Geçmişten Günümüze Diyanet İhtisas Eğitimi

Diyanet İhtisas Eğitimi ifadesiyle ilahiyat fakültesi mezunu din görevlilerinin yeterliklerini geliştirmek ve vaiz-müftü yetiştirmek için önce Haseki Eğitim Merkezinde, ardından diğer merkezlerde açılan hizmet içi ihtisas kursları kastedilmektedir. Başlangıçta amaç bu olsa da süreç içerisinde yeni programlar geliştirilerek bu eğitime bir tür “âlim yetiştirme projesi” niteliği kazandırılmıştır.

Hz. Peygamber’in Mescid-i Nebevi’nin içinde bir bölümü kendisini ilme adamış sahabilere tahsis etmesiyle başlattığı uygulama, “âlim yetiştirme projesi” için ilk örnek olarak gösterilebilir. İslam ilim tarihinde bu ilim merkezine katılanlara “ashab-ı suffe” ismi verilmiştir. Ebu Zer el-Ğıfari, Huzeyfe, Ammar, Ebu Hüreyre, Selman-ı Farisi, Suheybi’r-Rumi, Abdullah b. Mes’ud, Bera b. Malik gibi isimler, ilk muallimleri peygamberimiz olan şanslı insanlar arasında yer almış ve ilmin tadına burada varmışlardır. Mescid-i Nebevi’deki suffede tutuşturulan ilim meşalesi büyüyerek ve yayılarak devam etmiş, önemli ilim merkezleri kurulmuştur. Kûfe’de Ebu Hanife, Medine’de İmam Malik, Gazze’de İmam Şafii, Bağdat’ta Ahmet b. Hanbel ve Buhara’dan Kurtuba’ya, İran’dan Anadolu’ya pek çok yerde isimleri tarihe mal olmuş ve yaşadıkları asra damgasını vurmuş olan büyük âlimler yetişmiştir.


Medreselerden önce eğitim öğretim faaliyetleri mescit, cami, âlimlerin evleri, saray, kitapçı dükkânı gibi değişik isim ve özellik taşıyan yerlerde yapılırdı. (Ersoy Taşdemirci, Medreselerin Doğuş Kaynakları ve İlk Zamanları, E.Ü. Sos. Bil. Derg, 2, 269.) Daha sonra âlimler medreselerde yetişmeye başladı. İslam tarihinde sistemli olarak ilk medrese Büyük Selçuklular zamanında Alparslan’ın veziri Nizamülmülk (1018-1092) tarafından kurulan “Nizamiye Medreseleri”dir. Resmî bir teşekkül olarak devlet eliyle kurulması ise X. asırda Türkistan’da Karahanlılar zamanında olmuş, Gazneniler ve Samanoğulları tarafından geliştirilmiştir. (Taşdemirci, agd, s. 269-271.) Belh, Nişabur, Herat, Buhara, İsfehan, Basra, Merv, Taberistan, Bağdat, Musul, Şam, Endülüs gibi merkezlerde medreseler kurulmuş, bu ilim merkezlerinde yetişen Maturidi, İbn Rüşt, İbn Sina, Farabi, Biruni, İbn Hazm, İbn Arabi, İmam Gazali gibi âlimlerin yaşadıkları asırlar kendi isimleriyle anılır olmuştur.


Anadolu Selçukluları medreselerde ihtisaslaşma uygulamasını başlatmış, Konya İnce Minareli Medrese’de hadis, Sırçalı Medrese’de fıkıh, Kayseri’de Çifte Medrese’nin birinde tıp, Kırşehir ve Kütahya medreselerinde heyet ve nücum ilimleri okutulmuştur. (Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, İstanbul 1994, s. 43 Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, İstanbul 1994, s. 43.) Osmanlı döneminde ilk medrese 1330-1331 yıllarında İznik’te Orhan Gazi Medresesi ismiyle kurulmuştur. Ünlü Türk âlim ve mütefekkiri Şerefüddin Davud-ı Kayseri bu medresede müderrislik yapmıştır. Osmanlı’nın ilk şeyhülislamı Şemseddin Mehmet b. Hamza el-Fenari bu medreseden yetişmiştir. Bursa, Edirne, İstanbul, Tokat, Amasya, Sivas, Erzurum, Kırşehir, Konya, Kütahya gibi şehirler Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde medrese şehirleri olarak öne çıkmaktadır.

