Görmez, "Ehli sünnet, ehli beytin alternatifi değildir"

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez İslam Üniversitesi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada,

“İslam coğrafyasında yaşanan acıların sebeplerinin en temelinde din ile hayat arasındaki ilişki, metodoloji ve usûl sorunu yatar…”

İslam coğrafyasında yaşanan acıların sebepleri var. Bu sebeplerin en temelinde din eğitimi, dini eğitim sistemi, alim yetiştirme düzeni, din ile hayat arasındaki ilişki, metodoloji ve usûl meselesidir. Son 50 yılda Soğuk Savaş döneminin sona erip Sovyetler Birliği'nden, Balkanlar'dan öğrenciler daha çok belli bazı İslam ülkelerine giderek ilim tahsil etme imkanı buldular. Bunun geri dönüşü oldu İslam dünyasına. Bu geri dönüş bütün yönleriyle incelendiğinde bizim dini eğitim sisteminde dinle hayat arasındaki ilişkiyi öğretmede, İslam medeniyetini güncellemede, bugüne taşımada ciddi sorunlarımız olduğunu gösteriyor. Bu topraklarda tarih boyunca dünyaya takdim edilen İslam anlayışına baktığımız zaman çok önemli bazı özellikleri var. Birisi çoğunluk olarak ehl-i sünnet olarak adlandırdığımız İslam'ın tarih boyunca medeniyetler kuran ana yolunu temsil ediyor. Fakat hiçbir zaman Ehlibeyt yolunu karşısında görmüyor. Bilakis Ehlibeyt muhabbetin içine alıyor. Kendisini asla Şiiliğin alternatifi bir mezhep gibi görmedi. Ehli sünneti ehli beytin alternatifi asla görmedi.
“Dini ilimlerle fen ilimlerini birleştiren bütüncül geleneğe çok ihtiyacımız var…”

Bizim geleneğimiz ilim ve hikmet geleneğini beraber yürüttü. Soru sormayı, sebepleri araştırmayı günah değil sevap saydı. Önemli gördü. Dünya ahret ve din dünya dengesini çok iyi götürdü. Nice üniversitelerde felsefe öğrenmenin caiz olmadığı, kafa karıştırıcı şeyler olduğu söylendi. Ulumu İslamiye tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimlere indirgendi. Zaten tartışmalar bundan kaynaklanıyor. Kainatın ayetlerini Kuran’ın ayetlerinden ayıramayız. Bizim geleneğimizde dini ilimler ve dini olmayan ilimler bir kırılma noktasıdır. Tefsir ne kadar İslami bir ilimse matematik, kimya o kadar İslami bir ilimdir. Neden matematik tefsir kadar İslami bir ilimdir. Çünkü biz Allah’ın kainata yerleştirdiği düzeni ondan öğreniyoruz. Bir geleneğimiz daha var o da irfan geleneği. Her türlü hurafeden arındırılmış. Tarikatlara hayat veren Kuran’a ve Sünnet’e dayanan bir irfan geleneğimiz var. Bu bütüncül geleneğe çok ihtiyacımız var. Bunun merkezi İstanbul olmalı. Bu ülkenin bu büyük projeyi İslam dünyasına ve bütün insanlığa takdim etmesinin artık biz gecikmiş vazife olduğunu ifade etmek isterim.
İslam dünyasında yaşananlar…

“İslam dünyasında yaşanan acılar sebep değil birer sonuçtur…”

İslam dünyası olarak yaşadığımız bütün acılar birer sonuçtur, sebep değildir. Sebepler üzerinde durmalıyız. Sebepler üzerinde durduğumuzda bunun 200 yıllık bir mesele olduğu ortaya çıkacaktır. Biz bu coğrafyadaki sömürgeleri göz ardı ederek, işgalleri yok sayarak, işgallerin gölgesinde yüz binlerce insanın eğitimsiz kaldığını göz ardı ederek, coğrafyanın fay hatlarıyla oynanmasını göz ardı ederek olan biteni doğru değerlendiremeyiz, doğru neticelere varamayız. Mücadelenin devam ettiğini düşünüyorum, mutlak bir yenilgiden söz etmek doğru olmaz. Mutlak yenilgi olsa bu kavgalar da olmaz, bütün bu kavgalar da sona erer. Ama bizden kaynaklanan sebepleri de unutmamız gerekiyor. Bu konular üzerinde dururken önemli bir husus var ki, biz sadece ‘bütün bu dış sebeplerden dolayı başımıza bunlar geldi’ dersek yine yanlış yapmış oluruz, hata yapmış oluruz, bizden kaynaklanan sebepler üzerinde de durmalıyız.

