DUA NEDİR VE NİÇİN YAPILIR?
İnsanlar ne zamandan beri dua ediyorlar? 

İnsanlık ailesinin bir ferdi olarak biz, niçin dua ediyoruz?  

Yeryüzü coğrafyasının her alanında, her karesinde insanlar ve toplumlar, tarih boyunca neden dua etmişler ve niçin dua etmeyi sürdürmektedirler?
Üzerinde durulması ve sağlıklı cevapların verilmesi gereken, ciddi ve evrensel sorulardır bütün bunlar…

Konunun analizine şöyle başlayalım, Yaradan’a sığınarak… 
Dua, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İnsan için dua etmek ihtiyacı, yemek, içmek, nefes almak ve uyumak kadar tabii ve doğuştan gelen fıtrî bir ihtiyaçtır. 

Dua, Allah’a yükseliştir. O’nun huzurunda duruştur. Dua, kulun Yüce Allah’a ulaşması, O’nunla iletişim kurması, hâlini O’na arz edip O’ndan yardım istemesidir.

Dua, kulun Allah’tan iyilik, rahmet ve yardım talep etmesidir.

Dua, insanın gönülden Allah’a yönelmesi, dili ve kalbi ile dilek ve isteklerini Yüce Yaratıcıya arz etmesidir. 

İnsan her zaman dua etmelidir. Sevinçli ve mutlu hallerinde de kederli ve sıkıntılı anlarında da insanın duaya ihtiyacı vardır. Yüce Allah, bizim sadece sıkıntıya düştüğümüz zaman dua etmemizi istemez. O, varlıkta olduğu kadar yoklukta da, kederli anlarda olduğu kadar mutlu zamanlarda da kulunun yakarışını duymak ister. 

Dua, hem sıkıntılı hem rahat anlarımızda, sığınabileceğimiz yegâne limandır. 

Hz. Peygamber (as) şöyle buyurmuştur:

“Sıkıntılı ve ıstıraplı anlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi her kimi sevindirirse, bolluk ve ferahlık zamanlarında duasını çoğaltsın.” (Tirmizî, Deavât 1001)
 
Ruhun derinliklerinden göklere yükselen dua, Allah’a (c.c) ulaşır ve insan isteklerinin kayda alındığını, vakti saati gelince karşılık bulacağını hissederek huzur bulur.

İlkeleri arasında duaya yer vermeyen herhangi bir din yoktur. İlk insan Hz. Âdem ve eşinin, aşağıda beyan edildiği üzere Allah’a yönelip dua ettikleri bizzat yüce kitabımız tarafından bildirilmektedir:
“Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfirlenâ ve terhamnâ lenekûnenne minel-hâsirîn.”
“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A’râf, 7/23)

Dua, kulluğun sırrı ve derin bir imanın mahsulüdür. Bütün kâinattan, ilâhi dergâha yükselen, ancak duadır. 

Ayrıca tüm evren, semalar ve içindeki canlı cansız bütün yaratıklar, kendi lisanlarıyla, bizim bilemeyeceğimiz, idrak edemeyeceğimiz tarzda Yüce Allah’ı anmakta, tespih etmektedir.

“Göklerde ve yerde bulunanlar Allah’ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Hadîd, 57/1)
 
“Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. Mülk yalnızca O’nundur.” (Tegâbun, 64/1)

“Gövdesiz bitkiler de ağaçlar da secde ederler.” (Rahmân, 55/6)

Ağaçlar, bitkiler, yıldızlar, galaksiler, gökte ve yerde olan her şey iradi olarak (isteyerek) nasıl Allah’a saygı gösteriyorlarsa, evrenin en şerefli yaratığı olan Âdemoğlu da Mücîb (İstek ve yakarışlara aracısız karşılık veren), Karîb (Kuluna şah damarından daha yakın), Rahmân (Herkese rahmet edici) olan Yüce Yaratıcıya karşı, şüphesiz daha bilinçli daha derin bir saygı ve ta’zim içinde bulunmalıdır. 

İnsan dua ederken, Allah’ı görüyormuş gibi içtenlikle davranmalıdır…  Dinde buna ‘ihsan’ denir. Yani Allah’ı görüyor gibi yaşamak, kulluk ve ibadetleri bu bilinçle yapmak…

Müslümanlıkta dua etmek çok kolaydır. Yüce Allah’a samimi olarak yönelip kalbini O’na bağlamak ve içtenlikle O’ndan istemek yeterlidir. Artık ne söylenirse söylensin, samimiyetle, sevgiyle, söylendikçe duadır. Bazen dua sözsüz de olur, işle, davranış ve hareketlerimizle de ortaya konur. Hayatta, Yüce Allah’ın rızasına uygun olan her davranış her eylem her tutum her yöneliş her niyet bir duadır. Yapılan iş, eylem, hareket, ilahi yasalara uygunsa, duadır. 

Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) ifadeleriyle: “dua ibadetin özüdür.”

Kur’ân’da birçok dua ayetleri, birçok dua metinleri vardır.

Her namazın her rekâtında okunan Fatiha Sûresi, kuşkusuz ilk akla gelen, en faziletli dualardandır.

 “Giriş”, “açmak”, “başlangıç” gibi anlamlar ifade eden bu kutsal sûrenin meali şöyle:

1- “Bismillâhirrahmânirrahîm./Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2- Bütün övgüler, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. 

3- O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. (Rahmeti her şeyi kuşatan ve çok bağışlayandır.) 

4- Yargılama gününün tek hâkimidir.

5- (Allah’ım!)  Yalnız sana kulluk eder ve sadece senden yardım isteriz. 

6- Bizi doğru yola; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil. Âmin.”

Ne muazzam, ne muhteşem dua!

En güzel dua…

Fatiha…

Kur’ân’ın özeti… 

Her duanın kapısı…

Her derdin devası… 

Dua, kulun Yüce Allah ile iletişim kurması, O’ndan maddi ve manevi talepte bulunmasıdır. Böylece kul, âlemlerin Rabbi ile konuşur, Yüce Yaratıcı ile buluşur, O’nun nimetlerine şükreder, fizikten metafiziğe sıçrar, tarifsiz manevi bir rahatlık hisseder. 

Söyleyebilir misiniz; hangi dünyevî saltanat, hangi makam, hangi sosyal ve ekonomik ortam, hangi statü veya hangi en üst yaşam standardı, huşu içinde cemaatle kılınan bir namaz sonrası veya bir iftar sofrasında duyulan manevi süruru ve mutluluğu insanoğluna verebilir? “Rabbim!” diye el açtığımızda, “Kulum!” diyen kâinatın sahibi ile vasıtasız konuşabildiğimize göre, bundan daha öte bir mutluluk, bundan daha öte ruhsal yükseliş ve manevi huzur düşünülebilir mi?

Elbette düşünülemez!

Bu yüzden duaya çok ihtiyacımız vardır! Herkesin ihtiyacı vardır!

Özellikle inananların, müminlerin!..

Yaşam için havaya, oksijene, ekmeğe, suya, gıdaya ne kadar ihtiyacımız varsa, bizleri yaratan, yaşatan, sayısız nimetlerle donatan yaratıcımıza yönelip dua etmeye de, o kadar, belki daha fazla ihtiyacımız vardır. 

Dua, kulluğun gereği ve ifadesidir. Herhangi bir aracı olmaksızın, doğrudan Allah’tan yardım talep etmedir. Dua, bize en yakın olan,  tasavvurlarımızın ötesinde, Samed (Hiçbir şeye muhtaç olmayan) olan Yüce Yaratıcıya yakarıştır. Dua ile insanın değeri ortaya çıkar. Dua, dünya ve ahret mutluluğuna erişmenin yoludur. Bize şah damarımızdan daha yakın olan Yüce Yaratıcı nezdinde duamızla yer bulur, duamız kadar değer kazanırız. “Eğer duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 25/77) buyrulmuştur.    

Gerçek manada duanın amacı; ihtiyacı Yüce Allah’a bildirmek veya ilân etmekten ziyade, kişinin kulluğunu Yüce Allah’a arz etmesi, acizliğini ve zayıflığını O’na sunmasıdır. Her ibadet bir dua, namaz da şahlanmış bir dua olarak dinin direğini oluşturmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber (sav), bir hadisinde duayı kulluğun özü, diğer bir hadisinde ise, duayı en faziletli bir ibadet olarak tanımlamaktadır.

Dua, Allah’a en yakın olduğumuz hâldir. Bize sayamayacağımız kadar çok nimetler bahşeden âlemlerin Rabbine derdimizi açma, O’na yakarma, O’ndan istemedir. Yaratan O’dur. Yaşatan O’dur. Rızık veren O’dur, tövbeleri ve duaları kabul eden O’dur. 

Şems-i Tebrizî; “Yeter ki istemesini bil, dua et!” der. Biz, istemesini, usûlü-erkânı edebi-adabı bilir, divanında durursak, umduğumuz kapılar bir gün mutlaka bize açılır.

İnsan, hayatını duayla anlamlandırmalı, duasız bir hayatın Allah (c.c) katında değeri olmadığını kavramalıdır… Yapılan dua, içten ve samimi olmalıdır. Kul, inanarak, ısrarla Yüce Allah’a isteklerini sunmalı, ama duasının bir an önce gerçekleşmesi için çok da aceleci olmamalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v) bu konuda şu uyarıda bulunuyor:

“Sizin herhangi birinizin duası, acele etmediği ve ‘Dua ettim de duam kabul edilmedi’ demediği müddetçe kabul edilir.” (İbn-i Mace, Dua 7)

Denilmiştir ki (İbn Kayyım): “Bir ev sahibinin, gece gündüz kırk defa kapısını çalan kimseye, günün birinde karşılık vereceği ve dileğini yerine getirerek bu müracaatları sona erdireceği muhakkaktır.”

Allah (c.c), dünyamız ve ahretimiz için hayırlı olacak güzel dualar yapmayı ve dualarımızın kabul olmasını nasip eylesin. Âmin.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.