Hz. Peygamber komutasındaki ilk İslâm ordusu, Mekkeli müşriklerle hicretin ikinci yılında (624) Bedir savaşında karşı karşıya geldiler. Savaş Müslümanların lehine tecelli etti; 14 şehit verildi.

Bir yıl sonra (625) gerçekleşen ikinci meydan savaşı, Medine’ye 5 kilometrelik mesafede bulunan Uhud Dağı eteklerinde yapıldı. İki tarafın birbirlerine üstünlük sağlayamadığı, fakat sonuçta müşriklerin geri püskürtülmesi ile sonuçlanan bu savaşta Hz. Hamza ve 70 sahabe şehit düştü.

Bir yıl sonra… 31 Mart 627.
Hicretin 5. yılında, Medine üzerine yürüyen Mekkeli müşriklerle Medine’de bulunan Müslümanlar arasında Hendek savaşı cereyan etti. 

İlk iki savaşta bozguna uğrayan müşrikler bu defa 10.000  kişilik kalabalık bir ordu ile Medine’yi kuşattılar.

Hendek savaşı, Medine’nin çevresine geniş ve derin bir hendek kazmak suretiyle yapılmış bir müdafaa harbi idi. Mekke’den gelen müşrik ordusu bu savaşta da büyük bir zayiat vererek geri çekilmek zorunda kaldı; Müslümanlar bu savaşta 6 şehit verdi.

Medine’de Müslümanlarla beraber yaşayan Yahudiler, daha önce yapılan anlaşma gereği şehri savunmada Müslümanlara yardımcı olmaları gerekirken anlaşmaya sadık kalmamışlar ve şehrin savunmasına destek vermemişlerdi. Bundan dolayı, savaş sonrası iki saatlik mesafede bulunan KURAYZA kalesine çekildiler; Peygamber efendimizin ve Müslümanların vereceği tepkiyi beklemeye başladılar.

Savaşa katılan sahabeler evlerine döndükten kısa bir süre sonra, Cebrail (as) Efendimize geldi ve Allah’ın, Beni Kurayza Yahudileri üzerine sefer yapılması emrini iletti. Bu yüzden Hendek savaşı sonrası hiç dinlenilmeden Yahudiler üzerine sefer tertip edildi ve Kaleleri kuşatıldı.  
Savaştan korkan Yahudiler Peygamber Efendimizden Ebu Lübabe isimli sahabeyi elçi olarak kendilerine göndermesini istediler. Ebu Lübabe  2. Akabe Biatına iştirak eden Medineli Müslümanlardandı. Sahabenin önemli şahsiyetlerinden olan bu zat, Bedir, Uhud ve en son Hendek savaşlarına katılmıştı. Ebu Lübabe’nin Beni Kurayza yurdunda çoluk çocuğu ve arazileri vardı, Yahudilerle ilişkileri kuvvetliydi. Bu yüzden Yahudiler, ona dertlerini daha iyi anlatabileceklerini düşünüyorlardı. Çünkü Yahudiler, Hendek savaşında şehri Müslümanlarla birlikte savunmadıklarından dolayı cezalandırılmaktan korkuyorlardı. Ebu Lübabe’den medet bekliyorlar, onun, kendilerini kayıracaklarını umuyorlardı. Kısacası, tanıdıkları bir kişiydi Ebu Lübabe.

Hz. Peygamber de Yahudilerle yapılacak olan resmi görüşmelerde Ebu Lubabe’yi elçi olarak görevlendirdi.

Allah Resulünün elçisi sıfatıyla Yahudilerin yanına giden Ebu Lübabe’ye Yahudiler, kendilerine verilecek olan cezanın ne olduğunu sorduklarında Ebu Lübabe elini boğazına getirerek, kesileceklerini işaret etti. Oysa bunu yapmaması lazımdı. Böyle bir yetkisi yoktu, haddi aşmıştı. Böyle bir insiyatif kullanması, böyle bir açıklama yapması büyük bir hataydı. Hainlikti, görevi kötüye kullanmaktı.

Fakat yaptığı bu hatadan sonra hemen pişman oldu. Ama iş işten geçmişti.
Peki şimdi ne yapacaktı?

Eski güvenilir konumuna nasıl gelebilecekti? Yaptığı bu hatadan nasıl kurtulabilecekti? Kendini nasıl affettirebilecekti?

Bakın sonrasında ne yaptı ve neler oldu…

Doğrudan Medine’ye döndü. Kimseye görünmeden kaleden ayrıldı. Hz. Peygamberin ve Müslümanların yanına da gitmedi.

