IŞİD ve İSRAİL arasındaki çarpıcı benzerlik

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 24 TV'de Murat Çiçek'in sunduğu Açık Görüş programına konuk oldu. 

Programda, Yenişafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi ve Star Gazetesi Yayın Koordinatörü Nuh Albayrak da konuk olarak yer aldı. 


 

POLİTİK SORUN DEĞİL, DİNİ BİR SORUN

Mehmet Görmez, İsrail'in Mescid-i Aksa'ya postallarla girmesinin ve bu harekete gelen tepkilerin "politik sorun"dan ibaret olduğunu iddia edenlere çarpıcı cümlelerle cevap verdi.

Görmez, işin sadece politik bir durumdan ibaret olmadığını, belki daha yüksek dozda dini bir boyutunun olduğunu, dünyanın olaylara biraz da bu gözle bakması gerektiğini söyledi. Sibirya'da yaşayan bir Yahudi'nin, eski topraklarına yeniden dönme davranışının, sadece kurulan İsrail devleti yetkililerinin yaptığı çağrıyla açıklanamayacağını vurgulayan Mehmet Görmez, o insanların İsrail çatısı altına girmesi, ve orada yaşayan müslümanları yurtlarından sürme, onlara zulmetme davranışının aslında okudukları dini metinden kaynaklandığını belirtti.

IŞİD ile İsrail arasında da çarpıcı bir benzerlik kuran Görmez, "açıkça ifade edeyim. İsrail'i kuran Tevrat yorumu neyse, IŞİD'in devlet kurmak için başvurduğu din yorumu aynı yorumdur" ifadelerini kullandı.

Mehmet Görmez şöyle konuştu:

MESCİD-İ AKSA'NIN İSLAMİYET İÇİN NE ÖNEMİ VAR?

Aklı başında bir müslüman, İslamiyet'i bilen, Kur'an-ı Kerim'i okuyan, Resul-i Ekrem'in bu konudaki öğretilerini bilen bir kimse böyle demez doğrusu. Çünkü, Hz. Peygamber daime bu üç mescidi birikte zikretmiştir. Hatta hanımı Meymune validemiz, "Ya Rasulallah bize Beytü'l-Makdis'i anlatır mısınız" diye bir soru sorar. Resul-i Ekrem (S.A.V) Beyt-i Makdis'i ona, mahşer ve menşer yeri olarak tarif eder.

Yani insanlığın hem hayat bulduğu, hem yeniden dirileceği bir mekan olarak orayı tarif eder. Sonra da orayı ziyaret etmeyi tavsiye eder.


 

"Peki ziyaret etmeye gücümüz yetmezse ya Rasulallah?" diyorlar.

Mecazi bir ifade olarak Allah Rasülü (S.A.V) çok güzel bir şey söylüyor. Diyor ki; "kandillerinde yakılmak üzere zeytin yağı gönderin".

MESCİD-İ AKSA BİRİNCİ KIBLEMİZ

Sonra, birinci kıblemiz oluşu. Cenab-ı Hakk'ın İsra Suresi'nde doğrudan mukaddes olduğunu ifade etmiş olması. Bizden önce de, bütün peygamberler tarafından mukaddes kabul edilmiş olması gibi...

Sorunuza gelince, öncelikle şunu ifade etmek isterim. Dünyanın gözünden bir şey kaçıyor. Bunun dini boyutunu ifade etmezsem eksik olur.

İsrail'in kuruluşu, Filistinlilerin topraklarından kovuluşu, bütün dünyaya sürgün edilişi ve kurulduğu günden itibaren bütün İslam dünyasının, olup biten her şeyin sadece bu eksende tanzim ediliyor oluşunu dikkate alarak, herkes işin siyasi boyutunu konuşuyor. Ama kimse işin dini boyutunu konuşmuyor.

İSRAİL'İ KURAN TEVRAT YORUMU NEYSE, IŞİD'İ KURAN DİN YORUMU AYNI YORUMDUR

Açıkça ifade edeyim. İsrail'i kuran Tevrat yorumu neyse, IŞİD'in devlet kurmak için başvurduğu din yorumu aynı yorumdur.


 

Nasıl bir yorumla, Rabbini kanunlardan, Tevrat metinlerinden, Mişna'dan, hangi yorumlarla dünyanın her tarafına dağılmış bir kavim bir araya geldi. Bir toprağın sahiplerini oradan kovdular. Onların toprakları üzerinde şiddete, ötekileştirmeye, kibre ve zulme dayalı bir devlet kuruldu. Bunu kuran irade siyasi irade değil. Bunu kuran irade dini bir irade. Ve belli bir dinin metinlerinden kaynaklanan bir irade.

KÜLTÜREL İŞKENCE İLE TAHRİK EDİYORLAR

Dünya bunun bir dinden ve din yorumundan kaynaklandığını aslında biliyor, görüyor ve yardım ediyor.

Dolayısıyla, bu insanların vatanlarını kaybetmesinden sonra, bir de ayrıca bütün dinlerin mukaddes kabul ettiği yere, Müslümanların harim-i ismetine girercesine postallarla Mescid-i Aksa'ya girip, insanlara göstererek, mukaddes kitabı sağa sola fırlatarak yapılan bu hareketler tamamen, tam da müslümanların, İslam dünyasının bu zor zamanlarında  yapılan bir tahrik.

