Diyanet işleri, Osmanlı'yı yıkan oyun yeniden oynanıyor
 
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, yeni döneme ilişkin ilk değerlendirmelerini Yeni Şafak'a yaptı. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, Ankara Haber Müdürü Hüseyin Likoğlu ve Yeni Şafak muhabirleri Ayfer Mallı ve Yasemin Asan'ı makamında ağırlayan Görmez, Paris saldırısından Papa'nın 'üçüncü dünya savaşı' açıklamalarına, yeni dönemde atılacak ilk adımlardan, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ne, Uluslararası İslam Üniversitesi'nden, 24 saat Kuran basacak yeni matbaaya kadar pek çok konuya değindi.
 
İSLAMAFOBİDE İKİNCİ AŞAMAYA GEÇİLİYOR
 
Paris'te büyük bir terör saldırısı yaşandı. Bu tür terör saldırıları son zamanlarda İslam'a daha çok zarar vermeye başladı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?
 
Öncelikle tekrar bütün insanlık ailesine başsağlığı diliyorum. Masum insanları hunharca katletmeyi meşrulaştıran her türlü düşünceyi şiddetle reddediyorum. Burada katledilen sadece insanlar değildir. Ankara'da, Paris'te, Lübnan'da, Nijerya'da vb. yerlerde İslam adına işlenen cinayetlerde katledilen veya katledilmek istenen rahmet dininin insanlara getirdiği yüce değerlerdir. Elbette bu yaşanan katliamları herhangi bir dinin, inancın onaylaması mümkün değil. Ancak bunun üzerinden İslam'ın, Kur'anın, Hz. Peygamber'in (s.a.s) itham altında bırakılması ve bütün Müslümanların bu konuda suçlu konuma düşürülmesi üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Çünkü İslamofobi endüstrisini üretenler yeni ikinci aşamaya geçmek istiyorlar.
 
İSLAM ARTIK SADECE ORTADOĞU'DAN İBARET DEĞİL
 
Nedir bu ikinci aşama?
 
İslamofobi, bir fobi olmaktan olmaktan çıksın isteniyor. Nefret ve düşmanlığa, hatta o nefret ve düşmanlığın karşılıklı saldırılara dönüşmesi isteniyor. Dolayısıyla terör şebekelerinin bu emellerine hizmet etmemek için hangi dinden, inançtan, bölgeden olursa olsun bütün insanların daha dikkatli olmaları ve bu tür katliamlar üzerinden birbirlerini, birbirlerinin tarihini, kültürünü suçlamaya kalkışmamaları gerekiyor. Bu vesileyle Fransa yöneticilerinin bugünlerde kullandığı dilin nisbeten doğru bir dil olduğunu düşünmüyorum. Bugün tarihte olduğu gibi İslam dünyası diye birbirinden tamamen ayrı birbirine karşı ve düşünen iki dünya yok. Hıristiyan dünyası gibi iki dünya yok. Hıristiyan dünyası dediğimiz dünya kadim zamanlardaki Hristiyan dünya değildir. İslam dünyası doğduğu dünyadan, Ortadoğu'dan, Hicaz'dan, Şam ve Irak'tan ibaret değildir. Hiçbir zaman farklı dinler bu küreselleşme dalgalarından sonra olduğu gibi iç içe geçmedi. Biz bu durumu yeni yaşıyoruz. Artık her ülkede her dinden her ırktan her coğrafyadan insan var. Ama küreselleşme siyaseti farklılıkları yönetemiyor, bir ahlak ve hukuk içerisinde birlikte yaşatamıyor. Bütün dünyanın bilim adamlarının, akil insanlarının, bu konuya kafa yorması lazım.
 
PAPA'NIN TELAFFUZ ETMESİNİ YADIRGADIM
 
Paris saldırısı sonrasında Papa'nın yaptığı açıklamada 'üçüncü dünya savaşı' vurgusu dikkat çekti. IŞİD'in ortaya çıkması ile birlikte bir dinlerarası savaşın çıkmasından kaygı duyuluyor mu?
 
'3. Dünya Savaşı' kavramının Papa tarafından telaffuz edilmesini biraz yadırgamadım değil. Ama asimetrik bir savaş görülüyor her tarafta. Bunların arkasında yatan sebeplerin halen tahlil edilmediği kanaatindeyim. Bunların doğrudan dinlerden, dinden neşet etmediğini herkes biliyor. Bilakis, dinin bu sürecin en büyük mağduru olduğunu görüyoruz. Çünkü tarihte yaşanmış büyük acılar var. Bu büyük acıların halen muhasebesi yapılmamıştır. Son 200 yılda bilhassa İslam dünyasına yönelik yaşanan trajediler, büyük acılar, büyük hadiseler hep ertelenmişti.
 
BUNUN DİN OLMADIĞINI GÖRMEMİZ GEREKİR
 
Bu ertelemenin neticeleri neler oldu?
 