Asırlar boyu inişli çıkışlı devam eden medreselerde Osmanlı’nın son dönemlerinde en zayıf olduğu zamanlarda bile Muhammed Zahidü’l-Kevseri, Babanzade Ahmet Naim, Muhammed Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Hamdi Akseki, İsmail Hakkı İzmirli, Kâmil Miras gibi pek çok ilim dalında mütehassıs âlimlerimiz yetişmiştir.

1919 yılında Meşihat’a (Şeyhülislamlığa) bağlı Daru’l-Hikmeti’l-İslamiyye bünyesinde Vaizin ve Huteba ve Eimme şubelerinden oluşan Medresetü’l-İrşat kurulmuştur. Vaizin şubesinin öğretim süresi üç yıl olarak belirlenmiştir. Öğrencilere her ay 100 (yüz) kuruş harçlık veriliyor ve öğrenimleri boyunca yiyecek, giyecek vb. her türlü ihtiyaçları karşılanıyordu. Mezuniyetlerinde Daru’l-Hilafeti’l-‘Aliyye’nin yüksek kısmının mezunlarının sahip oldukları haklara sahip olmaları, yani mezuniyetlerinden sonra ruus alanların Zeyl meşihatlerine kara ve deniz askerî kıta imamlıklarına, vilayet, liva ve kasaba vaizliklerine tayin edilebilmeleri kararlaştırılmıştı. (Mustafa Öcal, Medresetü’l-Eimme ve’l-Huteba’dan İmam Hatip Liselerine Bizim Okullarımız, s. 11.)

Medresetü’l-irşadın vaizin şubesinin programı şu derslerden oluşuyordu: 1. Tefsir-i Şerif, 2. Hadis-i Şerif, 3. İlm-i Kelam, 4. İlm-i Fıkıh, 5. İlm-i Usul-i Fıkıh, 6. Feraiz, 7. Ahkâm-ı Evkâf, 8. Mezahib-i İslamiyye ve Turuk-ı Aliyye, 9. Edyan, 10. İlm-i Ahlak, 11. Siyer-i Nebi ve Tarih-i İslam, 12. Edebiyat-ı Türkiye ve İnşa’, 13. Edebiyat-ı Farisiyye, 14. Tarih-i Felsefe, 15. İlm-i İctima, 16. Hıfzı’s-Sıhha, 17. Hitabet ve Mev’iza. Bu derslerden oluşan programı üç yıl boyunca uygulayarak vaiz ve bunlar içinden âlim yetiştirmeyi hedefleyen Medresetü’l-İrşat, medreselerin kapatılış tarihi olan 1924’e kadar açık kalabilmiş, ancak diğer medreselerle birlikte o da kapatılmıştır. (Öcal, age., s. 12.)

