Diyanet’i zincirlerinden kurtarma zamanı


“Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin.” (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.) Enbiya Suresi 107. ayetin muhatabı Hz. Muhammed.
 
Ama 1961 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasından çıkan “Allah Bizimle” adlı kitabın başka bir iddiası daha var.
 
Kitabın yazarı 27 Mayısçılar tarafından Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı koltuğuna oturtulan ehl-i tarik bir emekli general olan Sadettin Evrin.
 
Hurufi ebced hesaplarıyla şöyle diyor kitabın önsözünde:
 
“Hazret-i  Muhammed için Kur'an-ı Kerim’de söylenen: Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik âyetinin 27 Mayıs 1960 inkılabından bir ay sonra giren 1380 Hicri yılına tarih düşmesi içinde bulunduğumuz zamana ait bir işaret ve yukarıda belirtilen manevi rahmete bir beşaret addedilebilir.”
 
Kitap, Diyanet İşleri Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen’den habersiz yayınlanınca, darbecilerin Türkçe ibadet taleplerine 9 ay direnen ünlü din adamı daha fazla dayanamaz ve kendisinin ve eşinin sağlık durumunu gerekçe göstererek emekliliğini ister.
 
Yerine gelen yine saygın bir hadisçi olan Hasan Hüsnü Erdem’in de Kocatepe Camii’nin temelini atmaya yeten 2.5 yıllık başkanlığının akıbeti benzer olacaktır. Diyanet’in general iki numarası Evrin bu kez Nurculuk aleyhinde bir broşür hazırlar ve Başkan Erdem buna itiraz edince bu kez re’sen emekliye sevk edilir.
 
Askerler bu kez işi sağlama almak ister. Bunun için medrese kökenli, Diyanet'te çalışmış, sonra hukuk bitirip Danıştay’a girmiş, Yassıada duruşmalarına bakan Yüksek Adalet Divanı üyeliğine seçilmiş idamlardan sonra divanın yerine kurulan Anayasa Mahkemesi’nin ilk başkan vekilliği görevinden emekli olmuş Tevfik Gerçeker’den uygun biri bulunamazdı.
 
Anayasa Mahkemesi’nden Diyanet'e gelen Gerçeker de koltukta 13 ay oturur.
 
Ardından gelen din adamı İbrahim Elmalı’nın görev süresi ise 11 ay sürecektir. Görevden alınma gerekçesi  vahimdir: Hz. Muhammed’in doğum kutlamaları için Tunus ve Libya’ya yaptığı ziyaret... Ziyaretin ortasında bağlı olduğu Devlet Bakanı Refet Sezgin tarafından nezaketsiz bir şekilde geri çağrılır. Gerekçeler arasında heyetinde şeriatçı isimler olması, Tunus’ta Müslüman Kardeşler'le görüşmesi vardır...
 
Devletin dinle meselesi bu altı yılda bitmez. Evrin gider Evren gelir. “Kur'an aslında öyle demiyor”cu general hevesinden bir şey değişmez. Diyanet laik devletle Müslüman halk arasında tampon bölge olarak kalır. Bazı başkanlar arada ezilir, bazısı enflasyonla mücadeleye kadar denileni yapar.
 
Aslında, hikâyenin başı bu kadar acıklı değil.
 
Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki ilk işlerden biri, iki vekaleti (bakanlığı) iki riyasete (başkanlığa) çevirmek olmuştu. Hem de aynı yasayla. Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti, sonraki adıyla Genelkurmay Başkanlığı’na Şeriye ve Evkaf Vekaleti de Diyanet İşleri Başkanlığı’na dönüştürüldü. Kanunun gerekçesinde “Din ve ordunun siyaset cereyanlarıyla alâkadar olması birçok mahzurları davet eder” yazıyordu.  Rejim tehlikeli gördüğü iki kurumu “Başkanlık” diye bir ara ucube formül bulup, Başbakan’a bağlamıştı ya da ortaya bırakmıştı. Tabii onların başına da güvenilir iki adam koyarak. Fevzi Çakmak'ın 23 yıl ve Rifat Börekçi’nin 17 yıl riyasetlerinin başında oturması o yüzden. 1960’a kadar gelen başkanlar ömür boyu hizmet ettiler. Şerafeddin Yaltkaya (5 yıl), Ahmet Akseki (4 yıl 8 ay), Demokrat Parti’nin atadığı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu (9 yıl). Cumhuriyetin kuruluşunda Diyanet’le korku-saygı arası bir ilişkisi vardı. Diyanet İşleri Başkanları protokolde üçüncü sırada yer almaktaydı.  Ama Diyanet daha kurulurken kolu bacağı budanarak kurulmuş, dinî işlerde kullanılmak üzere vakfedilmiş vakıflara devlet el koyup onları Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlamıştı...
 
1960, Diyanet için bir kırılma yılı olur. Devlet hem Diyanet’i propaganda için kullanmak, mesajlarını dinî sosla merkezî hutbelerle vermek ister  ama aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanına protokolde irtifa kaybettirir...
12 Eylül’le 51. sıraya kadar düşürülür. 2012’deki düzenlemeyle protokolde 10. sıraya yükseltilen Diyanet’le ilgili en son adımı yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu bizzat kendine bağlayarak attı.
 
