Bizi yaratan ve bize doğru yolu gösteren, kendine imân etme şerefini nasip eden, yediren ve içiren, hastalandığımızda da bize şifa veren, bizim canımızı alacak ve sonra diriltecek olan, hesap gününde, hatalarımızı bağışlayacağını umduğumuz âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahlûkâtı adedince,  kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bildiği kelimeler adedince hamd’ü senâlar olsun. Âlemlere rahmet, “üsve-i hasene” olan Resûlü Muhammed Mustafa (sav)’e  salât u selâm olsun.

* Milyonlarca Müslümanın iman ettiği kitap olan Kur’an’a dokunmadığı, okumadığı, anlamadığı ve hayatına taşıyamadığı, tefekkür, tezekkür, taakkül ve tedebbür emirlerinin hiçe sayıldığı; mehcûr (terk edilmiş) bıraktığı gerçeğini Müslümanlar ne zaman fark edip vahye/Kur’an’a döneceklerdir? “Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” (Furkân,25/30.) Allah’ın sorumlu tuttuğu ve hesaba çekeceği Kur’an anlaşılmadan nasıl Kur’an ve Sünnet ehli olunabilir ki?
 

* Allah’ın kitabında, Rasülü Muhammed Mustafa (sav)’in sünetinde söylemediği şeyleri onlara iftira eden ya da kendi görüşünü legalize/meşrû etmek için bir aparat olarak kullananlar ne kadar “Ehl-i Sünnet” olabilir ki?
 

* Bu topluma doğru bir şekilde ne Allah’ın kitabı Kur’an’ı ne de Allah’ın sevgisini kazanmak için tâbi olunması gereken, üsve-i hasene olan, âlemlere rahmet Muhammed Mustafa (sav)’i doğru düzgün tanıtma görevini bile îfa edememiş kimseler öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olduğunu her fırsatta ifade etmektedirler. De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir." (Âli İmrân,3/31.)
 

* “Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razı” olarak Kur’an’da bize tanıtılan Muhammed Mustafa (sav)’in rahle-i tedrîsinde yetişmiş ve Kur’an talebesi olan ashâbına hangi yönleri ile benzemektedirler? Allah’ın elçisi (sav) “Kurtulan fırka benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir.”[1]  Buyurmuşken kendilerini öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olduğunu iddia edenler Muhammed Mustafa (sav) ve ashabına ne kadar benzemektedirler?
 

* Kur’an’a aykırı bir “Ehl-i Sünnet” düşünülebilir mi? Sünnete aykırı bir “Ehl-i Sünnet” mümkün olabilir mi? Rasûlullâhın rahle-i tedrîsinde yetişen ve Kur’anın gölgesinde ve O’nun ilk talebeleri olan ashâbın bilmediği bir “Ehl-i Sünnet” anlayışı mümkün olabilir mi?
 

* Hıristiyanların “aziz” leri gibi kendi “aziz” lerini, masumlarını (her söylediği ve yaptığı doğru, yanlış görünse de vardır bir bildiği (!) anlayışını) icat edenler nasıl “Ehl-i Sünnet” olabilir ki?
 

* Tevhid, vahdet, adalet ve ahlakı koruyamayanlar nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olduğunu iddia edebilirler?
 

* Bırakın tefrikaya mâni olmayı, hakka çağırmayı, Müslümanlar arasında cayır cayır yanan fitne ateşine benzin dökmekten başka bir işe yaramayan, Müslümanlara rehberlik ve önderlik edemeyen sözde öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” âlimleri (!) hiç mi Allah’tan korkmamaktadırlar?
 

* Kur’an’da ibret almamız ve aynı hataları işlememiz için açık bir şekilde uyarılmamıza rağmen toplumu  günah söz söylemekten, haram yemekten men etme sorumluluklarını yerine getiremeyenler nasıl yegâne “Ehl-i Sünnet” olabilir ki? Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Rabbânîler ve Hâhamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür.”( Mâide, 5/62-63.)
 

* İmanı (şirk, küfür, nifak ve fısk) tan koruyamayan, iman zayıflığı, amel eksikliği, yalan/iki yüzlülük/riyâkarlık, helal-haram hassasiyeti eksikliği, cehâlet, taklitçilik batağı diz boyu iken hangi “Ehl-i Sünnet” ten bahsedilmektedir?
 

