Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan, “15 Temmuz’un 2. Dalgası: Ehl-i Sünnet’e saldırı, bu toplumun intiharı!” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İrdelemek gibi bir alışkanlığı olmayan Müslüman camia bu sorunlu yazıyı kapış kapış paylaştı.

Bu yazının oluşturduğu algı operasyonu ile bir çok Müslüman aydın, dernek ve sendika başkanı, yazar-çizer bir anda cemaatçi kesilip "tarikat ve cemaatler çökerse ehli sünnet çöker" demeye başladılar.

Bu düşünce yapısını bilen Yusuf Kaplan FETÖ'cüler gibi güzel bir vuruş yaptı. Oysa memlekette her şey çöker ama haçlının desteklediği cemaat ve tarikatler bir şekilde yaşar ve yaşatılır. Onların yaşaması da nihayetinde ehli sünnete uygun olan bir elin beş parmağını geçmeyen cemaat ve tarikatlara yaşam alanı açmakla mümkündür. 

Mesele burada tarikat ve cemaatlerden ziyade hangi tarikat ve cemaatlerin Kur'an ve Sünnet ruhuna uygun olarak varlığını devam ettirmesi yada ettirmemesi meselesidir.

Şunu başta belirtelim ki Diyanet, cemaatlerin alternatifi değildir. Cemaatlerin de alternatifi Diyanet değildir. Bir gemideyiz ve hep birlikte bünyeyi güçlendirmek zorundayız. Kimsenin kimseyi yok etme, koruma, abilik etme misyonu olamayacağı gibi böyle bir beklentiye girmek yada girmediği için birilerini hedef tahtasına  oturtmakta ümmet arasında fitne çıkarmaktan başka bir şey değildir.


Yusuf Kaplan bu şekilde alternatifsel bir çıkış yaparak Diyanet ile cemaatleri karşı karşıya getirmeye en azından hiç bir cemaatin alternatifi olmadığı halde Diyanet'i cemaatlerin önüne atmak gibi yersiz bir çıkış yaptı.

Kaplan'ın yazısında Diyaneti ve ilim ehlini vurmak için laiklik kapanına konulmuş cemaat peyniri güzel bir kurgu idi.

“Kur’an Kurslarının işlerlik kazandırılması, Diyanet anaokulu, MEB ile işbirliği halinde okullarda din eğitimi, cezaevlerinde dini rehberlik, yurt dışı teşkilatlanma ve yurt dışında açılan imam hatipler…” gibi daha pek çok konuda Diyanet, CHP medyasınca kıyasıya eleştirilirken Yusuf Kaplan'ın tek bir kelime ile dahi Diyanet’i savunmadı.

Diyanet’in bu açılımlarını savunmayan Kaplan ilginç bir şekilde “Karaman’daki menfur istismarın dahi Diyanet'e bağlandığı o günler ile Mercedes davası, babanın kızına şehvetle dokunma fetvası…” gibi konularda da hiç sesini çıkarmadı.

Diyanet'i savunmada suskun kalan Yusuf Kaplan maalesef bu güne kadar savunmadığı, görmezden geldiği, takmadığı Diyanet’in cemaatlere sahip çıkması gerektiği gibi absürt bir çıkış yaptı.

Diyanet'i abi gördüğü için değil tabi ki...
Ehli sünnetin müdafii ve omurgası olarak cemaatleri gördüğü için...



FETÖ’de tıpkı Yusuf Kaplan gibi “İmam Hatiplerin kapatılmasını, Diyanet’in de siyasal İslam’ın emrinde olan bir kurum olarak lağvedilmesini öneriyor; bu nedenle işin cemaatlere tevdi edilmesi durumunda sahih islamın yaşayabileceğini" savunuyordu. 


