Diyanet'ten dobra dobra açıklamalar
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Habertürk TV’de canlı olarak yayınlanan “Özel Röportaj” programında gündeme ilişkin konuları değerlendirdi.
 
Habertürk TV Ankara temsilcisi Veyis Ateş’in sorularını cevaplayan Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in açıklamalarından öne çıkanlar:
 
“Diyanet İşleri Başkanlığına yönelik, dini hassasiyetlerle yapılan eleştirileri rahmet olarak görüyoruz”
 
Kilise değiliz, Ruhban sınıfı değiliz, layüsel değiliz, tartışılmaz değiliz, biz de beşeriz ve bizim bütün yaptıklarımız insanlar tarafından eleştirilir, değerlendirilir. Şöyle bir baktığımızda, bazı eleştiriler daha çok birtakım demokratik düşüncelere dair gerek demokrasi anlayışı, gerek laiklik anlayışıyla ilgili. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığıyla ilgili birtakım farklı değerlendirmeler var, bazıları dini hassasiyetler tartışıyorlar. Biz, bilhassa dini hassasiyetlerle yapılan bütün eleştirileri rahmet sayıyoruz. Yapıcı, onarıcı eleştirileri son derece hepimiz için çok faydalı bir husus olarak görürüz. Hem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmetlerini, hem bizim yapıp ettiklerimizi doğru bulmayan bir tek vatandaşımız olursa, camide bizim verdiğimiz hizmetten memnun olmayan bir vatandaşımızın bu düşüncesini açıkça ifade etmesi son derece tabiidir, normaldir.
 
“Diyanet, asla doğru olmayan haberler üzerinden polemik konusu haline getiriliyorsa, bu ma'şeri vicdanı yaralayacaktır”
 
Tartışmaların siyasi boyutuna elbette biz karışmayız, ama kurumumuzla ilgili bir itibarımızı düşüren, itibarımıza gölge düşüren ve hepimizi üzen, bazen insanların kendi ideolojilerini, öfkelerini, hatta bazen sahih olmayan, asla doğru olmayan haberler üzerinden eğer Diyanet bir polemik konusu haline getiriliyorsa, bu ma'şeri vicdanı yaralar.
 
“Diyanet’in toplumsal meşruiyeti, yasal meşruiyetinin daima önünde olmuştur”
 
Diyanet İşleri Başkanlığı sadece sıradan bir kamu kurumu değildir. Aynı zamanda da bir millet kurumudur. Kadim Diyanet İşleri Başkanlarımızın imzalarını okuduğumuz zaman, millet adına devletin verdiği bu görevi yapıyorum demişlerdir. Bu kurumun çok güçlü bir tarihi boyutu var, bir dini boyutu var, millet boyutu var, bu kurumun toplumsal meşruiyeti daima yasal meşruiyetinin önünde olmuştur. Neden toplumsal meşruiyeti daima yasal meşruiyetinin önünde olmuştur toplumun kahir ekseriyeti nezdinde? Çünkü bu milletin çocuğu dünyaya geldiğinde Diyanet oradadır, kulağına ezan okuyan hoca efendi oradadır, sünnet düğünde de oradadır, düğünde evlendirirken oradadır, askere gönderirken oradadır, cenazesinde taziyesinde oradadır. Bu toplumun birliğinin çimentosudur, daima millet bu kuruma farklı bakmıştır, hiçbir zaman sıradan bir kamu kurumu muamelesi görmemiştir. Dolayısıyla, her türlü eleştirilerimizi yaparız, ama bu eleştirileri yaparken sıradan bir kamu kurumu gibi, gelirim kapatırım, yok ederim vesaire gibi düşünceler doğru değildir.
 
“Kardeşliğin, barışın, ahlakın, maneviyatın tesisinde Diyanet İşleri Başkanlığının büyük rolü var”
 
Diyanet İşleri Başkanlığı yol, su, elektrik hizmetleri gibi bir hizmet veren bir kurum değildir. İslam dünyasına bakalım, çevremizde olup bitenlere bakalım, yani bu kurumun tarihini, bu kurumun tarihinde Rifat Börekçi’ler var, bu kurumun tarihinde iki defa idama mahkum edilen Ahmet Hamdi Akseki’ler var, bu kurumun tarihinde Ömer Nasuhi Bilmen’ler var, İbrahim Bedrettin Elmalı’lar var, bu milletin manevi hayatının inşasında bu kurumun emeği var. En ücra bir köşede, bir mezrada, bir köyde, 3-5 insanın yaşadığı bir yerde bile oradaki kardeşliğin, oradaki barışın, oradaki ahlakın, oradaki maneviyatın tesisinde rolü olan bir kurumdur. Siz bu kurumun hizmetini yol, su, elektrik hizmeti gibi bir hizmet olarak görür, varlığını veya yokluğunu vergi politikaları üzerinden tarif ederseniz, işte tam da benim söylemek istediğim hususa gelirsiniz, yani sıradan bir kamu kurumu olarak görürsünüz.
 
“Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşundan bugüne kadar İslam’ın içerisindeki hiçbir mezhebi yok saymaz.  Çünkü Diyanet, İslam ortak paydasında hizmet eder”
 
Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşundan bugüne kadar İslam’ın içerisindeki mezhepleri, birini diğerine tercih ederek, sadece birine hizmeti yapıp diğerlerini yok saymış değil, çünkü İslam ortak paydasında hizmet eder. İslam ortak paydasında yaptığı hizmet, aslında yapılan hizmetin yüzde 90’ıdır. Eğer siz Diyanet’in verdiği hizmeti sadece namaz kıldırmak, sadece hacca götürmek, sadece Ramazan’da oruç vesaire gibi konulara indirgerseniz orada yanılırsınız. Ama İslam bunlardan ibaret değil, en ücra o mezrada yaptığı hizmeti, çocuklara, gençlere, ailelere verdiği hizmeti, bu hizmeti siz sadece İslam’ın belli mezhebine hapsedemezler. O değerler, yani bizim ahlaki değerlerimiz, erdemimiz, faziletlerimiz, yardımlaşmamız, adaletimiz, bütün bunlar Şafi için de aynıdır, Hanefi için de aynıdır, Alevi kardeşimiz için de aynıdır, Caferi için de aynıdır.
 
“Aleviliği, Diyanet üzerinden tartışmak doğru değildir.”
 
Alevi kardeşlerimize hizmet noktasında adaletsizlik olarak görüyorsa, ki görüyor, bunu nasıl ortadan kaldırabiliriz diye gayret gösterdik. Bilhassa toplumun bütün katmanları arasında bir mezhep ayrışması olmasın diye gösterdiği çaba Diyanet’in görünmeyen çok önemli bir çabasıdır. Alevi klasiklerini mesela dedik ki, bir sözlü literatür olarak gidiyor, yazılı literatürü var, referans kaybına uğramasın, kütüphanelerimizdeki yazma eserlerini alarak onları neşretmeye başladık. Muharrem ayında biz Muharrem’i biraz böyle Alevi vatandaşlarımızı da kuşatacak şekilde kutlamıyor ve değerlendirmiyorduk, ama hutbelerimizle ilk defa bütün camilerimizde Kerbela şehitlerini anan mevlidi şerifler okutarak Muharrem ayını da idrak ederek paylaşmaya çalıştık. Ama bunun birtakım hukuki engellerden kaynaklanan ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan kaynaklamayan, çünkü bin yıllık Alevilik meselesini hep Diyanet üzerinden tartışmak doğru değildir. Bu mesele doğrusu hukuki çerçevede ele alınmalı, teolojik bir tartışmaya dönüştürülmeden çözülmeli.
Diyanet, sadece ülke sınırlarında hizmet veren bir kurum değildir
 
Siyasi tartışmalarda Diyanet ağırlıklı gidilirken ihmal edilen iki husus var:  Birincisi; Diyanet’in sadece Türkiye’ye hizmet eden bir kurum olduğu zannediliyor. Halbuki, 1970’lerde başlayan, 1980’lerden itibaren yurt dışındaki millet varlığımızın çok önemli bir kurumudur. Açık bir şey ifade etmek isterim, eğer Diyanet İşleri Başkanlığı olmasaydı Avrupa’daki vatandaşlarımızın büyük bir kısmı asimilasyona mahkum olurdu. Yurt dışındaki millet varlığımızın Diyaneti’dir. Diyanet sadece Türkiye’nin Diyanet’i değil, Diyanet aynı zamanda Orta Asya’daki Müslüman kardeşlerimizin Diyaneti’dir, Balkanlar’daki Müslümanların Diyanet’idir.
 
“Diyanet’i tartışırken dini, tarihi, kültürel ve evrensel boyutunu göz ardı ederek vergi politikaları üzerinden değerlendirmek, kabul edilemez”
 