Doğru Medine’ye varıp Mescidin direklerinden birine kendisini iple bağladı. Tevbe ve istiğfar etmeye başladı. Yeminle dedi ki: “Allah beni affetmedikçe, Allah Resulü gelip benim ipimi çözmedikçe burada hep bağlı kalacağım.” 

İşte hemen o esnada ayet nazil oldu. Sert bir uyarı niteliğindeydi inen ayet:
“Ey iman edenler! Allah ve Resulüne karşı hainlik etmeyin, emanetinizdeki şeylere de bile bile hıyanet etmeyin…” (Enfal, 8/27)

Ebu Lübabe, Allah’tan bir işaret gelinceye kadar tevbe etmeye, günlerce, aylarca direkte bağlı kalmaya kararlıydı.

Ebu Lübabe, Peygamberimizin eşi Ümmü Seleme’nin evinin kapısı önündeki direğe bağlı olarak bir hafta kaldı ve bu süre içinde yemedi, içmedi, gözleri görmez hale geldi. Perişan bir haldeydi. Sadece namaz vakitlerinde kızı gelip ipi çözüyor sonra tekrar aynı direğe bağlıyordu.
Ebu Lübabe’nin Yahudilerle yaptığı görüşmeden sonra Peygamberimize bilgi vermeden Medine’ye gidip kendini bir direğe bağlamış olduğu, bir şekilde Peygamber Efendimiz’e intikal ettirildiğinde: “Yapılacak bir şey olmadığını, ayet ininceye kadar Ebu Lübabe’nin orada kalması gerektiğini” ifade etti.

Bir hafta bağlı kaldı direkte, aç ve susuz…

Tam altı gece, yedi gündüz direğe bağlı kalan Ebu Lübabe bu zaman diliminde öyle bir tövbe yaptı ki, sonunda tevbesinin kabul olunduğuna dair “Allah gafurdur, Rahimdir” tarzında ayetler nazil oldu.

“Bir başka grup iyi işe bir de kötü iş karıştırmış olarak sonra günahlarını itiraf etmişlerdir. Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok esirgeyici çok bağışlayıcıdır.” (Tövbe, 9/102)

Ümmü Seleme annemiz bir sabah baktı ki Resulüllah Efendimiz gülümsüyor… “Neden gülüyorsun Ya Resulallah?” diye sordu. Peygamber Efendimiz: “Allah Teala Ebu Lübabeyi bağışladı!” buyurdu ve inen ayetleri okudu.

 “Gidip müjde verelim mi ya Resulallah?” diye sorduğunda Peygamberimiz (sav); dilerse müjde verebileceğini söyledi. Ümmü Seleme ve bazı kişiler Ubu Lübabe’nin bağlı olduğu direğe koştular, müjdeyi bildirdiler. Fakat Ebu Lübabe onlara; “Allah Resulü beni buradan çözmedikçe Allah şahidim olsun ki buradan ayrılmayacağım!” dedi. Daha sonra Hz. Peygamber namaza giderken Ebu Lübabe’nin yanına uğradı ve onun kendini direğe bağladığı ipi bizzat çözdü.

Ebu Lübabe, Peygamber Efendimize, affedildiği için şükür gayesiyle malının hepsini Allah yolunda infak edebileceğini söyledi. Efendimiz, üçte birinin yeterli olacağını ifade etti, o da öyle yaptı ve vefatına kadar hayır ve huzur içinde bir ömür sürdü.

O tarihten itibaren bu sütun, “Ebu Lübabe sütunu/Tövbe sütunu” adıyla anıldı ve günümüzde de öyle anılmaktadır.

Mescid-i Nebevi’de, Ravza-ı Mutahhare yani “cennet bahçesi” denilen ve yeşil halılarla kaplı bulunan bölümde Hz. Peygamberimizin ve sahabenin özel hatıralarını taşıyan 8 sütun başlangıçta hurma kütüklerinden yapılmıştı. Daha sonra bunlar taşla kaplanmış, Sultan 3. Selim tarafından da özel mermerle kaplatılarak koruma altına alınmıştır. Hepsi ilk günkü bulundukları yerdedir. “Tövbe sütunu”, Hz. Peygamberin kabri başında ve hizasında bulunmaktadır.

Tövbeyle, günahın kirlerinden sıyrılarak, tertemiz, yeni bir hayata başlamanın ve dimdik ayakta kalabilmenin müjde ve işaretini vermektedir yeryüzündeki müminlere…

“O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şûra, 42/25)