Medreselerin kapatılmasıyla din eğitimi kesintiye uğramış, din âlimi yetiştirme hedefi ise tamamen ortadan kalkmıştır. Yıllarını İslami ilimleri tahsile ve tedrise veren pek çok âlim talebesiz kalmış, kimisi ev hapsinde tutularak yalnızlığa terk edilmiş, Mehmet Akif, Yozgatlı İhsan Efendi, Muhammed Zahidü’l-Kevseri gibi kimileri de vatanı terk ederek Mısır’da hocalık yapmaya çalışmışlardır. 30 yıl aradan sonra büyük mücadelelerle 1951’den itibaren imam hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri kurulmuş, din eğitimi bu okullar vasıtasıyla verilmeye başlanmıştır. Din hizmetlerinin bütün alanlarında görev yapan din görevlileri bu okullardan mezun olanlar arasından seçilmişlerdir. 1976 yılına gelindiğinde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde vazifeli din görevlilerinin İslami ilimlerdeki yeterliklerini yükselterek müftü ve vaiz yetiştirmek için Haseki Eğitim Merkezi’nde ihtisas kursu açılmıştır. İlahiyat fakültesi mezunları arasından imtihanla seçilen ihtisas kursiyerlerine uygulanan 3 yıllık programın Medresetü’l-İrşad’ın Vaizin şubesinin 3 yıllık programıyla benzerlik arz ettiği biraz sonra yer vereceğimiz tabloda görülecektir. Başlangıçta sadece bir hizmet içi eğitim formatında yüksek yeterlikli vaiz ve müftü yetiştirmek niyetiyle kurulmuş olsa da, ihtisas eğitimi klasik eserlerin müzakere edilebildiği ve İslami ilimlerin derinlemesine tedris edildiği bir eğitim kurumu hâline gelmiştir. Süreç içerisinde programda iyileştirmeler yapılarak özlediğimiz “âlim yetiştirme merkezi”ne dönüştürme çabaları da her zaman güncelliğini korumuştur. 1976 yılında açılan Haseki Eğitim Merkezi ihtiyaca cevap veremediği için, 1989 yılında Konya Selçuk, 1994 yılında Trabzon, 1996 yılında Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen, 2002 yılında Kayseri, 2009 yılında ise Rize Müftü Yusuf Karali eğitim merkezleri açılmıştır. 2014 yılında ise İzmir ve Diyarbakır Dinî Yüksek İhtisas merkezlerini kurularak, eylül ayında öğretime hazır hâle getirilecektir. 1976’dan bugüne ihtisas merkezlerimizden 2526 kişi mezun olmuştur. Son yıllarda Türki Cumhuriyetlerden ve Balkanlardan da talebe alınmaktadır. 2014 yılı itibarıyla bu bölgelerden 40 talebe öğretime devam etmektedir.

2010 yılında çıkan Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile 7 Dinî Yüksek İhtisas Merkezi kurulma kararı çıkmış, 2011’de sayıları 10’a çıkarılmıştır. Bu merkezlerden yedisi kurulmuş, diğer üçü de şartlar oluştukça kurulacaktır. Kanundan sonra Başkanlığımız, yapmış olduğu periyodik çalıştaylarda Dinî Yüksek İhtisas Merkezlerinin yapısını ve programını tamamlamış, 10 Mart 2013 tarihi itibariyle Başkanlık onayıyla yürürlüğe koymuştur. Buna göre yapı üç bölümden oluşmaktadır. Üçer aylık üç dönem yani toplam 9 ay süren Arapça Bölümü, yine üçer aylık altı dönem yani toplam 18 ay süren Temel İslam Bilimleri Bölümü, 3 ay süren Vaaz ve İrşat Becerilerini Geliştirme Bölümü.

Dinî Yüksek İhtisas Merkezlerinin yapısı ve programı, mezunlarının asgari yeterliklerinin vaizlik yeterliklerini karşılayacak tarzda olması dikkate alınarak oluşturulmuştur. Zira insan kaynakları açısından Başkanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu istihdam alanı vaizliktir. Müftülük, ateşe-müşavirlik, diyanet işleri uzman yardımcılığı, din işleri yüksek kurulu uzman yardımcılığı, müfettiş yardımcılığı vs. kadrolar ihtiyaca göre az sayıda ve belli aralıklarla açıldığı için, Dinî Yüksek İhtisas Merkezlerini vaizlik seviyesinde tamamlayanlar arasından sınavla seçilenlere kendi alanlarına göre ayrı ayrı program yapıp herhangi bir eğitim merkezinde 3-6 aylık sürelerle eğitime alınmasının uygun olduğu kanaati hâkim olmuştur. Dolayısıyla yukarıda ifade ettiğimiz kadrolarda istihdam edileceklerin ortak yeterliklerinin vaizlik olmasını dikkate alan bir program ortaya çıkmıştır. Buna göre program aşağıdaki bölüm, ders ve kredilerden oluşmaktadır.