Bu noktada cemaatleri ikiye ayıralım ki Kaplan’ın savunduğu cemaatler bizi “cemaat düşmanı” falan ilan etme ucuzluğuna kapılmasın.
  • Ümmetin varlığı ve birliği için çalışan, cemaati dışında kalan Müslümanları da kardeş bilen, ümmetin parçası müntesipler yetiştiren, para-himmet merkezli değil Kur’an ve sünnet merkezli hareket eden, kalpleri birleştiren, eleştiriye açık, gizli gündemi olmayan, lider kadrosuyla milletin gözü önünde olan, hatasını kabul edip düzeltebilen, lider merkezli olmayan, şahsa bağlı olmayıp işini kendi dışındaki diğer cemaatlerle bir araya gelerek istişare edebilen, araştırmacı ve sorgulayıcı evrensel düzeyde Müslüman tipi ortaya koyabilen… ümmetçi cemaatler ve;
 
  • Ümmetin varlığı ve birliğinden çok kendi cemaatini ön planda tutan, İslam değil cemaat kardeşliğini tesis eden, para-himmet merkezli hormonlu büyüyen, Kur’an ve sünnetten ziyade liderin ölçüsüyle hareket eden, eleştiriye kapalı, hatasını kabul etmeyen, ümmeti dışlayan, kendisi dışında herkesi yanlış ve eksik gören, verdiği eğitimle müntesiplerini ümmetten koparıp bencilleştiren, kalpleri ayrıştıran, Müslüman düşmanlığı üzerinden cemaatini kemikleştiren, müntesiplerinin araştırma ve sorgulama yeteneğini öldürüp lokal Müslümanlar ortaya koyan… inhirafçı cemaatler.

Birincisini, ümmet sever. Onlar da ümmeti severler.

İkincisini, ümmet sevmez. Onlarda ümmeti, Diyanet’i ve ilahiyatçıları varlığına tehlike gördüğü, açık ve eksiklerini bilip anlattığı için sevmezler.

Birincisi, Müslümanları artı ve eksi yönleri ile bütün olarak ele alır ve insan görür. Gördüğü eksikleri tamamlamaya çalışır. Müslümanı hedef tahtasına oturtmaz. Ümmeti parçalayacak hal, hareket ve sözlerden uzak durur.

İkincisi, sinsidir. Başkalarının hata ve eksikleri üzerinden cemaatini revize etmeye kalkışır. Gördüğü eksikleri, üzerine bin katarak anlatır. Ümmeti parçalayacak her tür hal, hareket ve konuşmayı yapmaktan çekinmez.

Birincisi, her şartta Müslümanlara yakındır.

İkincisi, kendisine yardım edecek, savunacak, makam-mevki-para ile destekleyecek İslam düşmanı da olsa her gruba yakındır.

Bu bilgiler ışığında Kaplan’ın ehli sünnet müdafii olarak gördüğü cemaatlerin hangileri olduğu önem arzediyor?

Adı cemaat olan her oluşum Kaplan'ın cemaat grubuna giriyorsa FETÖ’de nihayetinde bir cemaatti.

Kimse Yusuf Kaplan gibi 30 yıl uyuyup da tüm pislikleri ortaya çıktıktan sonra “FETÖ, cemaat değildir” deyip milleti kandırmaya da kalkmasın.  

Malum bu günlerde Kaplan, kanal kanal dolaşıp diğer cemaatleri kurtarma adına FETÖ’nün cemaat olmadığı savıyla bir yığın rezilliklere imza atıyor.

FETÖ, kim ne derse desin bir cemaatti. Cemaat referanslarıyla hareket eden organize bir güçtü.

"FETÖ’nün cemaat olmadığını" millete ispat etmeye kalkışan Yusuf Kaplan’ın her şeyden önce "FETÖ'nün diğer cemaatlerden farklı olan yönlerini ortaya koyması gerekiyor" ki farklı yönlerinin olmadığını en iyi bilenlerden birinin Yusuf Kaplan olduğuna şüphe yok.

Bir yandan ehli sünnet ışığında cemaatlerin yeniden diriltilmesi gerektiğini söyleyen Kaplan; bir alt paragrafta ise Ehli sünnetin omurgası olarak parantez içinde cemaatleri işaret ediyor. Yazının girişinde Diyanet zokayı yutmuş bir kurum olarak gösterilirken yazının sonunda da bu cemaat omurgasına Diyanet'ten destek olması isteniyor.