İki gün önce ben bir imzayı atarken gözüm nemlendi, Tanzanya’ya müşavir atıyorum, Zanzibar’a görevli arkadaşlarım ilk defa gönderiyorum. Onlar da ağladılar, neden? Çünkü dediler ki, Sultan Abdülhamid’den sonra ilk defa bu hizmetleri görmek üzere siz bize bir insan gönderiyorsunuz. Elbette büyükelçilerimiz bizden önce gittiler, ama büyükelçilerimizin yaptığı hizmet ile Diyanet Teşkilatının gönderdiği bir müşavirin, gönderdiği bir ataşenin veya koordinatörün yaptığı hizmet çok daha farklıdır. Dolayısıyla, Haiti’de Diyanet’in merkezi var, Kübalı Müslümanların Diyanet’le artık gönül bağı var, Latin Amerika’daki, Afrika’nın 40 noktasında Diyanet var. Bütün bu dünyada olup bitenleri, İslam dünyasında olup bitenleri, coğrafyamızda yaşanan acıları da dikkate aldığımız zaman, bunun da dikkate alınmadığını görüyoruz. Sıradan bir kamu kurumu görerek vergi politikaları üzerinden bir Diyaneti değerlendirirseniz, işin dini boyutunu, tarihi boyutunu, kültürel boyutunu, işin evrensel boyutunu eğer göz ardı ederseniz, o takdirde büyük yanlışlıklar yapılır ve bunu da kabul etmek mümkün olmaz.
 
“Kalbe ağır gelen, bu topraklarda izzetine ve itibarına düşkün hiçbir müminin kabul etmeyeceği yalan haberler var”
 
Kalbe giran gelen, ağır gelen ve sadece Diyanet İşleri Başkanının değil bu topraklarda izzetine ve itibarına düşkün, haysiyetli hiçbir müminin kabul etmeyeceği şeyler var. Onları bir kısmı tamamen yalan haber, tamamen iftira onları ben size cevap vereceğim. Bu sorulara muhatap olmaktan dolayı çok üzgün olduğumu önce ifade etmek isterim. Her türlü eleştiriye açık olduğumuzu söyledikten sonra iki şeyin daha çok üzücü olduğunu ifade etmek durumundayım. Birisi, yine bütün bunları söylerken bu toplumun vicdanına dönüşen, bu toplumun o manevi hayatını ayakta tutan 120 bin din gönüllüsü, mihrap görevlisi, minber görevlisi bütün hoca efendilerini, bu toplumun bütün hoca efendilerini hepimizi birlikte kişiliksiz, hiçbir ilkesi olmayan, yukarıdan aldığı emirleri tatbik eden, hiçbir düşüncesi olmayan bir konumda göstermek ve bu şekilde itibarsızlaştırmak kabul edilebilecek bir şey değildir.
 
“Diyanet İşleri Başkanlığını itibarsızlaştırmaya çalışmak kabul edilebilir bir durum değildir.”
 
Bu kurumda çalışan her insanın ayrıca bir cemaati var, ben sadece Diyanet İşleri Başkanı değilim, ben aynı zamanda mihraba geçip insanlara namaz kıldırıyorum. Sadece burada Cuma namazı kıldırmıyorum, ben Kamerun’da 30 bin insana Cuma namazı kıldırdım gözyaşlarıyla. Ben Sudan’da 20 bin insana Cuma kıldırdım ve orada olduğum zaman oranın Diyanet İşleri Başkanı Ezher Şeyhi geldi ve “Senin önüne geçip Türkiye Cumhuriyet Diyanet İşleri Başkanının önüne geçip Cuma namazı kıldırmam. Hutbeyi de siz okuyacaksınız, namazı da siz kıldıracaksınız” dedi. Bu kurumu ve bu kurumun bütün çalışanlarını, bu ülkenin bütün hoca efendilerini topyekun bir yere koyarak böyle itibarsızlaştırmak kabul edilebilir bir şey değildir onu açıkça ifade etmek istiyorum doğrusu.
 
“Diyanet İşleri Başkanlığının bir korkudan, endişeden dolayı  İslam’ın haram saydığı herhangi bir konuyu anlatmadığını iddia etmek, Diyanet teşkilatının tamamını kişiliksiz, kimliksiz bir konuma sokar.”
 
Diyanet İşleri Başkanlığının herhangi bir mülahaza ile İslamiyet’in ve bütün ilahi dinlerin haram saydığı hırsızlık gibi, yalan gibi, dolandırıcılık gibi, rüşvet gibi herhangi bir konuyu anlatmaya bir korkudan dolayı, bir endişeden dolayı bir rezerv koyduğunu iddia etmek az önce söylediğim kategoriye girer. Bu kurumun bütün çalışanlarını, bütün hoca efendilerini kişiliksiz, kimliksiz, hiçbir görüşü olmayan, tepeden gelen talimatları uygulayan bir konuma sokar bunu kabul etmemiz mümkün değil. O programdan iki Cuma önce eğer Cuma namazına gelip dinleyebilselerdi kamu mallarıyla ilgili nasıl dikkatli olmamız gerektiğine dair hutbe okutulmuştur Türkiye’nin bütün camilerinde.
 