Batılıların "kültürel işkence" diye isimlendirdiği bir işkence çeşidi vardır. Maddi işkenceden çok daha ağırdır. İsrail'in bu yaptığı aynı zamanda bir kültürel işkencedir. 

MÜSLÜMANLARA SAĞDUYU ÇAĞRISI

Mehmet Görmez, İsrail'in bu tahrikleri karşısında müslümanlara sağduyu çağrısı yaparak, İslam dünyasından yapılacak bireysel her şiddet uygulamasının, dünyanın başka yerlerinde müslümanların başına bomba olarak geri dönebileceğini hatırlattı. 

"ÖNÜMÜZDEKİ YÜZYIL MÜSLÜMANLARIN YÜZYILI OLACAK"

İstanbul'da bugün gerçekleşen Latin Amerika Müslüman Dini Liderler Zirvesi'yle ilgili de açıklamalarda bulunan Mehmet Görmez, bu tür toplantıların aslında 5 asırdır gecikmiş toplantılar olduğunu söyledi. 

Dünyanın her tarafından müslümanların Türkiye'ye ihtiyacı olduğunun altını çizen Görmez, "müslümanlar kendi içindeki sorunları çözebilirse, önümüzdeki yüzyıl müslümanların yüzyılı olacaktır" ifadelerini kullandı. 


 

Görmez konuyla ilgili şöyle konuştu: 

Doğrusu, Latin Amerika Müslüman Dini Liderler Zirvesi'ni gerçekleştiriyor olmaktan büyük bir heyecan duyuyoruz. Osmanlı tarihini okuyanlar, bugün İstanbul'da başlayan toplantının aslında 5 asırlık gecikmiş bir toplantı olduğunu bileceklerdir.

Küreselleşme dalgasıyla birlikte insanlar yerlerinden yurtlarından edildiler. Artık dünyanın her tarafından bir müslüman azınlık var. Ve önümüzdeki yüzyıl müslümanların yüzyılı olacaktır. Tabi eğer müslümanlar kendi içlerindeki problemleri çözebilirlerse.

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizden, Latin Amerika ülkeleri son yıllarda dikkat çekecek şekilde bizden, Ramazan aylarında din görevlileri istemeye başladılar, dini yayınlar istemeye başladılar. Önce Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Haiti'de depremden sonra bir merkezi, yetimhanesi, okulu oldu. Tabi bunları Diyanet Vakfı marifetiyle yaptık.

Daha sonra, Küba'dan bazı insanlar gelip Türkiye'de din eğitimi aldılar. Hem de üniversite bitirmiş, sonradan müslüman olmuş profösörler dinlerini öğrenmek için Türkiye'ye geldiler.


 

İKİ BÜYÜK ÜLKE ZORDA KALAN AZINLIK MÜSLÜMANLARA YARDIM ETTİ ANCAK ONLARA MEZHEP VE İDEOLOJİ VERMEK İSTEDİ

Dünyadaki müslüman azınlıklara Türkiye'nin ilgisi çok fazla olmamış. Daha çok, isim vermeyeyim, iki büyük ülkenin büyükelçilikleri marifetiyle daha çok yardım almışlar müslüman azınlıklar zorda kaldıklarında. O ülkeler de bu yardımlarla birlikte, bir ideoloji, bir mezhep vermek istemişler karşılığında.

Bu durum, hem fakir, uzak bölgelerdeki müslüman azınlıkları zor duruma sokmuş, hem de ev sahibi ülkeler, yani çoğunluğu teşkil eden toplumlar bundan rahatsız olmuşlardır. İşin bu boyutu da var.

LATİN AMERİKA'DAKİ 40 ÜLKENİN TAMAMINDA AZINLIK MÜSLÜMANLAR VAR

Neden "5 asırlık bir gecikme" diyorum? Latin Amerika'da 40 ülke var. Bu 40 ülkenin tamamında müslüman azınlıklar var. Bunların bir kısmında, mesela Brezilya'da 2 milyona yakın müslüman var, ama Bolivya'da daha az müslüman var. Arjantin'de 750 bin, 1 milyona yakın müslüman var. Ama her ülkede müslüman var. Bu 40 ülkenin tamamındaki müslümanların temsilcileri bugün buradalar, İstanbul'dalar.


 

İSLAM ÜLKELERİNİN 4 BÜYÜK AYIBI VAR

Ben onlara konuşma yaparken dedim ki, "İslam ülkelerinin Latin Amerika yaşayan müslümanlara karşı 4 büyük mahcubiyeti var. Öncelikle, Müslümanlar Latin Amerika'ya nasıl gittiler? Bugün resmi rakamla 6 milyon, gayri resmi rakamlara göre daha fazla müslüman Latin Amerika ülkelerine nasıl dağıldılar? Buna baktığımızda, ilk büyük mahcubiyetimiz Endülüs İslam Devleti'nin yıkılmasından sonra başlıyor.

Endülüs yıkıldıktan sonra, Engizisyon mahkemeleri kurulur ve insanlar, adeta bir katliama tabi tutulur. Bazıları Osmanlı topraklarına hicret etme imkanı bulabilmişlerdir. Ama büyük bir kısmı canlarını kurtarmak için, İspanyolca da bildikleri için Atlas Okyanusu'nun öbür tarafına göç etmek zorunda kaldılar. Bugün de bazıları konuşurken "benim ecdadım Endülüs'ten"di diyor.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol