Başkan Görmez: 'Din İşleri Yüksek Kurulunun çalışmaları, tüm İslam alemi için önemli’

Diyanet İşleri Başkanlığının en yüksek karar ve danışma kurulu olan Din İşleri Yüksek Kurulu yeni kadrosuyla bugün göreve başladı.

Din İşleri Yüksek Kurulu devir teslim töreninde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, bugünün Diyanet İşleri Bakanlığı için önemli bir gün olduğunu belirterek, “Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı için önemli bir gün. Diyanet İşleri Teşkilatı, milletimiz, İslam alemi ve insanlık için ne kadar önemliyse, Din İşleri Yüksek Kurulu 16 ilim adamından oluşan ve her biri seçilerek gelen Din İşleri Yüksek Kurulumuz da ülkemiz, milletimiz ve Diyanet İşleri Teşkilatımız için o kadar önemlidir.” dedi.

Din İşleri Yüksek Kurulunun tarihi boyunca devletini, milletini ve toplumunu din konusunda pek çok yanlıştan koruyan bir kurul olduğunu kaydeden Diyanet İşleri Başkanı Görmez, devir teslim töreninde yaptığı konuşmada şu hususların altını çizdi:

“Din İşleri Yüksek Kurulu, tarihi boyunca devletini, milletini ve toplumunu din konusunda pek çok yanlıştan koruyan bir kurul olmuştur…”

Din İşleri Yüksek Kurulu, devletini ve milletini, toplumunu din konusunda pek çok yanlıştan koruyan bir kurul olmuştur. Hassaten etrafımız ateşler içerisinde yanarken, milletimizin dini hayattaki istikrarın oluşmasında şüphesiz en büyük katkılardan bir tanesi Diyanet İşleri Başkanlığımıza aittir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulumuzun varlığı bu açılardan son derece önemlidir.

“Din İşleri Yüksek Kurulunun çalışmaları sadece bizim için değil, bütün İslam alemi için son derece önemlidir…”

Heyetimiz aynı zamanda, Türkiye’nin ilahiyat birikimiyle Diyanet İşleri Teşkilatının bütün tecrübesini biraraya getiren bir heyettir. Tefsirden, Hadis ilmine, Fıkıhtan, Mezhepler Tarihine kadar her alanda ihtisas sahibi hocalarımız ile Diyanet İşleri Teşkilatı bünyesine hayatını adamış pek çok hocamız işbirliği yaparak ortaya koyacakları metodoloji, usul, çaba ve gayret bütün İslam alemi için son derece önemlidir.

“Fetva, dinin hayatla doğru ilişkiyi kurmasını sağlayan, ilim, hikmet ve marifetin ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri topluma sivil bir yöntemle ifade etmenin adıdır…”

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, fetva kavramı İslam dünyasında herkesin korktuğu bir kavrama dönüşmüştür. Fetva kavramı Batı dünyasında sadece idam fermanlarının adı olmuştur adeta. Hâlbuki Fetva kavramı dinin hayatla doğru ilişkiyi kurulmasını sağlayan, dinle hayat arasındaki ilişkide ilmin, hikmetin, marifetin ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri topluma sivil bir yöntemle ifade etmenin adıdır. Pek çok kitapta Müftünün adı Allah adına imza atmaya kalkışan insan olarak ifade edilmiştir. Çünkü dinin hayatla olan ilişkisi yeni gelişmeleri dikkate alarak ancak bu kavramla ifade edilebilmiştir. Bu sebeple, hadis kitaplarımızda ‘sizin fetvaya en cüretliniz ateşe en cüretli olanınız’ buyrulmuştur.