1. Arapça Öğretim Programı: Toplam eğitim 3 dönem (3x3=9 Ay) olup 1080 saat olarak uygulanmaktadır.

2. Temel İslam Bilimleri Eğitim Programı: Toplam 6 dönem (6x3=18 Ay) olup 2016 saat olarak uygulanmaktadır.

3. Vaaz ve İrşat Hizmetleri Bilgi ve Beceri Geliştirme Programı: Toplam 1 dönem olup 330 saat olarak planlanmaktadır. Toplamda ise 3426’dır.

Yukarıda sıraladığımız bölümler ve derslerle ihtisas mezunlarımızı Arapçayı etkin ve verimli bir şekilde kullanabilen, tecvit ve musiki ilimlerini dikkate alarak Kur’an-ı Kerim’i edası ve sedasıyla güzel okuyan, başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere İslam ilimleriyle ilgili temel kaynakları ve güncel çalışmaları kullanabilme becerisine sahip olan, İslami ilimleri kendi terimleri ve özgün yöntemleri ile kavrayan, İslam düşüncesi ve medeniyetinin tefsir, hadis, kelam, fıkıh, tasavvuf, İslam ahlakı, gibi temel disiplinleri ile ilgili bilgilerini geliştiren, edindiği bilgi ışığında dini konularda toplumun sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verebilen, problemler karşısında mantıki tutarlılığa ve eleştirel düşünebilme becerisine sahip olan, tarihî ve güncel dinî oluşum ve akımları değerlendirebilen, din hizmetinin gerektirdiği temel becerilere sahip olan, güncel dinî sorunları çözümlerken Kur’an, sünnet ve kültürel mirası birlikte değerlendirebilen, bilgiye ulaşmada kitle iletişim araçlarından yararlanan, sosyal katılım becerisi gelişmiş, iletişim, rehberlik ve yorum yeteneğine sahip olan bireyler hâline getirmektir.

Yazıya, ihtisas eğitimin amaçlarından birisinin de âlim yetiştirmek olduğunu belirterek başlamıştık. İlahiyat fakültesini bitirip, yazılı ve sözlü iki aşamalı sınavdan seçilerek gelen ve 30 ay boyunca yoğun bir mesai harcayarak yukarıdaki programları tamamlayan görevlilerimizden bunu beklemek en tabii hakkımızdır. Çeşitli kadrolara görevli alınırken Başkanlık’ta yapmış olduğumuz sınavlarda ihtisas okuyanlarla okumayanlar arasındaki seviye farkı hemen fark edilmektedir. Ancak burada hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir husus vardır ki, o da şudur: İhtisas eğitimini tamamlayanlar gittikleri yerlerde ilmî müzakerelere mutlaka devam etmeli, ders halkaları oluşturarak sürekli okumaya ve okutmaya çalışmalılar. Bunu yaparlarsa mezun oluncaya kadar elde ettikleri bilgi birikimlerini kalıcı hale getirmiş olurlar. Kelam-ı kibarda belirtildiği gibi, “el kelâmü izâ tekerrara tekarrara” (kelam tekrarlandıkça yerleşir, karar kılar). Âlim olmanın yolu da buradan geçer. Zira âlim hep okur ve okutur, bulunduğu her ortamı ashab-ı suffe ruhuyla ders halkaları oluşturup ilim atmosferine dönüştürür. İnsanımızın bilgi seviyesini yükseltmek için ilim, irfan, hikmet ve tefekkür dolu bir anlayışla çalışır. İhlas ve samimiyeti en büyük sermaye kabul eder. Ömrünün sonuna kadar bilgisinin aydınlığında yürümeyi en büyük ilke edinir. Tüm ihtisas mezunlarımızdan beklentimiz budur.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ilçe müftüsü 2 yıl önce