“Diyanet personeli bugüne kadar bağrına taş basarak da olsa, hiçbir insanın cenaze namazını kılmamazlık yapmamıştır”
 
Fıkıh kitaplarında kendi milletine, kendi devletine başkaldıran ve insanları katleden, terör örgütlerinin bir parçası haline gelmiş çocuk çoluk demeden insanları katleden katillerin cenazesinin kılınıp, kılınmayacağı gerçekten tartışma konusudur, ama herkes biliyor ki bu ülkede camiye gelen hiçbir insanın camiye meğer o değil mi ki mümin kabul edilerek cenazesi camiye gelmiş hiçbir Diyanet personeli bugüne kadar hiçbir insanın cenaze namazını kılmamazlık yapmamıştır belki de bağrına taş basarak. Yani o çocuk katillerinin cenazesini kıldırırken belki de ağlayarak, belki de bağrına taş basarak kıldırmıştır, bunun üzerinden bir polemik yapmakta ahlaki değildir.
 
“O makam arabasını ibret-i alem için iade edeceğim.”
 
Edep elvermediği için, bu makamın mehabeti, bu kurumun saygınlığı pek çok şeyi konuşmayı engellediği için doğrusu ilk defa konuşuyorum. Onun için bana izin verirseniz bunu ben nasıl bir süreç yaşadık, ne oldu bunu anlatmam gerekiyor.  Ankara’da devlet gerekliliği içinde herhangi bir genel müdürlüğe, herhangi bir müsteşarlığa, bakanlığa yahut herhangi bir ilin valisine bir araç, makam aracı nasıl alınıyor, nasıl tahsis ediliyorsa, o şekilde bundan birkaç ay önce Diyanet İşleri Başkanlığına böyle bir aracın tahsis edildiği doğrudur. Bu haber, yani ilk önüme geldiğinde ben Moskova’da Müslüman kardeşlerimizle bir toplantı halindeydim.
 
Moskova’da Müslüman kardeşlerimizle toplantı halindeydim haber önüme geldiğinde. Haber şöyleydi, Türkiye’de gazetelerden manşeti şöyleydi: Diyanet İşleri Başkanına Diyanet Vakfı’nın parasıyla (cami önlerinde toplanan parayla) 1 milyon dolarlık zırhlı bir araç alındı. Ertesi gün tabii tekzip edildi. Tekzip sadece şöyle değiştirildi: Vakıf parasıyla değil milletin vergileriyle, ama düzeltme yapılmadı. Sonra mahkemeye gidildi, mahkemeyi kazandı Diyanet. Gazete üst mahkemeye gitti, üst mahkemeyi de kaybetti. Sonra bu sefer mahkeme aynı kelimeler, aynı harfler, aynı puntolarla birinci sayfadan tekzibi yayınlamaya mahkum etti.
 
Yalan haber İslam dünyasına ve Balkanlara servis edildi.
 
Tekzipte bunun doğru olmadığı, bir defa Vakıf marifetiyle alınmadığı, rakamın öyle bir rakam olmadığı ve bunun doğru olmadığı. O tekzibi yayınlamaya mahkum etti, ama 16. sayfada küçük bir şeyle yayınlandı.  Devlet, kamu kurumları herhangi bir şey aldığı zaman her türlü vergiden muaf olduğunu herkes bilir. Yani devlete maliyetinin, devletin ona ne ödediğini herkes zaten bilir. Eğer rakam telaffuz edilecekse o rakam telaffuz edilir. Ama mesele o değil, mesele o değil, mesele daha başka. Ama eş zamanlı Papa, Diyanet İşleri Başkanlığını ziyaret etmişti. Bütün gazetelerde çok mütevazı bir Papa ve çok kibirli, israfa boğulmuş, devletini zarara uğratmış bir Diyanet İşleri Başkanı imajı. Eş zamanlı aynı haberin bir gün sonra Suudi Arabistan’ın üç büyük gazetesinde yayınlattırıldığını öğrendim. Dolayısıyla o şey hali, Vakıf marifetiyle aldırıldığı hali Suudi Arabistan’da üç gazetede Hayat, Şerkul Evsat gibi gazetelerde birinci sayfadan verildi. Aynı haber Saraybosna’da da yayınlandı, Makedonya’da da yayınlandı, Kosova’da yayınlandı, dünyanın muhtelif yerlerinde yayınlandı. Fakat Diyanet İşleri Başkanlığı henüz o araca da binmemiş bu haberler yayınlandığı zaman.
 
Diyanet İşleri Başkanlığına yönelik algı operasyonu araç üzerinden yapıldı.
 