“Din İşleri Yüksek Kurulunun yeniden yapılanması bir zaruret arz etmektedir…”

Bugün İslam dünyasının içinden geçtiği süreçleri dikkate alarak Din İşleri Yüksek Kurulunun yeniden yapılandırılması artık kaçınılmaz bir zaruret haline gelmiştir. Bugün, İslam dünyası darmadağınık, yaralı, yorgun ve bitkin vaziyettedir. 100 yıllık yaralar kapanmadan yeni büyük yaralar açılmıştır. Yeni büyük yaralar açılmaya devam ediyor. Açılan bu yaralar sadece İslam Medeniyetinin başkentlerini tahrip etmiyor. Açılan bu yaralar insanlığa rahmet olarak gönderilen İslam’ın yapısını, İslam’ın insanlığa getirdiği merhamet mesajına, rahmet mesajına gölge düşürecek nitelikte büyük yaralardır. Mezhep çatışmaları son yüzyıllarda hiç görülmedik şekilde farklı boyutlar kazanmaya başlamıştır. Her türlü siyasi ve ideolojik kamplaşma kendisini mezhep çatışmaları görüntüsü altında insanlığa tahkim etmeye başlamıştır. Tefrika ve cehalet, ilim ve hikmetin hakim olduğu başkentlerde kol gezmeye başlamıştır. Müslüman bünyeyi alabildiğine bütün bu cehalet ve tefrika tahrip etmektedir. Dahası bu bünyenin kendini toparlamaya adeta mecali kalmamıştır. İşte bütün bunu dikkate alarak Din İşleri Yüksek Kurulumuzun yeni çalışmalar yapması, ancak bütün bunların ilimle, hikmetle, marifetle aydınlanabileceği, din-i mübin-i İslam’ın insanlığa getirdiği o rahmetin yeniden bütün insanlığa takdim edilmesi için yeniden yapılanması bir zaruret arz etmektedir.

“İslam dünyasının ve Müslümanların içine düştüğü tablodan olumsuz manada etkilenen yeni kuşakların sorunları üzerinde mutlaka durmalıyız…”

İslam dünyasında her tarafı sarmaya başlayan çatışmalar çok büyük sorunları beraberinde getirmektedir. Milyonlarca Müslüman yerinden, yurtlarından olmuş, can, mal, ırz güvenliği endişesi meydana gelmiştir. Müslümanların pek çoğu mülteci konumuna düşmüştür. En üzücü olanı, Müslümanlar Müslümanlardan kaçarak gayrimüslimlere sığınmaya başlamıştır. İslam kardeşliğini gerçek manada hayata geçirmeye şiddetle ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda Başkanlığımızın öncülüğünde kurulan İslam ülkeleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi oluşumunun daha etkin ve verimli çalışmalar yapabilmesi için Din İşleri Yüksek Kurulumuza çok büyük görevler düşmektedir. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlikeler, İslam dünyasının ve Müslümanların içine düştüğü tablodan son derece olumsuz manada etkilenen yeni kuşakların sorunları üzerinde mutlaka durmalıyız.

“Din İşleri Yüksek Kurulumuz genç kuşakların idrakine hitap etmenin yollarını bulmak durumundadır…”

Din İşleri Yüksek Kurulumuzun yeni Başkanına, yeni üyelerine ve bütün uzman arkadaşlarımıza, Diyanet Teşkilatının bütün mensuplarına, bütün müftülerine, en ücra köşedeki bütün din gönüllülerine hitap etmek istiyorum! İlahiyat Fakültelerimizin bütün hocalarına, İmam-Hatip Liselerimizin bütün hocalarına ve öğrencilerine hitap ediyorum. Ve diyorum ki; biz yeni yetişen genç kuşaklara İslam’ın o rahmet mesajını anlatmakta güçlük çekiyoruz. Meydana gelen üzücü hadiselerin sebeplerini onlara izah etmekte zorlanıyoruz. Onlara yeniden bu yüce dinin doğru anlatılması için yeni bir dil, yeni bir üslup, yeni bir hikmet, yeni bir marifet yolunu bulup ortaya koymakta büyük bir zaruret olduğunu ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, Din İşleri Yüksek Kurulumuz hassaten dini soruları cevaplandırırken genç kuşakların idrakine hitap etmenin yollarını bulmak durumundadır. Genç kuşaklara Müslümanların yaptıklarından dolayı İslam’ın nasıl suçlandığını, asıl işlenen hataların Müslümanlara ait olduğunu, Müslümanların işledikleri bu hataların din-i mübin-i İslam’a mal edilemeyeceğini, Resulü Ekrem Sallahu Aleyhi ve Sellem’in yeryüzüne getirdiği o rahmet mesajlarını yeniden anlatabilmeliyiz. Tarih boyunca insanlığa takdim ettiğimiz o rahmet medeniyetlerini yeniden anlatabilmeliyiz. Aynı şekilde bu rahmet medeniyetinin yeryüzünde yeniden egemen olacağından şüpheleri olmaması gerektiğini ifade edecek yol ve yöntemleri bulmak durumundayız.

