Terörist Gülen: Ben Mesih’in Merkebiyim

Akit Gazetesi Yazarı Latif Erdoğan "Diyanet’in FETÖ raporu üzerine" yazdığı yazıda, Gülen’in kendisini, “mesihin merkebi” olarak tavsif etmesidir konusunu dile getirdi.

Terörist Gülen: Ben Mesih’in Merkebiyim

Akit Gazetesi Yazarı Latif Erdoğan "Diyanet’in FETÖ raporu üzerine" yazdığı yazıda, Gülen’in kendisini, “mesihin merkebi” olarak tavsif etmesidir konusunu dile getirdi.

29 Temmuz 2017 Cumartesi 16:21
Terörist Gülen: Ben Mesih’in Merkebiyim
banner221

Diyanet İşleri Başkanlığı, doğrudan Gülen’in kendi ifadelerini esas alan bir raporla, onun dini nasıl istismar ettiğini ve bu uğurda nasıl bir hezeyandan bir başka hezeyana sürüklendiğini, akli ve nakli delilleriyle ispat ederek önemli bir hizmete imza atmış oldu.

Gülen, bir Diyanet çalışanıydı; bu bağlamda onun sapkın düşüncelerinin önü bizzat bu kurum tarafından önceden kesilmeliydi. Fakat önce resmi vaizliğine, sonra da fahri olarak İzmir, İstanbul ve Ankara’nın en büyük camilerinde vaazlar vermesine izin verildi; bir bakıma düşüncelerini yaymasının önü açıldı. 15 Temmuz’a kadar da maalesef bu kurumdan FETÖ ile ilgili hiçbir önemli ve anlamlı açıklama yapılmadı. Olan oldu, meselenin bu tarafını şimdilik biz de açmayalım.

140 sayfadan oluşan rapor, dini istismar noktasında, bir dini topluluğun, nasıl yavaş yavaş kendi öz değerlerinden uzaklaşıp istikamet kırılmalarına uğrayarak sapkınlığa düşebileceğinin de panoramasını veriyor. Bu haliyle de, sadece belirli bir topluluğun sapkınlığını anlatmış olmuyor, belki gelecekte kendilerini aynı akıbet bekleyen diğer dini cemaat ve topluluklara da bir yol göstericilik vazifesi ifa etmiş bulunuyor.

Raporda, Gülen’in sapkınlığını ispat eden onlarca delile yer verilmiş. Ben sadece önemli gördüğüm üçünü aktarmakla yetineceğim. 

Mesih’in Merkebi:

“Bu vaazında dikkat çeken bir diğer husus da Gülen’in kendisini, “mesihin merkebi” olarak tavsif etmesidir. (Hutbeler 1 06.10.1978 / Namaz 8, dk. 16 vd.) Bu ifadesiyle o, aslında orada hazır bulunan cemaatin dışında başka mahfillere seslenmektedir. Kitab-ı Mukaddes’te geçen bir tabir olarak “Mesih’in merkebi” (Kitab-ı Mukaddes, Zekeriya 9/9.) , Yahudi dinî literatüründe önemli bir semboldür. Bu sembol, kendilerini ahir zamanda gören radikal Yahudilerin, Mesih’in geleceğini beklediklerini ve bu gelişe dışarıdan hizmet edenlerin Mesih’in merkebi hükmünde olduklarını ifade etmektedir. Konuşmasında bu sembolü özellikle kullanan Gülen, görünen o ki hizmetine soyunduğu odaklara, kendisinin ve örgütünün ne derece “kullanışlı” olduğu mesajını vermek istemektedir.”

Vaftiz suyunu ab-ı hayat gibi içeceğiz:

“…Bu uğurda belki bin defa aldanacak, bin defa ateş böceklerine koşmalar dizecek, yüz bin defa zangoçlara yahşi çekecek ve vaftiz suyunu âb-ı hayat diye içeceğiz…” (Gülen, Çağ ve Nesil 1, s. 26).

Gülen’in, örgütün hedeflerine ulaşabilmesi sürecinde bağlılarının izlemesini tavsiye ettiği stratejiyle ilgili olarak kullandığı bu ifadeler, İslam itikadı açısından tasvip edilemeyecek söylemlerdir. Can tehlikesi haricinde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ve Sahabe-i Kiram’ın İslam’ı tebliğ süreçlerinde Müslüman kimliklerini gizleyerek bir yol izlediklerine asla şahid olunmamıştır. Habeşistan’a göç etmek zorunda kalan sahabe ölümü göze alarak inançlarından taviz vermemiş, doğru bildiklerini haykırmaktan da geri durmamıştır. Tam aksine İslam’ı kendi hayatlarında en güzel bir şekilde yaşamak suretiyle onun güzelliklerini fiilen ortaya koymuşlardır. Diğer taraftan Hıristiyanlığın en önemli simgelerinden biri olan ve Hıristiyanlığa girişi temsil eden “vaftiz suyu”nu, “âb-ı hayat” diye içmekten, Hıristiyanlıkta kiliseye çağrının simgesi olan çan çalma görevini yapan zangoçlara yahşi çekmekten söz etmek ne maksatla olursa olsun İslamî açıdan kabul edilebilir bir söylem değildir.

Paranoya ve Şizofreni:

“Bana öyle geliyor ki, tasavvuf başta olmak üzere, dinin diğer alanlarında az dahi olsa insanlara bir şeyler anlatan, onlara önderlik yapan kişiler paranoya ve şizofreni tehlikesine açık tiplerdir. Bu insanlar nazari bilgilerle değil entüisyonist bir mülahaza ile doğrudan Allah ile münasebet içinde
olabilirler…”
(Gülen, Sohbet-i Canan, s. 154).

Gülen’in bu iddiaları, insanlara dini tebliğ etmekle görevli peygamberlere yöneltilen “mecnun”, “büyülenmiş”, “kâhin”, “sihirbaz” gibi ithamlarla (İsrâ, 17/47; Şuarâ 26/153, 185; Sâd 38/4-5; Müddessir 74/21-25) paralellik arz etmekte ve peygamberler dışındaki âlimlere de ağır bir hakaret içermektedir. Aslında bu iddialar, elinizdeki kitapta alıntılanan birçok ifadesinden de anlaşılacağı üzere Gülen’in kendisinin bu tür illetlere sahip olduğunun bir itirafı mahiyetinde görülebilir. Öyle anlaşılıyor ki böyle bir ifadeyle o, aslında kendi saçmalıklarına ve aykırılıklarına cemaati nezdinde bir gerekçe hazırlamak peşindedir. Kendisindeki bu durumu başkalarına yansıtması ise psikoloji ve psikiyatri uzmanları tarafından değerlendirilmelidir. “Entüisyonist (sezgicilik) bir mülahaza ile doğrudan Allah ile münasebet içinde olabilmekten” bahsediyor olması da dinî açıdan kabulü imkânsız bir başka itikadi sapkınlık örneğidir. Zira birçok defa dile getirildiği üzere ancak peygamberler Yüce Allah ile doğrudan bir iletişim hâlinde, daha doğru ifadesiyle vahiy irtibatı hâlinde olabilirler. 

Kaynak: Yeni Akit Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner274

banner273