Mehmet Görmez'in Cizre hutbesi…

İşte o hutbe:


وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ (Rum 30/22)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ ، وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ ، كلكم من آدم وآدم من تراب، لا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى عَجَمِيٍّ ، ولا فَضْلَ لأَسْوَدَ عَلَى أَبيض إِلا بِالتَّقْوَى أَيُّهَا النَّاسُ، النَّاسُ سَوَاسِيَةٌ كَأَسْنَانِ الْمِشْطِ كونوا عباد الله إخوانا


Cumanız mübarek olsun aziz kardeşlerim!

Bugün, tarihin Ceziretü’ş şeref olarak adlandırdığı, şerefin, izzetin, onurun şehri Cizre’mizde, Resulü Ekrem Muhammed Mustafa’dan (sas) 7 sene sonra ashab-ı kiramın içinde secde-i Rahmana kapandığı mübarek Ulu Camii’de, bir icabet saatinde bizleri buluşturan Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun!

Kardeşlerim!

Bu mabet, Cizre Ulu Camii, Resulü Ekrem’in vefatından 7 sene sonra ashab-ı kiramın içinde secdeye kapandığı bir mabettir. O günden bu güne, bu mabette secde-i rahmana kavuşan bütün müminlere selam olsun.

Bu aziz belde, Cizre, tarih boyunca ilmin, irfanın hikmetin şehri olmuştur. Burada İslamî ilimlerin temelleri atılmıştır. Ceziretü İbn-i Ömer’dir. İbnü’l Esir kardeşler, İslam Tarihini burada kaleme aldılar. İbnü’l Cezeriler Kur'an ilimlerinin temellerini bu beldede attılar. Ebü’l İz el-Cezerî bu beldede fiziği, matematiği hatta bilgisayar ilminin temellerini kaleme aldı. Daha bu yüzyılın ortalarında Şeyh Seyda tasavvufun hikmetini, irfanını sadece Anadolu'ya değil bütün bu coğrafya takdim etti. Nice âlimler, nice fakihler yetiştirdi bu diyar… İşte bugün böyle güzel bir beldede sizlerle birlikte Cuma namazını eda etmekten, Ulu Camii'nin minberinden Resulü Ekrem’in (sas) sünneti olan hutbe irad etmekten büyük bir onur duyduğumu, büyük bir şeref duyduğunu ifade etmek istiyorum.
Mehmet görmez hutbe okudu

Aziz kardeşlerim!

Aziz Cizreliler! Şehr-i Nuh’un güzel insanları! Hazreti Nuh'un hemşerileri! Son günlerde büyük üzüntüler yaşadınız. Evleriniz tahrip edildi. Hanelerinize tecavüz edildi. İlim irfanla dolması gereken Cizre'nin sokaklarında nice zorluklar yaşadınız. Öncelikle hepinize geçmiş olsun. Cenab-ı Hak sizleri ve bütün milletimizi bu tür kötülüklerden muhafaza eylesin.

Aziz Kardeşlerim!

Aziz Cizre! Siz 70 gün boyunca bu zorluklarla yaşarken inanın bu toprakların en ucundaki kardeşlerimiz sizinle aynı üzüntüleri, aynı acıları yaşadı. Siz susuz kaldınız; biz de sizinle susuz kaldık. Siz evsiz kaldınız; biz de sizlerle evsiz kaldık. Ankara, İstanbul, Edirne, Samsun’daki bütün kardeşlerimiz, nice kardeşlerimiz sizinle aynı acıyı, aynı ıstırabı yaşadı. Sizinle beraber göçtük. Siz evlerinizden göçtünüz. Bizler de sizlerle beraber gönüllerimizden göçtük. Aynı üzüntü, aynı acıyı yaşadık.

Aziz kardeşlerim!