“İbadetlere indirgenen dindarlık anlayışları ile şekilciliğe indirgenen ibadet konusu üzerinde durmalıyız…”

İbadetlere indirgenen dindarlık anlayışları ile şekilciliğe indirgenen ibadet konusu üzerinde durmalıyız. Din İşleri Yüksek Kurulumuz herhangi bir ilmihalde cevabı olan bir soruya muhatap olmak durumunda değildir. Mehabeti de buna uygun değildir. Din İşleri Yüksek Kurulumuz bugün ibadetlere indirgenen dindarlık ile şekilciliğe indirgenen ibadet anlayışı üzerinde yoğunlaşmalı ve genç nesillere bunun gerçek mahiyetini anlatabilmelidir.

“Vinç kazasında asıl her mümini kalbinden yaralayan husus, yaralılar hastaneye götürülmeyi beklerken Kabetullah’ın etrafında tavafın devam etmiş olmasıdır…”

Yakın geçmişte hac ibadeti esnasında iki büyük facia yaşadık. Bunlardan bir tanesi, 100’ü aşkın kardeşimizin vefatıyla neticelenen vinç kazasıdır. Asıl üzerinde durmamız gereken vinç kazasının kendisi değildir. Asıl her mümini kalbinden yaralayan husus; vinç kazasında yaralılar hastaneye götürülmeyi beklerken Kabetullah’ın etrafında tavafın devam etmiş olmasıdır. Asıl her bir müminin kalbini yaralayacak husus; yaralılar orada can havliyle imdat beklerken cemaatle namazın kılınmaya devam edilmiş olmasıdır. Bu, ümmetin içine girdiği cehaletin boyutlarını gösteren çok önemli bir örnektir. Zira hepimiz biliyoruz ki, Kabetullah Hazreti İbrahim’in binasıdır. Hazreti İbrahim’in yapısıdır. Cenabı Hakk’ın emriyle İbrahim’in ve İsmail’in inşa ettiği bir binadır. Ama biz insan dediğimiz, Hazreti insanın kalbinin, insanın Allah’ın yapısı olduğunu ve nice Kabe’lerden üstün olduğunu anlamakta ve anlatmakta geciktiğimizi, taksirlerimizin olduğunu kabul etmeliyiz.

“Börtü böceğe dokunmanın yasak olduğu bir ibadette, yüzlerce kardeşimizin izdihamda vefat etmesinin herhangi izahı yoktur…”

İkinci yaşanan faciada yüzlerce kardeşimizin Mina’da güpegündüz düz yolu yürürken, hem de bütün kötülüklerden sembolik olarak kurtulmak için şeytan taşlamaya giderken en küçük bir börtü böceğe dokunmanın yasak olduğu bir ibadette, sivrisineğe bile eziyet etmenin caiz olmadığı bir ibadet esnasında yüzlerce kardeşimizin orada vefat etmesidir. Bunun herhangi izahı yoktur. Bunun ümmete yakışır bir tarafı yoktur. Bunun dünyaya izah edilebilir bir tarafı yoktur. Ama asıl izah edilemeyecek önemli bir husus daha vardır. O da bu elim hadiseden sonra hiçbir Müslümanın öz eleştiriye dahi tahammül göstermemiş olmasıdır. Mühim olan kardeşleriyle birlikte bütün dünyadaki Müslüman kardeşleriyle birlikte kafa kafaya, gönül gönüle vererek eyvah biz ne yaptık? Biz bu büyük günahı nasıl işledik? Bir daha bu büyük günahı işlememek için ne yapmalıyız? Bu konu üzerinde hiçbir Müslümanın, hiçbir Müslüman ülkenin durmamış olması asıl en üzücü hadiselerden bir tanesidir.