şuanda 50 civarında ihtisası bitirmemiş il müftüsü var, niye ihtisaslıları atamıyorsun da düz ilahiyat mezunlarını il müftüsü yapıyorsun ali bey.bu kul hakkı değil midir

Avatar
husameddin taşdemiroğlu 2 yıl önce

KİŞİYİ bu milletin malıyla büyük özverilerle 5 yıl ilahiyat Fakültesi okuyan ilahiyatçıyı 3 yıl daha yine devlet ve millet malıyla okutarak sonunda vaiz bazen vaiz bile yapmadan LİSE MEZUNU İMAM HATİBİN BİLE YAPACAĞI İŞE ATAMAKTIR İHTİSAS.VAİZLERİN LİSE MEZUNU OLMALARI YETERLİ....zaten imamlada aynı maaşı almaları ve aynı haklara sahip olmaları bunu gösteriyor....bazı lise mezunu imamlar müftülerden ve vaizlerden bile daha donanımlı iken vaizi bu kadar okutmanın ben haksızlık oldunu düşünüyorum....imamlık için oratokul vaizlik için imam hatip müftü olmak için ise ilahiyat meslek yüksek okulu hakkıyla okunsun yeterde artar bile gerisi milli zarar...

Avatar
TEMEL KUŞTAŞ 2 yıl önce

KARDEŞİM NE KUL HAKKI İLAHİYATI ÖRGÜN OKUYAN VAİZLİK OKULUNUN KAPISI NDAN (İHTİSAAAAS) BİLE GİREMEZKEN BİR YRD DOÇ BİLE ON DAKİKA DERSİNİ DİNLEMEMİŞ İLİTAM MEZUNU İMAMI KÖYDEN ALIP VAİZ YAPIP YOLLADILAR...

Avatar
hasan cantepe 2 yıl önce

ihtisas okuyanına ne verdi.....ihtisas okuyanlar şu an nerdeler....diyanet ihtisasta okuyanın emeğine saygı gösteriyor mu.....saygı gösteriyorsa bunu nasıl ve ne şekilde yapıyor...diyanet ihtisas okuyanlarla ilgili geri bildirimde bulundu mu....3 yıl ihtisas okuyan birisini diyanet nasıl ve nerelerde değerlendirmelidir ki diyanet devletin kasasından milletin cebinden bu öğrenci yada sizin tabirinizle aalim için harcadığı para boşuna gitmesin.....ben yaptım olduyla bu işler maalesef olmuyor lafla peynir gemisi de yürümüyor...

Avatar
mulazım faydalı 2 yıl önce

kardeşim ihtisas okumanın sıkıntısı şu....10 uçağın var ve sen 500 pilot yetiştirmekle övünüyorsun.10 pilotu uçakta 490 pilotu da şoför maaşıyla otobüs şoförlüğünde çalıştırıyorsun.bunun övünülecek bir tarafı da yok...okuyana da bir menfaatı yok millete de bir faydası yok....olan sadece zamana okuyanlara okuyanların ailesine ve bu iş için parası harcanan devlete olmuştur...

Avatar
Rıza 2 yıl önce

Yav etmeyin eylemeyin şu ülkede bizi bizim kadar sevmeyen başka bir kurum çalışanı var mı. Ancak birbirimizle uğraşıp duruyoruz. Yuh yuh yuh. Yıllarca aha böyle birbirimizle didiştiğimiz için birileri ortalığı parallellemiş biz hala neyle uğraşıyoruz. Yok ilitam okuyan vaiz olmuş yok şu şöyle olmuş yok bu böyle olmuş. Kadınları geçtik ha. Ayıp ayıp. Birbirini sevmeyen topluluktan bu millete hayırlı hizmet çıkmaz.