Doğrudan işgallerle milyonlarca insan katledildi. Tehcire mahküm oldu. Şiddetin ve savaşın gölgesinde yaralı bilinçler ve ölümcül kimlikler türedi. Bahar adı altında başlayan hareketler dondurucu kışlara dönüştü. Bu gibi hallerde ilim, hikmet hakim değilse, din ideolojiye dönüşür. İnsanlar kimliklerinin en derununda dini görürler. Ve bu dinden birer ideoloji üretirler. Bunun farkında olmak lazım. Bunun dinin kendisi olmadığını çok iyi görmek lazım. Burada zannedildiği gibi bir medeniyetler çatışmasından söz etmek de mümkün değildir. Zira şiddet ve savaşın gölgesinde cahil bırakılan nesiller medeniyetin ne olduğunu bilmezler ki medeniyet mücadelesi versinler. Kaldı ki öyle bile olsa medeniyetler arası çatışmadan medeniyetler içi çatışmaya bir evrilme söz konusu. Müslümanların da bunun farkında olması lazım.
 
MÜFREDATIMIZI GÖZDEN GEÇİRMELİYİZ
 
İnsanlar IŞİD'in, El Kaide'nin dünyaya takdim ettiği şiddet üzerinden İslamiyet'i okumaya başladı. Bunun önüne geçmek için İslam dünyasının neye ihtiyacı var?
 
İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike; tarih boyunca medeniyetler üreten İslam anlayışının şiddetin ve savaşın gölgesinde ortaya çıkan ideolojilerin tehditi altına girmiş olmasıdır. Bütün Müslümanların, eğitimcilerin, hocaların üzerinde durması gereken konu budur. Yüzyıl içinde açıkça anlaşıldı ki; okullarda, mekteplerde öğrettiğimiz İslam, tarih boyunca Peygamberimizin, sahabelerin, alimlerin kurduğu medeniyetler üreten o ana yoldan uzaklaşmaya başlamıştır. Selefilik adı altında son 50 yıl içinde İslam dünyasında ortaya çıkan öğretinin İslam'a ve Müslümanlara maliyetinin, buradan neşet eden ideolojilerin İslam'ı ve Müslümanları nasıl tehdit ettiği bütün yönleri ile ele alınması gerekiyor. Bunu dikkate alarak müfredatımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde Osmanlı'nın yıkılışında kullanılan bu ideoloji, şimdi de İslam dünyasını top yekün tahrip edilmesinde kullanılmaya başlandığını çok iyi tespit etmek gerekir. 100 yıl sonra aynı oyun şekil değiştirerek yeniden oynanıyor.
 
IŞİD BİR NETİCEDİR BİR SEBEP DEĞİL
 
İslam dünyası ve terörün birlikte anılmasına karşı Diyanet neler yapmayı planlıyor?
 
IŞİD bir neticedir, bir sebep değildir. Biz sebepler üzerinde durmayı ihmal ettik. Bu coğrafyada ertelenmiş 200 yıllık trajediler var. Hiçbir coğrafyanın bu kadar fay hatlarıyla oynanmadı. Sadece coğrafi fay hatlarımızla oynanmadı, bizim dini kültürel fay hatlarımızla da oynandı. Bütün bu ideolojiler şiddetlerin savaşların gölgesinde ortaya çıktı. Bunları sadece dinler tarihi açısından açıklamak mümkün değildir. Siyasi, kültürel, dini yüzlerce sebep sayılır. Bunların hiçbirisini ihmal etmemek, hepsini birlikte değerlendirmek lazım.
 
İMAM HATİPLERİN VARLIĞI EN BÜYÜK ÖNLEM
 
Bazı önlemler alınmasını söylüyorsunuz yani. Türkiye ne gibi önlemler aldı?
 
Türkiye'de İHL'lerin, ilahiyat fakültelerinin, Diyanet İşleri Başkanlığının ve hatta Kur'an kurslarının varlığı bizim verdiğimiz din eğitiminin varlığının bunun önünde büyük bir engel olduğunu düşünüyorum. Hem tarihimizden aldığımız bir miras var ve bu mirası böyle bir dini, politika çerçevesinde çocuklarımıza veriyor olmamızın son derece önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bu tür ideolojilerin bu topraklarda yer bulamamasının sebebi budur.
 
O mektup toplumlarda karşılık bulacak
 
G-20 zirvesi kapsamında Türkiye'de bulunan liderlere mektup yazdınız. Nasıl karşılık buldu bu mektup?
 
