Diyanet Vakfı Facebook Sayfası İçin
BURAYA tıklayınız


Bazı değerler vardır hep yükseklerde özenle sarılmış bohçalarda saklanır.  O hep vardır ve varlığı güven verir. Sıradanlaşmış, ulfet kazanmış hissi verse de olumsuz örnekler sarı verince etrafı o sım sıkı bohçalar bir bir çözülür, kıymeti değer arzeder, varlığı önem...

İşte sahip olupta farkında olmadığımız eskimeyen bir değerden, Türkiye Diyanet Vakfı'ndan bahsediyorum...

Uzun zamandır tasarlayıpta yazıya dökmeyi düşündüğüm ve neresinden başlamalı derken kalemimden dökülen; toplumun hemen her kesminde kabul görmekle beraber en başta Diyanet camiasına, değerli yadigarımız Türkiye Diyanet Vakfı'nın önemi ve değerine dikkatleri çekmek istediğim elzem bir konuydu bu...

Ve, bir yazıyla da sınırlı kalmayacak olup yazı dizisi konseptinde dizayn edeceğim yazımda vakıf kültürüne ve geçmişten günümüze uzanan bir kültür mirası olma nüansına değinerek başlamak istiyorum. 






Vakıf, İslâm Medeniyetinde, sekizinci asırdan ondokuzuncu asrın sonlarına kadar uzanan bir dönemde, gördüğü hizmetler yönüyle dinî, hukukî ve ictimâî müessese olarak yerini almıştır. Sosyal hayatta etkin roller üstlenen vakıf, iktisâdî ve kültürel hayatta da ağırlığını hissettirerek, günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Yaptığı hayrî hizmetlerle topluma mal olan bu müessese, uzun bir tarih sürecinde öneminden hiç birşey kaybetmeden günümüzde de çeşitli şekillerde insanlara faydalı hizmetler üretmeye devam etmektedir. Vakıf, sözlükte kelime olarak "birşeyi durdurmak ve alıkoymak" anlamlarına gelir. Terim olaraksa vakfın çok çeşitli tanımlarının yapıldığını bu alanda yazılmış eser ya da ilmî inceleme, araştırma yazılarında görmek mümkündür. 

Bu tariflerden de anlaşılıyor ki, bir malın veya mülkün geliri bütünüyle insanların faidesine olmak gayesiyle hayır işlerine tahsis edilmekte ve bu gelirlerin her ne şekilde olursa olsun amaç dışında kullanılmasına da izin verilmemektedir. 

İmkanları  rıza-i ilahi ile elde etmeye matuf yönlerde kullanmak iman ve insaf sahibi her bir mümin için dinî bir görev olsa gerek. Malını vakfeden ve hayırsever dediğimiz kimse de bu ideal amaçlar için vakfetmiş demektir. İşte tam da bu noktada  hayır sahipleri ile ihtiyaç sahiplerini buluşturan kutlu bir köprü olmuştur Türkiye Diyanet Vakfı...

1975 yılında Abbasiler, Emeviler, Selçuklu, Osmanlı ve Müslüman Türk geleneğinin Cumhuriyet dönemindeki temsilcisi olarak kurulan Türkiye Diyanet Vakfı, kuruluş amacına uygun olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurt içinde ve yurt dışındaki hizmetlerini de desteklemiştir.






Türkiye Diyanet Vakfı, yalnız yardım alanıyla sınırlı kalmayıp;  sosyal, kültürel ve eğitim konularında da çeşitli faaliyetlerde senkronizasyonlar sağlamıştır.

Kamuoyundan da takip ettiğimiz üzere,  Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı , son yıllarda ülkemizdeki ve Müslüman dünyadaki etkinliğini artırması yanında dünyanın dört bir köşesinde yürüttüğü insani yardım faaliyetleri, düzenlediği Latin Amerika Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi, Asya Pasifik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi, Afrika Kıtası Müslüman Ülke ve Toplulukları Dini Liderler Zirvesi gibi etkinliklerle dini ve insani yardım alanında küresel bir aktör olma yolunda hızlı ve yükselen bir trend yakalamıştır. 

Türkiye'deki  sosyal barışın sağlanmasına büyük katkıda bulunan Türkiye Diyanet Vakfı, fakir ve muhtaç vatandaşlarımıza ulaştırılmak üzere özellikle İmamlarımızın, Müftülerimizin, Kur'an kursu Öğreticilerimizin  desteklerine büyük ihtiyaç duyuyor. Zira bu  yüzyılın devasa  hizmetlerine talip olan vakfın mefkuresini,  halka en doğru ve en güzel anlatacak ilk ağız din görevlisi degil midir?

Kurumun misyonuna ve vizyonuna vâkıf olan Diyanet camiası, bu nadide vakfı tanıtmaya ve anlamaya yetkin en doğru adres olsa gerek. İnsanlara iyiye ve güzele dair ne varsa uzağı yakın edecek manevi hislerine tercüman olacak kıymetli bir uğraş... Aynı zamanda manevi huzura uzanan bu hayır yarışının maraton koşusunda, ihtiyaç sahiplerinin eline dokunarak finale varmak ve gözlerdeki umuda ve parıltıya şahitlik etmek Kutlu Nebi'nin tabiriyle sahralar dolusu kızıl deveye sahip olmaktan daha önemlidir. 





Peki,  bizler bu güzide vakfın hizmetlerinin neresinde yer alıyoruz ya da hangi kampanyasında rol alıyor ve destek veriyoruz? 

Bir Din gönüllüsü olarak bu ulvi hizmetin içinde mi yoksa zayıf bir halkasında mıyız? 

Sanıyorum bu soruların cevapları, hayatın monoton ve sıradanlaşan sokaklarında zamanın ve mekanın rengini almak yerine geleceğe dönük emanetlerin teslimi noktasında zihinlerimizde bir reaksiyon gösterecektir.

Vurdumduymazlık örtüsünden silkelenip şöyle bir el atma, gönül verme zamanı gelmedi mi?

Sahi nedersiniz? 

Diyanet Camiası olarak,  derin bir süzgeçten geçirilip göz hapsine alındığımız şu günlerde Türkiye Diyanet Vakfı'nı buluşmak ve buluşturmak iyi bir fikir değil mi sizce de...

Sahip olduğumuz değeri fark edip değerine değer katma zamanı gelmedi mi?

Buna ister vefa deyin, ister emanet...

Diyanet Vakfı Twitter Sayfası İçin 
BURAYA tıklayınız
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mukaddes 13 ay önce

Hocahanımın yüreğine sağlık.Hakikaten din görevlileri olarak hepimiz bir tarafa dağılmış durumdayız.O cemaat senin bu cemaat benim diye kavga ediyoruz.Niyetimiz yardım etmek ise samimi isek buyrun hiç art niyeti olmayan kirli el değmemiş vakıf.Emanetimize sahip çıkalım.

Avatar
kevir 13 ay önce

vakıf çalışmalarını ve özellikle yardım toplama faaliyetlerini diyanet personeli ve özellikle cami görevlileri üzerinden yapmayı bırakmalı kendi personeliyle başka bir metod bulunmalı cami görevlileri isteyici , el açıcı, dilenci durumundan çıkarılmalı

Avatar
rafet 12 ay önce

kusuru kendisine söylenmeyen adam ayıbını hüner sanır” (şeyh sâdî şîrazî)
diyanetin alt kaedemelere uyguladıgı muameleyi şirazi ne güzel anlatmış.

banner205