Diyanet, İnsanlığa açık ve acil çağrıda bulundu!
Mehmet Görmez'den "İyilik" Mesajı

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Medeniyetleri inşa eden, kendilerini tanımlamalarına imkân veren belli başlı kavramlar vardır. Bir din ve medeniyet olarak İslam’ı anlamak, anlatmak ve yaşamak istediğimizde karşımıza çıkan temel kavramlardan birisi de hiç şüphesiz,“iyilik”tir. Son dinin iyiye ve iyiliğe dair ne kadar derin bir bakış açısına sahip olduğunu fark etmek için onun söz dağarcığında yer alan kavram haritasına ve zengin anlam dünyasına bakmak yeterlidir.
 
İyilik kimi zaman “hayır” kavramıyla, kimi zaman da “birr” kavramıyla karşımıza çıkar. Onun bazen “ihsan”, bazen “hasenat”, bazen “lütuf ”, bazen “fazl”, bazen “kerem”, bazen “âlicenaplık”, bazen “ma‘rûf ”, bazen de “mürüvvet” kavramlarıyla ifade edildiğini görürüz. Bireysel ve toplumsal hayatımızın detaylarında dolaştığımızda, iyiliğin inci dizisinden saçılan bu kavramlardan birine mutlaka tesadüf ederiz.
 
İslam medeniyeti iyilik hareketini “vakıf ”lar marifetiyle kurumsallaştırmıştır. Kaynağını doğrudan Kur’ân-ı Kerim ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.s) sünnetinden alan vakıflar, kesintisiz hayır işleme bilincini İslam toplumlarına yerleştirmiş ve Müslümanlara ebedîleşmeyi öğretmiştir. Vakıflar, tarihimiz boyunca iyilerin buluşmasında, iyiliğin topluma yayılmasında ve süreklilik kazanmasında anahtar rol oynamıştır. İnsanlığa karşı ahlakî, vicdanî ve dinî sorumluluğunu yerine getirerek iyiliğe katkı sağlama çabası, vakıf müessesesinin temelini oluşturur. Sosyal hayatın dinamikleri, ekonomik hayatın parametreleri, kültürel hayatın kodları üzerinde son derece büyük tesirleri olan vakıf, salt yardımlaşma ve dayanışma duygusundan öte bir hayat felsefesidir. İslam dünyasının dört bir köşesine yayılmış olan mescit ve camiler, han, hamam ve imarethaneler, mektep ve medreseler, tekke ve zâviyeler, çeşme ve sebiller, köprü ve kervansaraylar, topluma sundukları karşılıksız hizmetle vakfın somutlaşan abideleri olmuştur. Kuruluşunun 40. yılını kutladığımız Türkiye Diyanet Vakfı da bu kadim iyilik zincirinin günümüzdeki en güçlü halkalarından biri olarak görevini ifa etmektedir. Bir hayır ve yardımlaşma kapısına dönüşen ve gönüller arasında köprüler kurmaya devam eden Vakfımız, gelinen noktada yedi kıtada iyiliğe öncü, iyilere yol arkadaşı olmakla onur duymaktadır. Sonuç olarak “iyilik”, kültür ve medeniyetimizi şekillendiren değerler manzumesinde merkezî bir konuma sahip olmuştur. İslam’ın varlığa, insana ve ahlaka bakışı, iyilik anlayışının da temelini oluş- turmuştur. İslam’ın “iyilik tasavvuru” daima aşkın ve metafizik değerlerle, insan onuruyla, fayda ve maslahatla, sorumluluk bilinciyle ve hayatın nihai anlam ve gayesiyle birlikte inşa edilmiştir. Dinî metinlerimizde ifadesini bulduğu şekliyle, Müslü- man, hayatını iyiliğe adayan ve onu iyiliklerle anlamlandıran kişidir. Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir duasında, iyilik için yaşamayı bir varoluş sebebi olarak takdim etmiştir.
 
“İyilik ideali”nin zedelendiği bir zaman diliminde, savaşların, işgallerin, soykırımların, ihtilallerin, sömürgeciliğin ve şiddetin had safhaya çıktığı bir yerkürede yaşıyoruz. İyiliği arayan, iyiliksiz kalan, iyilik için çırpınan, iyiliğe muhtaç, iyilikten bihaber bin bir türlü insana ulaşmak, her birine iyilik götürmek gibi büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Dünyanın önemli bir bölümü açlık, sefalet ve korku içinde temel ihtiyaçlarını karşılamanın mücadelesini verirken, diğer bir bölümü sorumsuz ve ölçüsüz bir tavırla yapay ihtiyaç ve arzuların pe-şinde koşuyorsa, iyilik tasavvurunu yeniden gözden geçirmesi için insanlığa açık ve acil bir çağrıda bulunuyoruz.
 
Elbette biz Müslümanların da bu çağrıya kulak vermemizi gerektirecek nedenlerimiz var. Bugün iyiliğin hayat bulduğu topraklardan, iyilerin imar ettiği şehirlerden kan ve barut kokusu yayılıyor. Bir kötülük sarmalı İslam dünyasını rehin almış durumda ve bu sarmalı besleyen yolları bir türlü kapatamıyoruz. Eleştirilere karşı gösterdiğimiz savunmacı yaklaşım, “daha iyi” olma yolundaki çabalarımızı yavaşlatıyor. Bugün İslam âlemi, önce kendi değer ve kavramlarıyla nasıl bir ilişkide olduğunu yeniden gözden geçirmek, sonra da insanlığa karşı “iyilik teklifi”ni yenilemek zorundadır.
 
Zamana tanıklık eden ve “Ben Müslüman’ım” diyen herkes, iyiliğin yeniden bu coğrafyada ve bütün dünyada hâkim kılınması için seferber olmalı; en yakın çevresinden başlamak üzere her işinde hayra anahtar, şerre kilit olmayı ilke edinmelidir. Bu düşüncelerle iyilik adına elinizdeki eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, iyiliğin egemen olduğu bir dünyayı Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
KAMURAN KELEDOŞ 1 yıl önce

TÜRKİYEDE DİN VE DİYANET ALGISI NASIL DEĞİŞTİ STRATEJİ GELİŞTİRME BAŞKANIMIZA SÖYLEYİNDE BİZE CEVAP VERSİN

Avatar
Hoca 1 yıl önce

Personeldeki diyanet algısını araştırmak lazım bırak memleketi

Avatar
hakki 1 yıl önce

Diyanet yipratilmamali...ulkemiz ve dunyadaki tum muslumanlar icin diyanet yipratilmamali..Baskanimizin bu guzel mesajlari diyanetin misyonunu gostermiyormu .israf mersedes tertismalarini da israf olarak goruyorum şu asil konusulacak konularin yaninda...dunyayi kalben terketmek lazim..