* Müminleri velî edinip Ehl-i kitâb-ı, zâlim, kafir ve müşrikleri velî edinememe emrini yerine getiremeyenler hatta bu emrin tersine Müslümanları düşman, gâvuru dost kabul edenlerin, Müslümanlara ihanet edenlerin, kaba göre şekil alabilen,  vicdan ve merhameti kaybetmiş olanların, gemisini (iktidar, gücünü ve gurubunu) yürütmek/ayakta tutmak için şeytanla bile iş tutmaktan kaçınmayanların her tarafı “Ehl-i Sünnet” olsa ne olur?
 

* Gazze, Mısır, Suriye, Irak, Yemen, Libya, Arakan, Afganistan, Keşmir, Türkistan vb. kardeşlerimizin yaşadığı hunharca katliamlara ses bile çıkartmayan ancak kendi grup ya da fırkasının başına bir sıkıntı geldiğinde sesi çıkanların ümmet olamayanlar ne kadar “Ehl-i Sünnet” olabilir ki?
 

* Dünyanın dört bir yanında oluk oluk Müslüman kanı akarken gıkı çıkmayanlar nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olabilirler?
 

 * Bir gün olsun, milyonlarca Müslümanı katleden Amerika, Rusya, İngiltere, İsrail, Avrupa, İran ve Suud’a tek söz söyleyemeyenler nasıl “Ehl-i Sünnet” olabilir ki?
 

* “Dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.” (Rûm,30/31.) Ayette haber verilen hali acınası bir halde yaşayanlar nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olabilirler?
 

* İçerisine (kültür) felsefe, mistisizm, bâtinîlik, eski kültür ve inançlar, ataların dini ve daha bir çok şey karışmış ve vahyin-sünnetin berrak suyu bulanmış olduğu halde nasıl bu karışık ve başkalaşmış, hakkı bâtılla karıştıran bir anlayıştan öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” çıkartabiliyorlar?
 

* Keşif, rüya, bâtinî anlam diye sömürü aracı olarak kullanıp Kur’an ve Sünnetin yerine kendi hevâ ve heveslerini ikâme edenler, ehl-i kitap’taki ölümcül hastalıkların benzerleri olan hastalıklara yakalanmış olanlar nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olabilirler ki? "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Allah'tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ilâh yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir." (Tevbe, 9/31). Adiy bin Hâtem, henüz müslüman olmadan önce, hıristiyanken Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gelmişti. Peygamber'in bu âyeti okuduğunu duyunca; "Onlar, haham ve papazlarına ibâdet etmiyorlar ki?!" demiş ve bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştu: "Evet! Onlar helâlı harâm, harâmı da helâl yaptılar. Hıristiyanlar da onlara tâbi oldular. İşte bu, onların birbirlerine ibâdetidir."[2] Bu ibadet türü kendisine öz, hakiki ehl-i sünnet diyenler arasında ne yazık ki yaygın bir şekilde devam etmektedir.
 

* Zulme ve zalime engel olmayan, mazlumun yanında yer almayan hatta zalime meyledenler nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olabilirler ki?
 

* Peygamber (sav)’in şöyle buyurmasına rağmen "Ey Osman (Osman b. Mazun), Biz Müslümanlara ruhbanlık emredilmedi." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 226.) yeni ruhbanlıklar üreten bâtinî anlayış nasıl nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olabilirler ki?
 

* Sadece Allah’a göstermeleri gereken teslimiyet, itaat ve kulluğu başkalarından esirgemeyenler nasıl öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olabilirler ki?
 

* İzzet, şeref, velâyet, güç ve kuvveti sadece Allah’ın yanında aramayanlar ve Müslüman kardeşine ümit, düşmanına korku salamayanlar nasıl “Ehl-i Sünnet” olabilirler ki?
 

* “Ehl-i Sünnet”i tekeline alma hastalığı yani “hakkı” tekeline alıp kendinden olmayan ve kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştirme ve bir sonraki adımda tekfir etme hastalığına nasıl çözüm bulunacaktır?
 