Diyanet için bundan sonra atılması gereken adım özerklik. 1952 yılında Başbakan Menderes’e, Ali Fuat Başgil’in sunduğu taslaktaki ifadeyle “muhtariyet”.
 
Ama bunu yaparken devletin el koyduğu, dinî işler için kullanılmak üzere vakfedilmiş vakfiyelerin de kendi ayakları üzerine duracak özerk Diyanet’e devri şart.
 
Zannedilenin aksine Diyanet gibi kurumlar Türkiye’ye özgü değil. Kurucu anayasasının ilk maddeleriyle din-devlet meselesini kesin olarak ayıran ABD örneği bir tarafa, Avrupa’da Diyanet benzeri devlet-din ilişkilerini düzenleyen, dinî hayatı, kiliseleri finanse eden yapılar var. Kilise bakanlıkları, kilise vergileri, bizzat devletin kilisesi olan ülke örnekleri sıralanabilir.
 
Özerk Diyanet, uzun süre dünyadaki bu örneklerden habersiz ve dinî hayatın sürebilmesi için pratik nedenlerden kopuk olarak yapılan laiklik-Diyanet tartışmaları için de bir orta yol anlamına gelecektir. Ama bundan daha önemlisi bu, dinî hayatın sivilleşmesine de katkı yapacaktır.
 
“Dinî hayatın sivilleşmesi” kavramı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çankaya vizyon belgesinden. Başbakan Davutoğlu’nun attığı son adım da Diyanet’in özerkleşmesine doğru ilk adım olarak yorumlanabilir.
 
Bundan sonraki adımların ilki bütün dinî vakıfların sahiplerine iadesi ve eğer darbe olmayacaksa da mümkünse tarikatların, cemevlerinin önündeki en önemli engel olan Tekke, Zaviye Kanunu’nun kaldırılmasıdır. 
 
Gayrimüslim vakıflarına ait mallar, bütün tarikatların, Bektaşi-Alevi dergâhlarının el konulmuş malları sahiplerine iade edilmeli,  dinî bir kurum olan vakıf işleri 90 yıl önce elinden alınan ehline yani, Diyanet’e bırakılmadır.
 
Önceki akşam TRT Haber’deki 3GÜN programına konuşan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bu özerkliğin gereğini yerine getirebilecek donanımda ve duruşta bir isim.
 
Programda Heybeliada Ruhban Okulu için söylediği “Dinlerde ve ahlak sistemlerinde, bilhassa din özgürlüğü konularında ben mütekabiliyete inanan birisi değilim...” Cemevleri için söylediği “Cemevi cemevidir. Tarihte hangi fonksiyonu icra etmişse, bugün de aynı fonksiyonu özgürce icra etmeye devam etmeli” cümleleri hükümetin de önünü açan sözler.
 
Şii-Sünni 150 din adamıyla başlatılan girişimin İstanbul’da Ertuğrul Tekkesi’nde bir sekretaryasının kurulması, Şii ve Sünni din adamlarının bir diyalog için Türkiye, Irak ve bölge ülkelerinde yürütecekleri temaslar bürokrasinin bağlarından kurtulan bir Diyanet’in vereceği katkıların ilk işaretleri. İstanbul’daki en önemli entelektüel vaha olan İSAM Kütüphanesi’nin Ankara’da da açılacak olması, bu birikimin 29 Mayıs Üniversitesi gibi dünyada hiç kimseye bir şey ifade etmeyen bir addan kurtulup, 28 Şubatçıların izin vermediği Uluslararası İslam Üniversitesi’ne dönüşme sürecinin başlaması da diğer işaretler.
 
Programda Başkan Mehmet Görmez’in, IŞİD meselesini İslam dünyasının dördüncü buhranı olarak tarif edişini izlemeyenlere tavsiye ederim. Mesainin, komploculukla topu başka yere atmadan sivillere yönelik katliamlara Kur'an âyetlerinden fetvalar bulan örgütlerin itikadi dayanaklarına, tekfirciliğe İslam içinden itirazlar yükseltmeye yoğunlaştırılması vurgusu da çok kıymetli. Bunu da devletlerle iç içe geçmiş din adamları yapamaz. Suudi Ailesi’nin ikbali için konuşan, Mısır’daki Ezher Şeyhi gibi darbecilere yârenlik yapan, İran’da devletin günahlarının bir parçası olmuş, Türkiye’deki gibi bürokrasinin uzantısı dinî otoriteler bunu yapamazlar. Paris’ten çıkıp IŞİD için ölmeye giden bir Faslı genci bu ağır, sıkıcı, soğuk yapıların sözleri durduramaz...
 
Önceki gece dünyaya seslenen Obama bile IŞİD’in kendi için kullandığı İslam Devleti adına “ne İslami ne de devlet” diye itiraz etti.
 
Peygamberi dünyaya “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” diye gönderilmiş bir dinin mensuplarının Hüseyin Obama’dan fazlasını yapma zamanı…
 
Ve bunu yapabilmesi için Türkiye için de Diyanet’i zincirlerinden kurtarma zamanı…
 
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Anahtar Kelimeler:
Diyanetözerk
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
religion man 2 yıl önce

Diyanet İşleri Başkanını da İmamlar müezzinler K.Kursu öğr. leri seçse ....