Ankara’da devlet gerekliliği içerisinde herhangi bir kurumun yaptığı bir işi abartarak bir algı operasyonuna dönüştürerek bir kurumu ve o kurumun başındaki insanı itibarsızlaştırmak için bir araç olarak kullanıldı. Bunu gördüğüm an benim için o araç bir mezara dönüştü. Ve ben 1 gün dahi o araca binmedim. Binmem mümkün değil. Bu sarık leke kabul etmez, bir nokta dahi kabul etmez. Bu makam başka makama benzemez. Biz yanlış yapıldığı için o araca binmemezlik yapmadık. Yapılan iş doğru bir iştir. Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı’na böyle bir aracın tahsis edilmesi tabidir, normaldir.  Bana arkadaşlar aslında geldiler, dediler ki; Hocam, zırhlı almak istiyoruz. Sarıkla cübbe kadar büyük bir zırh mı olur Allah aşkına.
 
Dolayısıyla, bu haberlerden hareketle bu kurum üzerinden bir algı operasyonu yapılacağını gördüm, anladım, bunun sıradan bir haber olmadığını gördüm ve arkadaşlara dedim ki; bu araç artık benim için bir mezardır dedim ve binmedim. Bir müddet geçti, her gün, her saat, her saniye bunlar devam etti. Bunun üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığını itibarsızlaştırmak için hem sadece medya değil bu arada siyasetçiler bunu aldılar, soru önergelerine dönüştürdüler, soru önergelerine cevaplar verildi. Bu soruya cevap verdiğim için üzgün olduğumu tekrar ifade edeyim bu kisveyle.
 
Utanmadıktan sonra ne yazarsan yaz
 
Ve sonra, üç ay sonra daha enteresan bir şey oldu, bu sefer yine bir başka gazete yine birinci sayfadan; Hoca arabasına oyun takımları siparişi vermiş ve bir de bunun üzerinden tartışma başladı. Bunu arkadaşlar bana ilettiklerinde ben sadece Resulü Ekrem (sav) “İlk peygamberlerden itibaren bize miras kalan bir söz vardır, utanmadıktan sonra ne yaparsan yap, haya bittikten sonra. Bunu şöyle de tercüme edebiliriz: Utanmadıktan sonra ne yazarsan yaz. Sonra onunla da iktifa edilmedi, bu sefer daha 2011 yılında uydurulmuş, aslı astarı olmayan bir Sayıştay raporu üzerinden hiç yapılmamış bir şey şahsıma isnat edildi, onları telaffuz edemiyorum. Yani hayamdan, edebimden telaffuz edemiyorum.
 
“Bu kadar yalan, bu kadar iftira, bu kadar itibarsızlaştırmadan dolayı o araç, ibreti alem için iade edilecektir.”
 
Elbette o araç iade edilecektir. Ben tekrar ediyorum; yanlış olduğundan iade edilmeyecektir, ama ibreti alem olsun diye bu Ankara’da sıradan bir konu üzerinden yapılmak istenenden dolayı ibreti alem olsun diye bir araç alımı üzerinden yapılan bu kadar yalan, bu kadar iftira, bu kadar itibarsızlaştırmadan dolayı o araç gidecektir, biz hizmetimizi başka araçlarla da yaparız. Yani bizim Allah’a hamdolsun şöyle diyeyim: Yani o lüks, şatafat, israf, bunları isnat etmek, eğer bu isnatlardan bir tanesi doğru olsa ben bu mübarek ve bembeyaz sarığa küçük bir toz kondurmamak için bunun gereğini yapardım zaten.
 
“İslam’a zarar veren, gelecek kuşakların İslam algısını ipotek altına alan bir hadise yaşandı.”
 
2013 yılında bu toprakların İslam tarihi çok üzücü bir hadise yaşadı. Hem Diyanet’in tarihinde, hem bu toprakların İslam tarihinde gerçekten hepimize zarar veren, dini mübini İslam’a çok zarar veren ve gelecek kuşakların İslam algısını ipotek altına alan, lekeleyen çok önemli bir hadise yaşandı. Bu hadise 40 yıl bu milletin sadakalarıyla, zekatlarıyla, himmetleriyle, yardımlarıyla, gözyaşlarıyla, emekleriyle bir iman hareketi, bir ahlak hareketi, bir Kur’an hizmeti hareketi, bir eğitim hareketi olarak çıkan bir hareket kendisini politik, siyasi bir harekete dönüştürmeye karar verdi. İleride bütün sosyologlar, bütün alimler bunu çok, bu ülkenin tarihinde çok üzücü bir hadise olarak anacaklardır.
 
“Diyanet’in bütün sivil dini yapılanmalara kucak açacağı bir dönemde yaşanan hadise, ülkemizin tarihi adına üzüntü vericidir.”
 