Avrupa’da bulduğu özgür ortamda birbirinin camisine bile ibadet etmeye gitmeyen cemaatleri güçlendirmekle Yusuf Kaplan saldırıları püskürtecekse daha çok bekler. 

Malum cemaatleri ne başörtüsü yasağında görebildik meydanlarda. Ne de Kur’an Kurslarının kapatılmasında…

Ne Suriyelilere yapılan saldırılar karşısında kınar bulduk. Ne de İsrail’e haddini bildirir şekilde protesto ettiğine şahit olduk.

Ama birileri ülkeye balans ayarları çekerken rektefeye ilk girenler, Yusuf Kaplan’ın ehlisünnet omurgası gördüğü omurgasız cemaatlerdi.

Kimse imam hatip mezunlarını, ilahiyat mezunu olup yurdun dört bir tarafında cemaatlerle yolu kesişmemiş binlerce öğrenciye ders veren meslek dersi öğretmenlerini ve Diyanet personelinin imkansızlıklar içinde yaptığı tebliğ çalışmasını görmezden gelmesin.

İnhirafçı cemaatler himmet peşinde koşarken son yirmi yılda kurulan sendika, vakıf, dernek, yardım kuruluşları ve partilerin özgül ağırlığını da kimse yok saymasın.

Bir defa Diyanet ve Cemaat konusunda Yusuf Kaplan’ın çözüm ve tespit yapmada ilmi kariyeri ve bilgisinin eksikliği had safhada.

Yusuf Kaplan’ın Diyanet’e yaptığı bu çağrı; Diş Eğitim Fakültelerine, hiçbir ilmi kariyeri olmadığı halde “diş çeken mahalle karılarını koruyun!” çağrısı gibi bir şey.

Ya da Psikiyatrist ve Psikologlara, sizinle aynı hastalara bakmakta olan “cinci, üfürükçü, muskacılara sahip çıkın!” demek gibi bir şey.

Yusuf Kaplan Diyanet camiasıyla cemaatleri kıyas ederken büyük bir ihtimalle mezun olduğu Güzel Sanatlar Fakültesine bakıp bu fakülteyi okuma şansı olmayan piyasadaki heykeltraş, ressam, müzisyen ve tiyatrocularla karşılıştırıyor olsa gerek.

Güzel Sanatlar, okuldan önce yetenekle alakalı olduğu için bir kimse Kaplan gibi Güzel Sanatlara gitmeden de yeteneğiyle ilgili bir dahi olabilir. Okul burada sanatçının var olan yeteneğinde daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir geçiş güzergahı olabilir.

Ama din ve doktorluk gibi ihtisas gerektiren alanlar yeteneğin ötesinde ilahiyat ve tıp fakülteleri gibi ilmi kariyer yapılacak bölüme ihtiyaç duyar.  

Diyanet’teki bir akademisyen öncelikle 8 yıllık İmam Hatip Lisesi mezunudur. Burada Hem Allah’ın Kur’an ayetlerini normatif bilim olarak hem de yaratılış ayetleri olan Matematik, Coğrafya, Fizik, Kimya, Tarih, Edebiyat gibi dersleri pozitif bilimler bağlamında alır.

İmam Hatip okulundan mezun olan bir öğrenci, mesleki-dini alanda 3 bin 600 saat ders alır. Ve bu dersleri farklı görüş ve karakterde olan 50 ile 90 farklı hocadan öğrenir.

Ardından hazırlık dahil İlahiyat Fakültesi’nde tüm İslami ilimleri en ayrıntılı bir şekilde yine farklı farklı hocalardan öğrenir. O ortam içerisinde bin bir konuyu özgür iradesiyle arkadaşları ve hocaları ile konuşur, tartışır.

Daha sonra din adamı branşlaşmasıyla birlikte kendi dalında ayrıca uzmanlaşır.

Diyanet’e geleyim diyene kadar onlarca hocanın eğitiminden geçer.

Birçok yazar ve bilim adamının yüzlerce kitabını okur. Kıyas eder. Karşılaştırır.

