Diyanet, Cumhurbaşkanlığı’na Bağlansın!
22 aygibi bir zaman diliminde Başbakanlığa bağlanan Diyanet İşleri Başkanlığı, istenilen performansı gösteremezken Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması durumunda nasıl bir yol izler merak konusu oldu.

Türkiye gazetesi yazarı Rahim Er'in Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasını dile getirdiği o yazı:

"Diyanet İşleri Riyaseti" ilk kurulduğunda kurum, doğrudan Reis-i Cumhurluğa bağlıdır. Daha sonra gelen iktidarlarda Başbakanlığa ve bilâhare de Başbakan yardımcılığına bağlanmış, zaman zaman Başbakanlıkla Başbakan yardımcılığı arasında yer değiştirmiştir...

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı, yurt içi geniş hizmet ağından başka, artık yurt dışında da 7 kıtada 80 ülke ve 120 hizmet noktasında yüzümüzü ak eden temel müesseselerimizden biridir. Bu cümleden olarak şu düzenlemenin yapılması hakkı teslim adına fevkâlade isabetli olacaktır:

Hazırlanmakta olan yeni sivil Anayasada Genelkurmay Başkanlığı ve  MİT doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı'na/Başkan'a bağlanacaktır. Bu meyanda gerek artan hizmetleri, gerek dünya önünde kavuşması gereken itibar ve mânevi varlığı itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da Cumhurbaşkanı'na/Başkan'a bağlanması, malumat, talep ve tekliflerin doğrudan Başkan'a arzı gayet isabetli olacaktır.

İktisattaki "kötü para iyi parayı kovar" kaidesinde olduğu gibi gündemin bazen hiç de hakkı olmadığı hâlde yol kapatması sebebiyle asıl görülmesi ve hizmetlerinin tanıtımıyla faaliyetlerinin kamuoyuyla paylaşılması gereken kurumlar, çok yakında oldukları hâlde çok uzakta kalabilmekteler. AFAD öyledir, Kızılay öyledir, Yeşilay öyledir, Göç İdaresi öyledir. Belki TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü bile öyledir. Bir çok STK da öyledir. Bu  bigâneliğe maruz güzide müesseselerimizden biri de "Türkiye  Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı"dır.

Diyanet İşleri Başkanlığımız, Sapanca'da "Kitlesel Göç Hareketleri ve Küresel Din Hizmetleri" başlığı altında 5. Yurtdışı Din Hizmetleri Konferansı tertipledi. Bu konferansta hem Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez'i ve hem de ülke ülke 7 kıtaya yayılmış din müşavir ve ataşelerimizi dinledik. Bu konuşmalar, ortaya koydu ki mülteci mes'elesinin tarafları, Afganistan, Suriye ve Iraklılardan ibaret değil. Diyanet konuya dair geniş fikri hazırlıklar yapmış. Üzerinde kafa yorulan metinler ortaya çıkmış. Bugünkü Diyanet'in ağırlığı dünle kıyas kabul etmez seviyededir. TDV/Türkiye Diyanet Vakfı'nın İİT/İslam İşbirliği Teşkilatı'nda "Gözlemci" sıfatını kazanmış olması keyfiyeti, dediğimizi tek başına isbata yeter.

Bu toplantı vesilesiyle Mehmet Görmez Hocayı da daha yakından tanıma fırsatımız oldu. Memnuniyetle gördük ki bir İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleri sevdalısı. Mezheplerimizden taviz vermeyen bir yapıda. Son zamanlarda mezheplere dair yanlış anlaşılmaya açık sözler edilmesi üzerine boş durmayarak ilgili makamlarla olması gereken netice alıcı konuşmalar yapmış.

"İmamı Azam ve diğer 3 mezheb imâmımızı anma toplantıları yapılması ne iyi olur" dememiz üzerine "Kafkaslarda 3 tane İmamı Azam Ebu Hanife Enstitüsü açtık" haberini bize verdi...

Bir yıl içinde 14 İslâm ülkesinin yurdumuza gelip teşkilat yapısını incelediği ve çoğalan faaliyetleriyle dünya Müslümanlarını yekdiğerine tanıtma vazifesini sürdüren Diyanet'in Sapanca toplantısında öne çıkan fikirlerden bazılarının satır başlarını  şöylece nakletmek mümkün:

-Peygamberler sünneti olarak ifade edilen Hicret ile bugünün modern dünyasındaki kitlesel göçler arasındaki mukayese zor bir mukayesedir. Bugün biz, kendi diyarımızda emânı kaybettik. İslâm diyarından başka diyarlara göçler başladı. O göçlerde nice çocuklarımızı yolda kaybediyoruz.


-İltica ve göç hareketlerinde en önemli husus, kimlik ve aidiyet mes'elesidir. Bugünkü göçlerin doğurduğu problemleri ortadan kaldırmak için yeni uluslararası kuruluşlarla cihanşümul mukavelelere ihtiyaç vardır.

-Batı, göçmen mes'elesini halletmekten ziyade kendi memleketlerini göçmen dalgalarından korumamak için çaba sarf etmektedir.
-Üzerine en fazla yoğunlaşacağımız hakikatlerden biri, mülteci çocuklarının eğitimi olmalıdır. Hizmet tarifimiz, yeryüzündeki bütün beşeriyete hitap etmelidir....

Büyük sosyolog Muhammed ibni Haldun, "göçler, medeniyetleri ayakta tutar" der. Bir bu zenginleştirici gerçek var. Bir de günümüzdeki utandıran göçler dramı. Diyanet Başkanının "denizlerden topladığımız ölülerin kabir taşlarına yazacak isim bulamadık" sözü herkesi dilhûn etse gerek. Her şeye rağmen hadiseyi o cümle kucaklamaktadır. Bu ifade ve bu ahlâktan vaz geçemeyiz. Vaz geçersek kendimiz olmaktan çıkarız:

Biz, medeniyetimizin bize öğrettiği terbiye  gereği Muhacire Ensar olmak borcundayız. Bundan dolayıdır ki  3 milyon kardeşimiz ana vatanlarında huzur içinde yaşamaktalar. Burada iki yıl kadar önce yazdığımız bir teklifi  bugün bir kere daha tekrarlamak isteriz:


-Türkiye, mültecileri vatandaşlığa almalıdır!  

Zaten 96 sene önce hepimiz, aynı imparatorluğun teb'asıydık, aynı bayrağı yükselten eldik. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
adalet 7 ay önce

ihlas gurubu yağcılıkta ön sırayı kimseye kaptırmıyorlar... işlerini biliyorlar değil mi?

Avatar
Erzurum'lu 7 ay önce

diyanetin cumhur başkanlığına bağlanması mükemmel olur.padişah şeyhulislam birlikteteliğini iyi anlamamız lazım.

Avatar
Serkan 7 ay önce

Tam isabet acilen olması lazım