“İslam Dünyasının ilmiyle amil, hikmetle ve marifetle ümmetin önünü aydınlatacak alimlere ihtiyacı vardır…”

Dolayısıyla Diyanet İşleri Teşkilatının, ilim adamlarının, alimlerin, Din İşleri Yüksek Kurulumuzun üzerine büyük vazifeler düşüyor. Biz bütün bu konularda ümmeti aydınlatmak için elimizden gelen her türlü gayreti sarf etmek zorundayız. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Bugün İslam dünyasının, İslam aleminin su ve ekmek kadar alime ihtiyacı vardır. Ama ilmin hammalı olan alimlere değil, insanları fetvalarıyla saptıran bilginlere değil, bilgiçlere değil. İlmiyle amil ve gerçekten hikmetle ve marifetle ümmetin önünü aydınlatacak alimlere ihtiyacı vardır. Din İşleri Yüksek Kurulumuzun yeniden yapılanması derken bilhassa uzman ve uzman yardımcısı kardeşlerimizle birlikte adeta büyük bir akademiye dönüşerek, toplumu aydınlatan bir akademiye dönüşerek, sürekli doğru bilgi üreten bir mekanizmaya sahip olması büyük önem arz etmektedir.

“Bugün İslam dünyasında bir fetva anarşisi var…”

Bugün İslam dünyasında bir fetva anarşisi var. Bu fetva anarşisi bizim ülkemize de bulaşıyor. Televizyon yayınları marifetiyle bakıyorsunuz peygamberliğini ilan edip başka bir ülkeden sabahtan akşama kadar propaganda yapan insanlar görebiliyorsunuz. Mehdiliğini ilan edip sabahtan akşama kadar insanları saptırıcı bilgiler ile yaralayan, yanlış bilgiler telkin eden insanlar görebiliyorsunuz. Kanallarda canlı yayınlarda rüya tabirleri yapıp, muskalar yazıp onlara gönderen insanlar görebiliyorsunuz. Bütün bu konularda Din İşleri Yüksek Kurulumuzun her hafta, her ay toplanarak milletimizi sadece tarihe bağlı olarak değil, sadece tarihi bilgilerle değil o tarihi bilgileri bugüne getirerek, bugünün idrakine hitap ederek bu toplumu din konusunda doğru aydınlatmak için üzerine düşen vazifeyi hakkıyla ifade etmesi gerekiyor.

“Din İşleri Yüksek Kurulu, İslam dünyasının büyük ilim adamlarıyla bir araya gelerek değerlendirmeler yapmalı ve bunu dünya ile paylaşmalıdır…”

Din konusunda hala bizim toplumumuzda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Biz bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hala hizmet kusurlarımızın olduğunu kabul ediyoruz. Behemehâl Din İşleri Yüksek Kurulumuz her hafta yaptığı toplantılar ile ortaya koyduğu doğru bilgileri sözcüsü marifetiyle topluma takdim etmeli. 3 ayda bir genişletilmiş istişare heyetiyle, İlahiyat Fakültelerimizden ve toplumun farklı kesimlerinden hayatını ilme, irfana, hikmete, marifete adamış büyük ilim adamlarıyla bir araya gelerek bu toplumun yaşadığı dini sorunlarını paylaşabilmeli. 6 ayda bir aynı zamanda bütün İslam dünyasının büyük ilim adamlarıyla bir araya gelerek değerlendirmeler yapmalı. Bu değerlendirmelerini dünyanın her tarafıyla paylaşmalı. Şimdi önümüzdeki hafta inşallah Pasifik Asya Müslüman Dini Liderler Zirvesini yapacağız. Daha önce Latin Amerika Müslümanlarıyla bir araya geldik. Afrika Müslümanlarıyla bir araya geldik. İslam dünyasının alimleriyle, Ortadoğu coğrafyasındaki alimlerle bir araya geldik. Avrasya İslam Şûramız var. Bütün bu çalışmalarla Diyanet İşleri Teşkilatı sadece İslam ülkeleriyle değil, dünyadaki bütün Müslümanlarla irtibatlarını kurmuş vaziyette. Ama bu sadece gönül irtibatı kurmakla yeterli değil. Bu gönüller arasında, kurumlar arasında, müesseseler arasında bilginin, hikmetin, marifetin akmaya başlaması lazım. Karşılıklı bir etkileşim içerisinde tecrübe alışverişinde bulunarak İslam dünyasını saran bu cehaleti, yanlış din anlayışlarını, yanlış dindarlıkları ortadan kaldırmak için bize çok daha büyük görevler düşüyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.