Siz hiç kaldınız mı arkadaşlar?

Açlık ne kadar zor bir durum siz bilir misiniz? Bu açlık var ya insana her şeyi yaptırır. Ara ara facebook sayfamdan takipçilerime şu hatırlatmayı yapıyorum. “Arkadaşlar’ kış günüdür, yiyecek bulamayan kuşlara, diğer hayvanata yem verin, çok sevaptır”

Kar yağınca malum hayvanlar yiyecek bulamıyorlar, bazıları açlığın verdiği zafiyetle donup ölebiliyor.

İşte geçtiğimiz günlerde açlıktan şehre inmiş bir domuza benim hemşehrilerim öyle bir saldırdılar ki, kafasına kafasına taşlarla vurarak öyle eziyetler verdiler ki,  herkes yazıklar olsun bunlara dedi. İnsanlıktan merhametten nasibini almamış insanlar dediler siz… İnternet sitelerini gezdim, o kadar galiz (ağır) sövgüler beddualar gördüm ki,  toprağım olan bu insanlar adına çok müteessir oldum. Çok büyük bir günah işlendi. Boynuzsuz keçinin boynuzlu keçiden hakkını alacağı bir günü başta o şuursuz ve merhametsiz topluluğa ve tüm insanımıza hatırlatmayı vazife addediyorum.

İslam Dinine göre bu hayvanın etinin yenmesi yasaklanmış. Sadece bu kadar, bu hayvanın etinin yenmesi yasak diye mi bu insanlar o domuza barbarca saldırdı. Eee köpek, kedi eti de yenmez neden onlara saldırmıyorsunuz?

Demek ki gaye başka, bu hayvan yabanda yaşıyor o zaman şehre inerse onu öldürme hakkına sahibiz öyle mi? Cani ruhlar sadece şehre gelen yabani hayvanlara saldırmakla kalmıyor, alıyorlar sırtlarına tüfekleri gidip dağda da rahat bırakmıyorlar ki bu hayvancağızları. Hayvancağız diyorum, neden mi az buçuk biyoloji, tabiat-hayat bilgisi okuyanlar bilir ki o hayvanlar doğal dengenin korunması için çevreye öyle katkıları var ki, bunları avlıyoruz ayağından tüketerek tabiatın da ırzına geçiyoruz. Ama birgün doğa bir öksürecek o zaman belamızı bulacağız hep beraber.

Tabii felaketlerin yüzde doksandan fazlasının yegane sebebi vallahi o hayvanlar değil bizleriz. Ozonu biz deldik, depremler de bizim yüzümüzden, erozyonlar da, dengesiz kış mevsimleri de, kuraklıkların uzun sürelere yayılması vesaire…. Ağacı kes, toprak kayar tabi.., yabani hayattaki hayvanları yok et, bu sefer öldürülen hayvanların yok ettiği daha muzır başka hayvanlar gelsin toprağımızdaki ürünlerimizi yesin,  mangalı zıkımlan ateşi söndürme orman yangını çıksın memleketin akciğerlerini  keyfin için yok et, kısacası ekolojik dengeyi bozan biz insanlarız, o kafasına taşlarla darb ettiğiniz domuzlar vesair hayvanlar değil.



İllaki birilerine ceza verilecekse kırbaç vurulacaksa o kırbacı, açlıktan şehre inen tilkiye domuza vesair hayvanlara değil insanlara vurmak lazım. Dünyayı cehenneme döndüren insanlara….

Netice-i kelam hiçbir canlıya zarar veremeyiz, onların da bu dünyada bizim kadar yaşama hakları vardır. Göç ederken yaralanan, hastalanan leyleklere Gurebahane-i laklalakan (Leylek Hastanesi) yapan dedelerin torunları şimdi açlıktan perişan olmuş bir domuzu adeta şehre koca bir ejderha girmişcesine linç ediyorlar. Nerden nereye Bu arada leylek eti de yenmez ha haberiniz olsun. Haydi şimdi leylek avına da başlayın!!!.  Şehre gelen ufak tefek bir domuz altı üstü. Medeni insanlar yetkilileri arar, onlar da uyuşturarak hayvanı doyurduktan sonra tabii hayatın içine bırakırlar.


Neden böyle eğitimsisiz, neden bu kadar cahiliz anlamadım gitti. Tüm hayvanlara bir önerim var, siz siz olun bu insanların arasına girmeyin. Yazımı konuyu çok iyi resmeden bir hikaye ile bitiriyorum.


***

Günlerden bir gün, kaplanın canı orman kıyıların da gezinmek ister. Şöyle  başına buyruk dolaşırken, bir kediye rastlar. İlk defa karşılaştığı kediyi aşağıdan yukarı, baştan kuyruğa iyice bir inceledikten sonra sorar; "Kedi!  Sen bizden olmaya bizdensin de, neden böyle ufak tefek kaldın" der?

Kedi "ben bilmem anlamam bu işlerden, benim adına insanoğlu denilen bir sahibim var, o bilir" der.

Kaplan "nerede senin bu insanoğlu denen sahiplerin, ne iş yaparlar ne yer ne içerler" diye sorar.

Kedi: "Hemen az ilerde bir tarla var, o tarlada çift sürüyor benim sahibim"der. Bunun üzerine kaplan alır kediyi yanına, çiftçiye hesap sormaya gider, varırlar çiftçinin yanına.

Kaplan bir hışımla soruyu patlatır: "Söyle bakalım insanoğlu denilen yaratık, bizim bu soydaşımız kedi, neden böyle küçük kaldı?"  

Çiftçi neye uğradığını şaşırır, kaplan resmen hesap soruyor. "Valla ben anlamam bu işten hemşehrim, bu meseleyi bilse bilse bizim muhtar bilir" deyince, sinirlenen kaplan "çağır gelsin bakalım şu muhtar denen adamı" diye gürler.


Çiftçi: "peki hemen çağırayım da gelsin, lakin bizim muhtar biraz öfkeli bir adamdır, gelir de şimdi seni böyle açıkta görürse canı sıkılır, gel sen şu çuvala gir de burada bekle der.

Kaplan sakin sakin girer çuvala. İşte ondan sonra olanlar olur. Kaplanın çuvala girdiğini gören çiftçi, hemen gelir ve çuvalın ağzını sıkıca bağlar. Alır eline üvendireyi, yer misin yemez misin, neren yumuşak neren sert demeden basar sopayı. Kaplanın kırılmadık kemiği, morarmadık eti kalmadığına kanaat getiren çiftçi, açar çuvalın ağzını , ters çevirip boşaltıverir çuvalı. Bir et yığını halinde oraya yığılan kaplan, parçalanan kafatası ve kırılan dişlerinden kan sızarken, yarı açık gözleriyle  kediye bakar " Kedi" der "sen yine iyi büyümüşsün bu insanoğlunun arasında!

***

Allah kalplerimizden şefkat, merhamet ve sevgiyi eksiltmesin çoğaltsın…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.