Diyanet İşleri Başkanlığı da tam da bu süreçte bütün sivil dini yapılanmalara kucak açmaya çalışırken bu hadisenin yaşanmış olması, bu ülkenin tarihinde üzücü bir hadisedir. İşin siyasi, hukuki ve dini, ahlaki yönü var. İslam bundan zarar görmesin diye bütün arkadaşlarımla birlikte gayret ettik. Biz önce işin o dini ve ahlaki veçhesiyle ilgilendik. Acaba ileri boyutlara taşınmaması, ailelerin bile bölünmesine yol açmaması, camide cemaati bölmemesi için neler yapabiliriz diye çırpındık. Maalesef o siyasi, politik, ticari yönü, o güç tutkusu öne geçti ve o 40 yıllık emek, bütün bu nesillere vaat edilen 40 yıllık emek heba oldu. O muhabbet fedaisi olarak gördüğümüz insanlar birden öfke fedaisi, husumet fedaisine dönüştü. Dolayısıyla bu, bu kurumun tarihinde en zor karşılaştığı hadiselerden bir tanesidir.
 
“Dini ve ahlaki açıdan doğruları söylemek zorundayız.”
 
Dini ve ahlaki açıdan bunun doğru olmadığını biz söylemek zorundayız. Birisi; eğer siz bir topluma sadakalarıyla, zekatlarıyla, himmetleriyle bir hareket, bir sivil dini yapılanma kurmuşsanız toplumla sizin bir taahhüdünüz vardır. Siz bu taahhüde uyacaksınız. Siz kendi ektiği pancarın parasının yarısını size veren insana siz eğer ben insanların ahlaklı, güzel yetiştirmek için bir iman hizmeti yapacağım diye söz vermişseniz bu söze sadık kalacaksınız. Daha sonra siz bunu ticarette, siyasette, politikada, uluslar arası siyasette bir güce dönüştürmeye kalkıştığınızda burada İslam dininin temel esasları ile bağdaşması mümkün olmaz.
 
“Bizim temel kaynağımız Kur’an ve Sünnettir. Hakikati bir insanın tekeline veremezsiniz.”
 
Kur’an ve sünnet bellidir. Bizim temel kaynağımız Kur’an’dır ve Resulü Ekrem’in hayatıdır, sünnetidir. Siz hakikati bir insanın tekeline veremezsiniz. Biz dinimizi rüyalar üzerine bina edemeyiz. Biz kendi dini hayatımızı veya günlük hayatımızı birilerinin gaipten verdiği haberler üzerine bina edemeyiz. Cenabı Hakk Peygamberine bile gaybı sadece Allah bilir diyor. Bütün buralara girmekte zorlandı Diyanet, çok zorlandı.
 
“İhtilafın camiye girmesi İslam dünyasını ateşe çevirmiştir.”
 
Diyanet iki şeyde çok hassastır. Bir; İslam dini zarar görmesin. İki; bu ihtilaf camiye girmesin. İslam dünyasını ateşe veren şey, ihtilafın camiye girmesi ve insanların birbirine düşmesidir.  Camiye girmemesi için elimizden gelen her türlü gayreti sarf ettik. Hutbelerle ilgili bütün spekülasyon bundan dolayı çıktı. Pek çok yerde bu tür provokasyonlar oldu. Ama Diyanet bağrına taş bastı, konuşması gereken çok önemli konular vardı. Din zarar görmesin, İslam zarar görmesin ve bu ihtilaf camiye girmesin diye konuşmadı.
 
“Yalan ve öfke yüklü iftiralar üzerinden ahlak ve fazilet mücadelesi verilemez”
 
Ahlak ve fazilet mücadelesi yalan üzerinden verilmez, öfke yüklü iftiralar üzerinden bir ahlak ve fazilet mücadelesi verilmez. Kardeşliğin bitmemesi için elimizden gelen her türlü gayreti sarf ederiz.  Bu topraklarda hala bu ülke dünyada acılar çeken bütün insanların umududur, dünyadaki bütün mazlumların umududur. Ve bu kurum, bu müessese de dünyadaki bütün kendisini mazlum hisseden Müslüman azınlıkların da kimliğini, Müslümanlık kimliğini yeniden inşa etmeye çalışan bütün kardeşlerimizin de müessesedir, kurumudur. Bütün kardeşlerimizi ben sözlerimi, kelimeleri yine özenle seçiyorum; çok büyük acılar yaşandı, gerçekten bu cübbe ateş oldu.  Ama bilhassa bu konuyu samimi, emek vermiş bütün kardeşlerimizin yeniden düşünmesini istiyorum. Hatta bu harekete öncülük yapan, öncülük yapmaya devam eden bütün insanları yeniden bütün bu olup bitenler üzerinden yeniden tefekkür etmeye, bu milletin 40 yıllık emeğini heba etmeye hakkımız var mıydı demeye davet ediyorum.
 