95 yıl önce bugün, 18 Mart tarihinde Çanakkale'de bütün akvam-ı beşer üzerimize gelmişti. Bizim birliğimizi, beraberliğimizi ortadan kaldırmak, bizi millet olarak Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Çerkeziyle dili, rengi, ırkı ne olursa olsun, hepimizi ama aynı Rahman’a secde eden, aynı Rabb’e iman eden, Muhammet Mustafa'ya (sas) ümmet olan, İslam’a olan mensubiyeti ile iftihar eden bu milleti ortadan kaldırmak için bütün akvam-ı beşer üzerimize gelmişti. Biz, hep beraber aynı ruh ile karşı koyduk. Aynı ruh ile zaferler kazandık. Çanakkale topraklarında sadece İstanbullular, sadece Ankaralı kardeşlerimiz yatmıyor. Şırnaklı, Diyarbakırlı, Cizreli, Hakkârili kardeşlerimiz de şehit oldu. Bizim ecdadımız birlikte bu vatan üzerinde o gerçek özgürlüğü iman ile, İslam ile, tevhit ile o gerçek özgürlüğü yaşamak için 250 bin şehit verdi.

Mehmet görmez hutbe okudu

Malazgirt'te Alparslan'ın duası ile Kudüs'te Selahaddin Eyyubi'nin duası aynı dua oldu. Cizreli kardeşlerimizin duası ile Çanakkale gazilerinin duası daima aynı oldu. Biz ancak bu birlik ve beraberlikle, bu kardeşlikle bu zorlukların üstesinden gelebiliriz. Bütün bu kötülükleri ortadan kaldırmanın yolu sadece kardeşlik edebiyatı ile değil, kardeşlik ahlakı ile kardeşlik hukuku ile birbirimizi tanıyarak, birbirimize değer vererek ancak barışı, kardeşliği, silmi, selamı, İslam’ı, imanı, emanı ancak bu topraklarda hâkim kılabiliriz

Yüce Rabbimiz Yüce kitabında şöyle buyuruyor

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ (Hucurat 49/13)

Ey insanlar! Sizi bir kadından ve bir erkekten dünyaya getirdik. Sizi şubelere, kabilelere ayırdık. Ta ki birbirinizi tanıyasınız diye… Birbirinizi inkâr edesiniz diye değil. Birbirimizin dilini, kimliğini inkâr edesiniz diye değil. Birbirinizi tanıyasınız diye... Ancak hep birlikte en büyük kimlik olarak Resulü Ekrem Muhammed Mustafa’ya (sas) ümmet olmanın bilinciyle tevhidin potasında eriyerek, birbirimizi tanıyarak, birbirimize değer vererek, birbirimizi yücelterek ancak kardeşliği ikame edebiliriz.

Hutbemin başında okuduğum hadisi şerifte sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın (sas) veda hutbesindeki ifadeleriydi. Şöyle buyuruyor Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdem’densiniz Âdem de topraktandır. Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın Araba üstünlüğü yoktur. Siyahın beyaza, beyazın siyaha üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvadadır. İnsanlar Allah’ın katında tarağın dişlileri gibi eşittir. Öyleyse

يَا أَيُّهَا النَّاسُ كونوا عباد الله إخوانا

Ey insanlar! Allah'ın kardeş kulları olunuz!

Aziz kardeşlerim!

Mehmet görmez hutbe okudu

Hutbemi son zamanlarda sık sık tekrarladığım Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mescidi Nebevisinde yaşanan güzel bir tabloyla bitirmek istiyorum. Sahabeden bir grup, bir halka yapmışlar oturmuşlardı. Aralarında sohbet ediyorlardı. İçlerinden birisinin Hz. Selman ile bir problemi vardı. Selman-i Farisi Mescid-i Nebevi’nin kapısından girdiğinde, Selman ile arasında sorun yaşayan sahabeden o insan Selman işitecek şekilde konuyu değiştirdi. Etrafındaki arkadaşlarına “وما حسبك وما نسبك” soyun-sopun nedir, sülalen nereye dayanıyor, hangi kabiledensin? diye sormaya başladı. Soruya cevap olarak her birisi kendi soyunu-sopunu anlattı. Birisi dedi ki, “أنا من مضرّ إبن فلان إبن فلان ” ben Mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım. Bir başkası, ben Evs kabilesindenim, benim babam Medinelilerin en şereflilerinden falan oğludur. Dedem şudur, dedemin babası şudur, diye kendi soyunu-sopunu anlatmaya başladı. Bir başka sahabe, “أنا من تميمن إبن فلان إبن فلان ” ben de Temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım. Bir başkası ben Hazrec kabilesindenim. Bir başkası da “أنا من قريش أشرف الناس” ben de Kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım dedi.

Sohbet bitince, sohbeti yöneten zat Hz. Selman’a döndü: Ya Selman, “وما حسبك وما نسبك” senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin? diye sordu. Selman, kıyamet sabahına kadar yeryüzündeki bütün Müslümanlara örnek olabilecek bir cevap verdi. Ve dedi ki, “أنا سلمان إبن الإسلام” Ben de İslam oğlu Selman’ım. Ve sonra gözleri dolarak şöyle hitap etti: “كنت ضالا فهداني الله بمحمد” Ben dalalette, sapıtmış bir insandım, Allah beni Muhammed Mustafa (sas) ile hidayete erdirdi. “ كنت فقيرا فأغناني الله بمحمد ” Ben fakir, yoksul bir insandım, Allah beni Muhammed Mustafa (sas) ile zenginleştirdi. “كنت مملوكا فاعتقني الله بمحمد” Ben basit bir köle idim, Cenab-ı Hakk beni Muhammed Mustafa (sas) ile özgürlüğüme kavuşturdu. “أنا سلمنان إبن الإسلام” Benim soyumu-sopumu öğrenmek mi istiyorsunuz? Ben de İslam oğlu Selman’ım, dedi. Hz. Ömer uzaktan bu sözleri duydu, ayağa kalktı, topluluğunun yanına geldi. Onlara dedi ki, benim de soyumu-sopumu öğrenmek istiyor musunuz? Ben de “أنا عمر ابن الإسلام أخو سلمنان إبن الإسلام ” Ben de İslam oğlu Ömer, İslam oğlu Selman’ın kardeşiyim, dedi.

Kardeşlerim!

Bizim de bu topraklarda dinimiz, ırkımız, rengimiz kabilemiz ne olursa olsun hepimizin ataları, Iyad b. Ganem komutasında Muhammed Mustafa’nın (sas) ordusu bu topraklara gelmeden önce hepsi şirk içindeydiler. Hepsi memluk idiler. Hepsi fakir, yoksul ve bütün medeniyetten yoksun idiler. Ama sonra İslam ile Allah bizleri aziz kıldı. İslam ile bizi kardeş kıldı. Kalplerimizi birleştirdi. Aynı rabbe iman ettik, aynı peygambere ümmet olduk, aynı Rahman’a secde ettik, aynı kıbleye, aynı istikamete yöneldik. Ancak Allah bununla bizi aziz kıldı. Bunu terk ettiğimiz zaman zelil oluruz. Bunu terk ettiğimiz zaman memluk oluruz. O sahte azadi sloganlara kanmayalım.

Aziz kardeşlerim!

Bugün kardeşiniz olarak size “geçmiş olsun” demeye geldik. Şimdi yaraları sarma zamanıdır, diyerek geldik. Bütün kalbimle bütün gönlümle sizin kalbinize, sizin gönlünüze sığınmaya geldim.

Bütün kardeşlerimizle beraber bu süreç içerisinde, ilçe müftümüz, bütün din gönüllülerimiz camilerimizi, Kur’an kurslarımızı, gönüllerimizi bizlere açtılar. Huzurunuzda onlara teşekkür ediyorum. Bugün onlarla beraber biz de gönlümüzü kalbimizi size açmaya geldik. Nice camiler tahrip edildi. Nice Kur’an Kurslarımız tahrip edildi. Bizi en çok üzen, bu süreç içerisinde ezansız, namazsız ve cemaatsiz kalmak idi. Bundan sonra inşallah Cenab-ı Hak bu güzel beldeyi tarih boyunca Ceziretü İbni Ömer’i, Ceziratü’ş Şerefi âlimlerin, ariflerin yurdu olan bu Cizre’yi her türlü kötülükten muhafaza eylesin. Bu Cizre’yi her türlü kötülükten muhafaza ederek kardeşliğimizi daim eylesin.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yusuf 9 ay önce

Başkan geldiniz bilseydik keşke bizde gelirdik dinlemeye

Avatar
Imam Yusuf 9 ay önce

Başkanım hak bildiğimiz yolda yürüyor birileri çekemiyor. Rabbim hakkı haykırıp hak üzere daim olmayı daima bütün din görevlisi kardeşlerime nasib eylesin. Hakkı haykıranin yanındadır önce hak sonra halk