Diyanet Vakfı'nın Şefkat Eli 2
 Afrika’nın hurafesi: Albino 

1. GÜN

Yolculuk sonrası otele gelip yerleşmemiz sabah saat 05.30'u bulmasına rağmen sabah kuş sesleri ile saat 07.00 da gözlerimi açtım. Üzerimde hiçbir yorgunluk emmaresi yoktu ve yeni güne yeni hizmetlere büyük bir heyecanla hazırdım. Kaldığımız otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra partner kuruluşumuz REHEMA vakfına gittik. Rehema Vakfı Aziz Mahmud Hüdayi vakfının Tanzanyadaki şubesi. Rehema Vakfı yetkilisi Muhammed Aşır Karabacak bizlere çalışmalarıyla ilgili kısa bir birifing verdi. Safina Öğretmen okulu, Suffe akademi, ve daha sayılamayacak bir çok hizmete imza atmışlar. Hayretle kendisini dinledim. Bu kadar imkansızlıklar içerisinde bir mucizeyi gerçekleştirmişler fedakar ve cefakar bu insanlarla tanıştıma fırsatını bana sunduğu için rabbime şükrettim. Muhammed Bey’i dinledikçe uzak ülkelerdeki kardeşlerimize buralardan sadece bayramlarda yardım götürüp gelmek değil orada aktif olarak sürekli hizmetin ne kadar önemli olduğunu anladım. "Maksat vuslatsa diğer şeyler teferruattır" anlayışıyla Çalışan bu kardeşlerimizden Allah razı olsun. Allah oralardaki kardeşlerimizle irtibatlı orada bulunarak hizmet eden kardeşlerimizin sayısını artırsın. Müslümanların gönüllerinde kardeşlerine olan hizmet aşkını alevlendirsin. Rehema vakfındaki kısa brifingden sonra Tanzanya Büyükelçisi Ali Davutoğlu ile görüşmeye gittik. İstanbul trafiğinden şikâyetçi olanlar Darüsselam trafiğine girsinler. O zaman hallerine bin şükrederler. Darüsselamda trafik tam bir keşmekeş. Trafik nedeniyle görüşmemize geç kaldık. Büyükelçimiz sayın Ali Davutoğlu çok nazik ve zarif bir beyefendi. Fransa büyükelçisine hoşgeldin ziyaretinde bulunacağından bizden müsaade isteyerek ayrıldı. O gelene kadar eşi Yeşim Davutoğlu hanımefendiyle sohbet ettik. Yeşim hanım çok gayretli çalışkan kendini oradaki insanlara adamış bir hanım. Kendisinin öncülük edip Türkiye’ye gönderdiği öğrencilerden bahsederken kendi evladını okumaya göndermiş anne heyecanıyla bahsediyor bizlere. İlgilendiği yetimlerden ve albinolu hastalardan bahsederken gözleri ışıl ışıl parlıyor.

Kara kıta Afrika’nın ‘Beyaz çocukları’ olarak adlandırılan albino hastalığına yakalanmış olanlar Afrika’da lanetlenmiş sayılıyor. Siyah anne ve babalardan doğan beyaz çocuklar ya aileye lanet getirdikleri ya da toplumca utanç kaynağı sayıldıkları için önce komşuları ardından aileleri tarafından dışlanıyor. Bir inanışa göre albinolu birinden parça taşıyanlar yada evine asanlar zenginliğe sahip olacağına inanılıyor. O yüzden elleri, kolları, parmakları kesiliyor sakat bırakılıyor. Zengin olmak isteyen, maden bulmak isteyen madenciler, çocuğu olmayanlar, mutlu olmak ya da kısmet arayanlar Afrika’da hala geçerliliğini koruyan Vudu büyücüsüne gidiyor. Büyücüler ise bir albino uzvunu istiyor. Büyü yaptırmak isteyenin isteğine göre uzuv değişiyor. Örneğin zengin olmak isteyen biri albinonun sağ kolunu, altın bulmak isteyen madencinin sol ya da sağ bacağını ya da kafa derisini getiriyor. Büyüsünün tutmaması uzuv sayısını artırıyor. İnsanların en yakın su kuyusuna gitmek için kilometrelerce yürüdüğü iç kesimlerdeki yerleşim yerlerinde albino çocuklar kolay av olarak görülüyor. Albinoların cesetleri büyük rakamlara büyücülere satılıyor ya da gün ışığının kurbanı oluyor.

Tanzanya’da albinoların yaşadığı drama seyirci kalmayan Tükiye’nin Dar es Salaam Büyükelçisi Ali Davutoğlu, girişimlerde bulunarak ilk önce bir vakıf kuruyor. Büyükelçi’nin eşi Yeşim Davutoğlu’nun başkanlığını yaptığı ve kısa adı TTAF olan Türkiye Tanzanya Yardım Vakfı kıyafet ve krem yardımıyla 2013 yılında işe koyuluyor. Elçilik, merkezi yönetimle de irtibata geçerek ‘Ulusal Albenizm günleri’ adı altında bir organizasyon gerçekleştiriyor. Dar es Salaam’a kurulacak albino köyü hakkında da bilgi veren Yeşim Davutoğlu, çizilen projeyi bizlere gösteriyor. Dar es Salaam’da 5 yüz albino çocuk için köy kurulacak. İçinde bir ilkokul, yatakhane, mutfak, spor salonu ve oyun alanları ile atölyeler olacak. Toplumdan dışlanan bu çocuklar ileride sosyal hayatın içinde olsunlar diye el becerilerini geliştirebilecekleri atölyeler olacak. Bu köy, balık vermek yerine tutmayı öğretecek insanlara. Çünkü satış noktaları olacak ve ürettiklerini anında satabilecekler. Güneş ışınlarının çocuklara zarar vermesini engellemek için özel bir mimariye sahip olacak köyde ayrıca sağlık merkezi, ibadethane, hayvan barınakları da olacak. Tanzanya’daki Albinizm hastaları için ilk kez bu tür bir yaşam alanı yapacak olan ilk ülkenin Türkiye olması da ülkemizin büyüklüğünü bir kez daha ortaya koyuyor” diye belirtiyor Sayın Davutoğlu.



Daha sonra Büyükelçimiz Ali Davutoğlu da bize katılıyor. Tanzanya’daki faaliyetleri hakkında bilgi veriyor. Orada geçen bayramlardan Türk vatandaşlarımızdan bahsederek ikram edilen bayram tatlılarımız eşliğinde hoş bir sohbet gerçekleştiriyoruz. Sayın Davutoğlu Diyanet’ten gelecek Müşavir ile çalışmayı dört gözle beklediklerini orada hizmet bekleyen birçok insan olduğundan bahsediyor. Bu hoş sohbetin ardından hatıra fotoğrafımızı da çekilip elçilikten ayrılıyoruz.

ZANZİBAR

Zanzibara gitmek için Darüsselam havaalanına geliyoruz. Zanzibar, Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya'ya bağlı iki adadan oluşan özerk yönetilen bir bölge. Zanzibar, Şiraz'dan gelen İranlı göçmenler tarafından kurulmuş. Adını "zencilerin sahili" anlamındaki Farsça "zangi bar"'dan almış. 1503 - 1698 yılları arasında Portekiz hakimiyetinde kalan ada, 1698 yılında ada Umman Sultanlığı denetimine geçmiş. Ve sömürgeleştirilmiş. 26 Nisan 1964 tarihinde ise bugün özerk bölge olarak bir parçası olduğu Tanzanya'ya bağlanmış.

Tanzanya'da, Zanzibar'da, önceden Darüsselam şehrinin bir parçası olan ama sonradan İngilizlerin oyunlarıyla apayrı devletçiklere dönüştürülmüş. Turkuaz rengi suları ve bembeyaz kumsallarıyla dünyanın en güzel adaları arasında gösterilen Zanzibar´da halk, Afrika´nın diğer bölgelerinden ayrı olarak yüzyıllardır kendisini köleleştiren beyaz adama şüphe ve öfkeyle bakmak yerine, bütün misafirlerini Jambo (merhaba) ve Hakuna matata (kafana takma) sözleri ile karşılıyor. Halk sıcak, samimi ve Tanzanya’ya göre daha güleryüzlü.

Otele yerleşir yerleşmez hemen kendimizi Zanzibarın sokakalarına atıyoruz. Zanzibar sokakaları akşamları daha hareketli. Kadınların hemen hemen hepsi başörtülü tesettürlü olmayanlar yabancılar. Sahilin yanında açık yemek pazarı kurulu akşamları yemeklerini isteyenler orada yiyiyorlar en meşhur menü zanzibar pizzası . Bildiğimiz pizzadan biraz daha küçük ve farklı bir tadı var. Yemeğimizi de yedikten sonra dinlenmeye çekiliyoruz.


Devamı Salı günü...

1. Bölümü okumak için tıklayınız

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Anahtar Kelimeler:
Albino
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.