“Eğer Irak işgal edilmeseydi, bu kadar insan eğitimsiz kalmasaydı belki de bugün DAİŞ veya benzeri şeyler olmayacaktı…”

Eğer Irak işgal edilmeseydi, 1,5 milyon insan ölmeseydi, bu kadar çocuk yetim kalmasaydı, on yıllarca bu kadar insan eğitimsiz, cehalet içerisinde kalmasaydı belki de bugün DAİŞ veya benzeri şeyler olmayacaktı. Afrika’da bu kadar zulümler, baskılar olmasaydı belki ne Şebab olacaktı, ne Boko Haram olacaktı. Ama bütün bu saldırılara rağmen biz mukavemet gücümüzü ortaya koymalıyız ve bizim çocuklarımız, Müslüman çocuklar bu yanlışa düşmemeli. Bu gibi hallerde dahi Müslümanlar birbirilerini öldürmek gibi bir gafletin içerisine girmemeli, doğru bir İslam’ı, ahlakı, adaleti, merhameti kendilerine en büyük saldırılar olduğunda dahi elden bırakmamalı, terk etmemeli,  Hz. Peygamberi bu noktada örnek almalıdır.

“Bütün dünyada bir küresel kötülükler sarmalı yaşıyoruz…”

Küresel kötülükler sarmalı yaşıyoruz dünyada. Bir dünya başka bir dünyaya zulmediyor. Bu zulüm cehalet üretiyor, şiddet üretiyor. Bu şiddet başka dünyalara İslamofobik nefretler olarak yansıyor ve bunlar birbirlerini beslemeye başlıyor, başka dünyalara kazandırıyor. Bir dünyadan bir dünyaya silah geliyor, gelen silah adedince mülteci gitmeye başlıyor. Bu küresel kötülükler sarmalından insanlığı kurtarmak için herkese vazifeler düşüyor. Bu kötülükler sarmalı sadece Müslümanlara, bu coğrafyaya ait değildir. Bu kötülüklerin müsebbibi tek başına Müslümanlar değildir. Bir defa en büyük haksızlığı yapmış oluruz. Bu kötülükler sarmalı küreseldir ve bütün insanlığın sorunudur. Bütün dünyanın sorunudur. Hep birlikte insanlık bunun üzerine yoğunlaşmadığı, düzeltmek için ortak bir çaba içerisine girmediği takdirde bunu çözmek mümkün olmaz.

“Bütün insanlık bugün Suriye denilen bir yerde sınav veriyor…”

Bütün insanlık bugün Suriye denilen bir yerde sınav veriyor. Bu sınavı kaybedenler ve kazananlar var. Suriye imtihanı sadece Suriyelilerin imtihanı değil, bütün dünyanın imtihanıdır. Avrupa’da Suriyeli kayıp çocuklar ortaya çıkmaya başladı. Din değiştirmeler ortaya çıkmaya başladı. Misyonerlik faaliyetleri harekete geçti. Bu bizi harekete geçirdi. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı olarak Suriyeli kardeşlerimize yönelik din hizmetlerini ve din eğitimini vermek için büyük bir çaba içerisindeyiz. Suriye’den gelen insanlar içerisinden ilim adamı olan insanlarla işbirliği içerisinde bu hizmetleri yürütmeye çalışıyoruz. Başta Suriyeli olmak üzere yaklaşık 60 milyon mülteciden söz ediliyor dünyada. Bunların yüzde 80’ini Müslümanlar oluşturuyor. Biz ülke olarak kendi ülkemize aldığımız mültecilerin diline, ırkına, rengine, dinine, inancına bakmıyoruz. O gibi hallerde bizim dil-din araştırmasına girmemiz Allah’ın zoruna gider.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.