Siyasi ağır tartışmalarda pek çok konu var, o konularda Diyanet İşleri Başkanı neden konuşmadı diye bize pek çok itirazlar gelir. Diyanet İşleri Başkanlığı bir tashih kurumu değildir. Yani her siyasetçinin, herkesin yanlış bir ifadesini düzelten, hemen ona cevap veren, bir kurum değildir. Ne zaman biz cevap veririz? Toplum bize eğer toplumda bir makes bulur, toplum bize bunu sorarsa biz o cevabı veririz. İslam’ın şiarı denilebilecek, İslam’ın simgesi olabilecek İslam’ın izzetini hafife alan, İslam’ın şiarını çiğneyen herhangi bir ifadeden dolayı biz bunun doğru olmadığını söyleriz.
 
Kur’an-ı Kerim’in Kürtçe meali
 
Diyanet İşleri Başkanlığı 20-30 sene önce yapması gereken işlerle uğraşıyor, bundan dolayı mahcup olduğumuzu ifade etmek isterim. Mealler konusunda, yani dünyanın bütün lisanlarında bu müessesenin mutlaka Kur’an meallerini, hadis kitaplarını yayınlamış olması gerekiyordu. Ama şimdi biz daha yeni, hele hele kendi vatandaşlarımıza yani Kürtçe konuşan vatandaşlarımıza dahi bugüne kadar onların lisanını yok sayarak bir tek yayın bile yapmamış olması Diyanet İşleri Başkanlığının en büyük eksiğidir. Yani Rusçadan, Çinceye her türlü dile kitap çevirmeye başladığı halde, bu konudaki gecikmesini ben şahsen kusur olarak görüyorum, kendi kusurumuz olarak görüyorum. Ama 5 yıldır geliştirdiğimiz bir projeyle hedefimiz şu: Dünyanın hiçbir lisanı Kur’an’sız kalmasın. Bu minval üzerine Bulgarcadan, Gürcüceye, İspanyolcadan İngilizceye, Rusçaya, Almancaya kadar, şimdi Kürtçeye, Ermeniceye kadar bütün lisanlarda Kur’an-ı Kerim’in tercümesi bitecek.
 
“Cami devlet dairesi değil, Allah’ın evidir.”
 
Diyanet İşleri Başkanlığı’nı yüz bine aşkın personeliyle, hoca efendileriyle, Din İşleri Yüksek Kuruluyla, üyeleriyle, hocalarıyla, müftüleriyle, vaizleriyle, Allah’tan korkmayan, devletten korkan, ondan sonra oradan gelen emirleri sadece tatbik eden, hiçbir ilkesi, prensibi olmayan insanlar olarak göstermek, sadece bizi değil, o imamların arkasında namaz kılan her Müslüman’ı rencide eder, ma'şeri vicdanı yaralanmıştır o sözlerden dolayı, onun için onu kabul etmemiz mümkün değil. Ara dönemlerde, Türkiye’nin ara dönemlerinde, acı ve zor dönemlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın minberde telaffuz etmeyeceği hutbeler maalesef okunmuştur, okutulmuştur. Biz göreve başladıktan sonra hutbelerle ilgili aldığım prensipler şunlardır: Birincisi cami devlet dairesi değildir, cami Allah’ın evidir. İkincisi; minber yurttaşlık bilgisinin verildiği yer değildir. Üçüncüsü camiye gelene yurttaş, vatandaş olarak değil, mümin olarak hitap edeceğiz.
 
“Popüler kültürün hegemonyasına giren gençlik oluyor.”
 
Birbirimize Selman-ı Farisi’yi de hatırlatmalıyız, Ebu Zerr el-Gifari’yi de hatırlatmalıyız, mülkiyetin, varlığın büyük bir imtihan olduğunu hatırlatmalıyız, helal lokmayı, helal kazancı elbette birbirimize hatırlatmalıyız. Yani bu eleştiriler doğru eleştirilerdir, ancak bu eleştirileri bir cephe oluşturup siyasi polemik haline getirmek doğru değil. Dolayısıyla, popüler kültürün hegemonyasına giren kitleler oluyor, gençlik oluyor. Müslümanlığımızı, dindarlığımızı yeniden sorgulamamız lazım. Allah’ın bize verdiği nimetleri Allah’ın rızasına kullanmamız lazım. Onu kendimiz için bir gösteriş malzemesine dönüştürmememiz lazım, o nimete şükretmemiz lazım, elbette bunlar önemli şeyler.
 
“Hiç kimse Diyanet üzerinden İslam’ın izzetini dokunamaz.”
 