* Yaratmak, emretmek ve hüküm vermekte Allah’a ait olduğuna göre, kendisi himmete muhtaç, kendisi bu dünya sınavından geçip geçmediğini bilmeyen aciz ve kul olan kimseler nasıl diğer Müslümanlar için bu kadar kat’î hüküm verebilir ki?
 

* Öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olduğunu her fırsatta insanların gözüne sokan bâtinî fırkalar hangi yönleri ile Kur’an’ın ve o Kur’an’ın tebliğ edeni, en güzel örnek, âlemlere rahmet Muhammed Mustafa’nın sünnetine benzemektedirler?
 

* Bugün güya öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olduğunu iddia edenler, icat ettikleri/uydurdukları bir çok şeyi Kur’an’a ve Sünnet’e muhalif olmasına rağmen çok profesyonel bir tavırla insanlara “Ehl-i Sünnet” inancı ve tavrı diye yutturmayı başarmalarının önüne nasıl geçilecektir?
 

* Bu din simsarları ve “Ehl-i Sünnet” pazarlamacıları eleştirdikleri Mu’tezile’den daha korkak ve sefil bir durumdadırlar. En azından Mu’tezile, kabul görmese de kendi görüşlerini açık ve rahatlıkla ifade etmişlerdir.
 

* Herkesin kendi anladığını din sandığı bir zamanda hangi “Ehl-i Sünnet” ten bahsediyoruz?
 

* Günümüzde kendisini öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olarak pazarlayan, Müslümanlara karşı ihaneti tescilli Suud (Vahhabi artık ılımlı İslam(!)) anlayışı Allah için ne kadar Kur’an ve Sünnet ile uyumludur? Ya hurafe ve batıl inanışların menbaı bâtinî/mistik sufi anlayış kendi uydurdukları ile ne kadar Kur’an ve Sünnet ile uyumludur? Müslümanlara karşı ihaneti ve düşmanlığı tescilli Şii İran’ı saymıyorum bile onlar direk başka kanaldan hareket edip kendilerinden başkasını zaten beğenmiyorlar ve onların da Kur’an ve Sünnet ile uyumu ortadadır. Ağızlarından düşürmedikleri Kur’an ve Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav)’in cahili olan ve kendilerini takip edenleri de vahyin câhili bırakanların kendilerini öz/hakiki “Ehl-i Sünnet” olarak tanımlamalarının ne önemi vardır?
 

* Bâtılın yerine Hakk’ı ikame etmek, insanları küfür ve şirk karanlığından iman aydınlığına çıkarmak, onları kula kulluk zilletinden kurtarıp yalnız Allah’a kul olma izzetine ulaştırmak, marufu emredip münkeri defetmek için gelen kutlu elçilerin tarihe/hayata müdahaleleri; cehalet, zulüm ve inkâr çarkından yararlanan müstekbir azınlığı ve işbirlikçilerini rahatsız ederken mazlum ve mustazaf çoğunluk için umut ışığı olur. Bugün Müslümanlar âlimlerini umut ışığı olarak görmüyorlar ne yazık ki.
 

* “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fâtiha,1/6-7) Bu ayetlerin tefsiri mahiyetinde Süfyan b. Uyeyne" (v. 197) şöyle belirtmiştir: “Âlimlerimizden sapıtanlarda “Yahudîlere”; âbidlerimizden sapıtanlarda da "Hristiyanlar"a bir benzerlik vardır.” [3]


[1] Tirmizî, İman,18; İbn Mace, Fiten, 17; Ebu Davud, Sünne, 1, Tirmizî: Hadis hasen Sahihtir.

[2] Tirmizî, Tefsîru Sûre, 10, H.No:3095; et-Tefsiru’l-Kebir, Fahreddin er-Razi, Huzur Yayınları,10/152.

[3] Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan,” Dine Saygı”, Altınoluk, 2014 - Temmuz, Sayı: 341, Sayfa: 041. ;İbn Teymiyye, İktizau’s-sırâtı’l-müstakim, s. 45; Munâvî, Feyzul-kadîr, V, 261.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vaiz 2017-10-31 19:35:12

He , He sizsiniz tamam

Avatar
Yeloğlu 2017-11-01 17:02:07

hakki söyler ,haki̇kati̇ söylemi̇ş. altina i̇mzami atiyorum Allah razı olsun.

banner274

banner273