veya dine uygun olduğu ya da olmadığı tartışılır.

Şunu düşünüyorum: Herkese her şeyi öğretemeyiz; her öğrettiğimizin doğru olduğuna da güvenemeyiz. Ama herkese doğru bilgi ve kanaate ulaşmanın, doğru sonuçlara varmanın yolunu yordamını öğretebiliriz. Bu yolun esası ise sorma, sorgulama, eleştiri ve tartışmadır. Gerçek şu ki, günümüz İslam toplumları “Din budur” veya “Din böyle istiyor” denerek her önüne konulanı yedikleri için bu haldedirler.

Kaynak: Karar Gazete

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Özlenen dindarlık 2017-12-29 02:12:25

Kaleminize sağlık,sizlerle hemfikirim.Dinin özünü kavramak ve samimi ,şuurlu mü’minler olabilmek için ilahi emirler üzerinde kafa yormamız gerekir.Dini ilimlerle iştigal edenlerde bile çoğu zaman taklitçilik olduğunu görüyoruz oysaki beşer şaşar demişler.Doğru bilğiye ulaşabilmek için ön yargılarımızdan sıyrılarak ,pozitif bilimlerin bizlere sunduğu verileri kur’an ve sünnet ışığında değerlendirerek çeşitli çıkarımlarda bulunabiliriz.Burada üzülerek ifade etmem gerekirse çoğu zaman ilmi kariyer sahipleri bile hazırcılığa meyledip elleriyle dokunup,gözleriyle görmedikleri bir takım verileri kendi emekleriymiş gibi ortaya koyabilmektedirler.Kartvizit sahibi olan bu şahısların hiçte ahlaki olmayan bu tutum ve davranışlarına bakarsak toplumdaki aksaklıkların nedenini anlamak zor olmasa gerek.Hakiki bilgi kaynağına inilerek elde edilen bilgidir.Her sunulan bilgi hakikat olmadığı gibi,kalemini konuşturan herkes de iyi niyetli değildir.Kur’an-ı Kerimde yer alan niçin akletmiyorsunuz,niçin düşünmüyorsunuz vb ifadeler mü’min olan kulların inançlarında taklitçilikten kurtulup hakiki imana erişmelerinin kendilerinden beklenilen olduğunu bizlere hatırlatıyor.Sözde değil özde mü’minler olabilme ümidiyle...