Diyanet her türlü eleştiriye açıktır, her türlü yapıcı, onarıcı eleştirinin sarığımızın üzerinde yeri vardır, ama hiç kimse diyanet üzerinden İslam’ın izzetine dokunamaz, hiç kimse Diyanet’i ve Diyanet personelini itibarsızlaştırmayı siyasetinin bir parçası yapmamalı. Bunu hem bir Diyanet İşleri Bakanı olarak, hem de bu toprakların bir çocuğu ve kardeşleri olarak tavsiye ediyorum.
 
“Hayırda, iyilikte yarışarak hareket etmek gerekmektedir.”
 
Seçim süreçleri, demokratik ülkelerde birtakım kırgınlıklara yol açabilir. Benim hem Rabbim’den niyazım, hiç kimsenin kalbi, gönlü kırılmadan hep hayırda yarışarak, iyilikte yarışarak, ülkemizi çok daha iyi yerlere götürme noktasında birbirimize kalbimizi açarak, etrafımızda coğrafyamızın ateşler içerisinde yandığı hep dikkate alarak, dini mübini İslam’ın ve İslam coğrafyasının içinden geçtiği zor süreçleri daima dikkate alarak, ağzımızdan çıkan her cümleyi, her kelimeyi tartarak, gönül kırmadan hareket etmek gerekir. Onun için, gönül yıkmak yerine gönül yapmak, yapıcı olmak, yıkıcı olmamak hem insanlığımızın, hem Müslümanlığımızın en gereklerindendir.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mkllll 2 yıl önce

Ilk geldiğiniz zamanlarda nasıl bu milletin okullarından mezun olan imamları, merhaba layık gormemistiniz..Sizin kirdiginiz kalplerin sayısı bu kurumda ayyuka çıktı... Ben şahsen sizden razı değilim ve hesabımı mahşere bıraktım..yayinlayin

Avatar
İMAMHATİP 2 yıl önce

BİR TAKIM SOYTARILAR CIKMIS BASKANIMIZI KOTULEMEYE CALISIYOR. YA SIZIN NE OLDUGUNUZ BELLI..SIZ ILK ONCE ADAM OLUN INSAN OLUN.SİZ YASAR NURI OZTURK GIBILERINIMI BASKAN GORMEK ISTERSINIZ... DAHA COK BEKLERSINIZ.SIZIN BASKANINIZ FETOH OLSUN.AMA COK BEKLERSINIZ.ILK EVVELA INSANLIK SINAVINA GIRIN.

Avatar
sefa 2 yıl önce

ben burdan diyanet camiasına şöyle bir teklifte bulunmak istiyorum.bizler diyanet camiası olarak başkanımıza kendi aramızda para toplayarak o araçtan daha iyisini alalım düşmanları çatlatalım.bu işi sendikalar ele alsın

Avatar
Kerim Tunç 2 yıl önce

Diyanet İşleri Başkanı yerden göğe kadar haklı.Bir dini cemaatin İslamın bütün ilkelerini ve insanlığın ortak ilkelerini bir tarafa bırakarak bir tavır sergilemesi müslümanım diyen bir guruba yakışmamıştır.40 yıldır savundukları şeyleri bir kalemde silmeleri tuhaf olmuştur.Müslüman her ne surette olursa olsun dün kara dediğine bu gün ak diyebilir mi? 1400 yıldır İslamın kuralları belli değil midir?Haram belli helal bellidir.Lanetlemeyi ve Bedduayı MUBAHELE olarak yutturmaya çalıştılar. Şimdi bakıyorumda bu cemaat bütün İslam karşıtlarıyla işbirliği yapıp Ak Partiye karşı cephe oluşturdular.Düşmanımın düşmanı benim dostumdur anlayışı.Peygaberin yolunda olduğunu iddia edenler böyle bir anlayışı benimseyebilir mi?İslam tarihindeAsr-ı Saadet döneminde böyle bir tavır gördünüz mü?Velhasıl Ak Parti ister kaybetsin ister kaybetmesin Gülen cemaati uzun vadede kesinlikle kaytbetmiştir.Ve islam toplumlarında derin yara açmışlardır ve ben bundan dolayı bu cemaate hakkımı helal etmiyorum.

Avatar
ADME ŞENTÜRK 2 yıl önce

ALİMERİN SER FİRAZI OLAN SAYIN HOCAMIZIN AĞZINA SAĞLIK.

Avatar
mklll 2 yıl önce

Ortalık yalaka ve dalkavuklarla dolmuş...Bu yüzden bu kurumda hicbisey değişmez. Diyanet ne yapsa yeridir..

Avatar
mueZzin 2 yıl önce

Su siyonizme helal olsun.nasil aramiza fitne soktu.dustukmu birbirimmize