Mektup yeni yazıldığı için nasıl karşılık bulduğunu bilmiyorum. Toplumlarda bir karşılık bulacağını düşünüyorum. Bizimkisi İbrahim'i yakan ateşi söndürmeye giden karınca misali o yolda olmaktır. Dünyada merhamet ve vicdan kıtlığı var. Gelir dağılımda bir adaletsizlik var. G-20 ülkelerinin dünya ekonomisinin yüzde 85'ini idare ettiği biliniyor. Diğer bütün ülkelerin ve insanların sadece yüzde 15'ine sahip olduğu anlaşılıyor. Bu adaletsizliğin hakim olduğu bir dünyada barışı, merhameti, adaleti tesis etmek çok güç. Onun için mektupta birkaç tane çok önemli husus var. Dünyanın geleceğine yön veren liderlerin biraz daha bu konuya dikkatlerini çekmenin doğru olacağını düşünüyorum. Ve bununla ilgili bir önerim var.
 
Nedir bu öneri?
 
Keşke bu tür zirvelerden önce farklı dünyaların din kurumları başlarındaki din adamları ile ayrıca bir araya gelip onların varacakları neticeleri G-20 liderlerinin önüne koymaları geleneği olsa. Aslında farklı ve doğru bir adım olur. Bunu Rusya bir kez yaptı, ben de katılmıştım. Çok faydalı olmuştu. Bunun bir gelenek haline geleceğini düşündüm ama olmadı. Büyük zirvelerden önce farklı din kurumları bir araya gelip bu konuları değerlendirseler ve bu değerlendirmelerden çıkan sonucu kendi liderleri ile paylaşsalar keşke. Çünkü dünyanın sorunları ekonomik sorunlardan ibaret değildir. Bugün dünyada kimlik bunalımları, manevi bunalımlar, ekonomik sorunları öncelemiştir. İnsanlığın yeniden vicdan ve merhamet seferberliğine ihtiyacı ortadır.
 
Kanaat önderleri ile çalışacağız
 
Terörün son bulması için Güneydoğu'yu sık sık ziyaret edip kanaat önderleri ile bir araya geliyorsunuz. Yeni dönemde de kanaat önderleriyle bir araya gelecek misiniz?
 
Biz bu dönemde bölgede yürüttüğümüz din hizmetlerini sadece imamlarımızla, müftülerimizle yapmayacağız. Bölgede hayatını ilime irfana adamış bütün ilim ve irfan adamlarıyla, Türkiye'mizin en zor dönmelerinde medrese hayatını ayakta tutmaya çalışan kanaat önderleriyle birlikte yürütmeye çalışacağız. Zaten geçmişte çabalarımız başlamıştı. Bu çabaları kurumsallaştıracağız. Bunu yasal bir zemine kavuşturmayı planlıyoruz. Bunun bazı ön çalışmalarına başladık, müşterek çalışmalarımız var.
 
İslam üniversitesi için altyapı hazır
 
Türk ve İslam dünyasının ihtiyacı olan Uluslararası İslam Üniversitesi'nde gelinen nokta nedir?
 
İslam dünyasında her gün gördüğümüz manzaralar ülke olarak bu konuda gecikmemizin affedilir bir şey olmadığını ortaya koyuyor. Bugün, bizim o tarihi dini dokuyu koruyan ve büyük medeniyetleri kuran bir ülke olarak İstanbul'da dünyanın bütün Müslüman gençlerine, çocuklarına bu imkanı vermemizin önemi tekrar öne çıkıyor. İstanbul'da uluslararası İslam Üniversitesi fikrimiz olgunlaşmıştır. Bu dönemde de ilk atmamamız gereken adım bu olacaktır. Geçtiğimiz Cuma günü Sayın Başbakan'ın ziyareti esnasında benim ilk seslendirdiğim konu bu oldu. İnşallah en kısa zamanda bunu gerçekleştiririz diye düşünüyorum. Alt yapımız hazır.
 
24 saat Kur'an basılacak
 
'Hediyem Kur'an olsun' ve 'Dünyada hiçbir lisan Kur'ansız kalmasın' kampanyalarınız başarılı bir şekilde devam ediyor. Bu konularda şimdilerde ne yapmayı amaçlıyorsunuz?
 
Kuran-ı Kerimi para ile satın alınan bir meta olmaktan kurtarmak istiyoruz. Kur'an-ı Kerime sahip olmak isteyen herkes ücretsiz olarak sahip olabilmeli. Diğer kampanyamız ise, 'dünyada hiçbir lisan Kur'an'ız kalmasın. Bu çerçevede Kur'an'ı bütün lisanlara tercüme etmeyi düşünüyoruz. Türk Tarih Kurumunun daha önce yaptığı, inşa ettiği ama kullanmadığı matbaayı devraldık. Türkiye'nin en büyük matbaası denilebilir. Sadece 24 saat Kuran-ı Kerim basılan bir yer olarak dizayn ediyoruz. Kuran-ı Kerim'in dünyanın bütün dillerine bugüne kadar tercüme edilmişlerin en iyisini seçip yayın hakkını alıyoruz. Tercüme edilmemiş olanları da de tercüme ettiriyoruz. Bu matbaanın bu yıl içinde son halini hep birlikte göreceğiz.

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol