28 Şubat süreci din üzerinde laik devlet baskısının en son yaşandığı süreç olarak tarihe geçti. O günden sonra dindarlara tanınan haklar her geçen gün artarak devam etti. 

Kutsal devlet anlayışının yasaklarından olan başörtüsü hemen hemen her alanda serbestleşirken laik rejimin tehlike olarak gördüğü İmam Hatip ve İlahiyat Fakültelerinin sayısında gözle görülür bir patlama yaşandı. 

Üvey evlat muamelesi gören dini vakıf ve derneklerde hatırı sayılır bir saygınlığa kavuştu. 

Tabi dinlar lehine genişletilen bu hakların tamamında Rahmetli Erbakan ile başlayıp Cumhurbaşkanı Erdoğan ile devam eden çalışmaların payı inkar edilemez. 

Müslümanların hayatında başlayan olumlu gelişme ve değişmeler elbette karanlık günlerde rejimin kontrol ve teşvikiyle ayakta duran tarikat tabanlı cemaatleri rahatsız etti. 

Özellikle Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile başlayıp Prof. Dr. Mehmet Görmez ile devam eden Diyanet İşleri Başkanlığı sürecinde Diyanet’in atağa geçmesi tarikatlar kadar tarikatlar üzerinden dini alanı dizayn eden dış mihrakları tedirgin etti. 

Her iki başkan döneminde Diyanet, İmam Hatip ve İlahiyat geleneğinin devamı olarak sahih İslam anlayışını temsil eden bir kurum olarak tarihteki yerini aldı. 

Belki de Diyanet ilk kez özerkleşme ve sivilleşme tartışmalarının dışında devlet tekelinde olması gerektiğine dair inancı güçlendirdi. Bu inancın güçlenmesine elbette Yahudi medya patronunun ortak olduğu İhlassız medya ile İsmailağa cemaatinin Kutlu Doğum Haftası’nın hurafelerle örülü Mevlid Kandili’ne alınması isteği ve bu isteğin yalan ve iftiralarla birlikte saldırıya dönüşmesi neden oldu. 

Bu saldırı karşısında dik duran Prof. Dr. Görmez kadar arkasında aynı kararlılıkla yer alan eski Diyanet İşleri Başkanları, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri ve İlahiyat Fakültelerinin seçkin alimlerinin payı inkar edilemez. 

Cumhuriyet tarihinde belki de ilk kez ilim ehli, İngiliz destekli hurafeci yapılar karşısında yetim bırakıldığı kuytu köşelerden başını çıkarabilmiş Diyanet sathında kendini gösterme imkanı bulabilmişti.

İslam’ın künhüne vakıf olmayıp tarikatların iç yüzünü görmeyen bir bakanın popülist yaklaşımı ve yine Diyanet’ten sorumlu kılınan diğer bir bakanın oynanan oyunu göremeyişi sonrasında başkanlık koltuğuna oturtulan Ali Erbaş ve yanına verilen liyakatsiz kişilerle Diyanet bir anda 28 Şubatlı günlerin öncesine dönüverdi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsı manevisini İslam ülkelerinde tamamlayan Prof. Görmez’in ilmi ve temsil hüviyeti ile adeta halifeliği temsil eden Diyanet, Ali Erbaş’ın atanması sonrasında İslam dünyasından bir anda siliniverdi. 

Temsil kabiliyetinin olmamayışının yanında ilmi yetersizliğine Arapça bilmezliği eklenip; üstüne üstelik şaibeli geçmişiyle AK Parti’nin FETÖ ile mücadele eder görünen resmini yerle bir eden bu atama, Diyanet’in ikinci ve asıl başkanı görüntüsü veren Haydar Bekiroğlu’nun kadrolaşma çalışmasıyla da taçlanınca kurumda başlayan kutuplaşma Diyanet’i adeta felç etti.

Anlaşıldığı kadarıyla bazı odaklar, seçimi de fırsat bilerek hükumetle iyi bir pazarlık yapmış gözüküyor. Görüntü ve sonuca bakıldığında AK Parti’yi iktidara getiren çevreler Diyanet üzerinden fena bir darbe yemiş, boyunları önlerine eğdirilmiş durumda. 

Tarikatçılarla uzlaşma mı yoksa Vatikan ve benzeri dış unsurların talebi mi bilinmez ama Ali Erbaşlı bir şekilde hükümetin yaptığı bu atama kuruma başkanlık atamasından öte Diyanet ve İlahiyat Fakültelerine bir operasyon olarak görüldü ve görülmeye de devam ediyor. 

Mehmet Nuri Yılmaz döneminde olduğu gibi konjonktürel olarak susmaya evet diyebilir. Ama ilim ehlini aşağılarcasına kendilerini temsil etmeyen bir başkanın başlarına atanmasına asla rıza göstermezler.

Gözden şimdilik kaçan diğer bir yön ise Erbaş’ın ataması sonrasında 8 aylık süreçte yaşanılanlar Diyanet’in özerkleşmesinin ötesinde varlığının dahi ümmete yük olacağı tartışmalarını beraberinde getireceğe benziyor. Bu görüşü kimse afaki bulmasın. Çünkü din görevlilerinin namaz memurluğundan kurtulup sosyal hayatın içinde aktif olmasını bekleyenler Erbaş ve yönetiminin koltuklarını koruma adına yaptıkları despot tutum sonrasında tamamıyla kabuğuna çekilip namaz dışında tüm tebliğ işlerine son verip meydanı hurafeci tarikatlara bırakmış durumdalar.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
personel 2018-04-16 10:26:59

müftülük çalışanları olarak bu başkandan ciddi anlamda rahatsısız. müftülüğe bir vatandaş geldi aynen şunları söyledi. başkanınıza ne cübbe yakışıyor ne sarık

Avatar
pirifani 2018-04-16 13:24:21 @personel

insanlarin yakisikliligi konusunda bize laf dusmez. yaptiklari yapmasi gerekirken yapmadiklari,soyledikleri ve soylemesi gerekenler varken cubbe ve sarigin yakismamasini mevzubahis etmek giybettir.

Beğenmedim! (1)
Avatar
fetöcü ali erbaş 2018-04-16 11:16:46

kamuoyunun yakından tanıdığı bir hoca efendi aynen şunları söyledi. görür müyüm görmez miyim bilmiyorum ama bu bir başkanın koluna kelepçe takılacak dedi. düşündüm taşındım bunun fetöcü ali erbaş olduğuna kanaat getirdim

Avatar
pirifani 2018-04-16 10:24:09

devlete neticede laik bir devlete bagli bir kurumun politik cikar ortaminda istedigimiz gibi calismasini bekleyemeyiz. tarikatlar halen belli bir oy potansiyeline sahibler. ben daha ziyade tasavvuf ve tarikatlar konusunda calisan ve yayinlari bulunan dernek vakif ve yayinevl;erinin daha etkili olacagini zannediyorum. anti tasavvuf yayinlari, sueymaniye vakfi yay, dusun yay,ankara okulu yay,otto yay,ekin yay pinar yay vs nin geleneksel din anlayisi ve tasavvuf hakkindaki eserlerinin toplumda yayginlastirilmasi gerekiyor.ayrica selefi gurublarin tasavvuf hakkindaki calismalarini dikkatli olmak sartiyla gormezlikten gelmemeliyiz. dusunun ki yasar nuri suleyman ates gibi geleneksel anlayisla mucadele eden hatta mucadeleyi baslatan diyebilecegimiz kisiler bile tasvvuf batakligindan kendilerini kurtaramazken diyanetten ne beklenebilir?

Avatar
A.R.YÜKSEL 2018-04-17 00:23:22

eğer yazılarınız doğruysa durum çok vahim...geçmiş gerçekten çok önemli..geçmişi proplemli olanlar,ödüllendirilmemeli, buna istinaden yeni atandırılan.soruşturma geçiren,şüpheli durumda olanlar,geçmişinde idareciliği başarısız olanlar halk ve memuruyla geçimsiz olan idareciler bürokrasi ve bakan desteği hemşehri ruhuyla daire başkanlığına getirildiyse yeniden gözden geçrilmeli,lobileşme önlenilmeli..

Avatar
Vaiz Osman 2018-04-17 02:27:47

bu adamın fetö aleyhine darbedenöce hiç beyanı var mı bir araştırın. varsa bize de haber verin..17-25 den darbeye kadar lan zamanda var mı ona bakın...durumu alayın