Farklı ortamlarda karşısına çıkacak farklı din, mezhep ve ideoloji mensuplarına karşı nasıl davranması, konuşması gerektiğine dair ilmi alt yapıya sahip olur.

Davranmak bir tarafa hangi hal ve tavırların hangi din, ideoloji ve mezhepleri beslediğini görür, bilir ve buna karşı gerekli tedbirleri alır.

Her olaya Kur’an ve sünnet çerçevesince ilmi olarak yaklaşır.

Tıpkı bir elektrik mühendisi, doktor, hukukçu gibi Diyanetteki bir akademisyen-ilahiyatçı alanında uzmanlaşır.


Bir cemaat ve lideri ise cemaatin şablonu ile şartlanmış zihniyete sahip en fazla 4 hocadan, 4 veya bilemediniz 10 kitap okuyarak dar çerçevede bir eğitimle büyür. Cemaatin içinde hatırı sayılır ya 3 ya da en fazla 6 kişi millete cevap verebilecek kapasitededir. İlmi hiç bir alt yapısı olmayan hele devlet kurum ve kuruluşlarında esamisi bile okunmayan inhirafçı cemaatleri, Yusuf Kaplan'ın ehli sünnet müdafii görüp ülkenin geleceğini onlara bağlaması tam bir saflık. 

Peygamberimizden hemen sonra Emeviler dönemi en büyük fitne dönemi olmakla birlikte günümüze kadar ehli sünnetin müdafii saray alimleridir. En köklü ve kaynak eserler, sarayın yetiştirdiği veya tasvip edip desteklediği alimlerce ortaya çıkmıştır.  

Halk alimlerinin eserleri asla kaynak niteliğinde değildir. Hatta İslam toplumunun tüm bid’at ve hurafeleri bu inhirafçı cemaat liderlerinin yazdığı eserler yoluyla günümüze kadar gelmiş ve hala bu eserler ümmetin parçalaması noktasında görev icra etmektedir.

Şimdi manzara bu iken “İlahiyat ve Diyanet’in cemaatlere sahip çıkması mı gerekiyor yoksa cemaatlerin İlahiyat ve Diyanet’e saygı duyup tabi olması mı gerekiyor?” sorusu önem kazanıyor.

Hem ayeti kerimede “Bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?” uyarısı karşısında Yusuf Kaplan’ın İlahiyat ve Diyanet’i cemaatlerin koruyucuları olma tavsiyesi; ehlisünnetin omurgası olarak da cemaatleri görmesi bu ayete ters düşmekten başka ne olabilir ki…

Eğer Yusuf Kaplan’ı böyle yanlış bir önermeye götüren şey ekran şovcusu birkaç ilahiyatçı ise yanlıştan yola çıkılarak hüküm de tesis edilecekse inhirafçı cemaatlerin hataları ortaya konulacak olursa Yusuf Kaplan baştan bu yarışı kaybeder.

Yusuf Kaplan, "sahabeye Peygamberimizin kan ve idrarını içiren, Suriyeliler denizde boğulurken kılını kıpırdatmayan evliyaların 15 Temmuzda mezarından kalkmış darbeyi engellediğini iddia eden, darbe günü canını ortaya koyan insanların emeğini hiçe sayıp evliyalara işi havale ederek halkın hakkını inkar eden, evliyaları her zalime karşı çıkma adına koşar gösterip merhametli ama zalim karşısında mezarında duyarsız peygamber portresi çizerek peygamberleri zalim yerine koyan,  hadis inkar etme  üzerine bina yapan, veya tam  tersi Kur'an'ı bir kenara atarak sırf hadislerle yol alan, Müslümanlara merhametsiz ehli küfür ile dostluk pozları veren, ayakta rüya gören liderlerinin anlattığı saçma sapan bilgilerle Allah’ın kevni ayetleriyle savaşan…" cemaatlerle ehli sünneti koruyacaksa buyursun korusun.

Her şeyden önce Yusuf Kaplan bilmeli ki bu din, Allah’ındır.

Kimse bu dini, kendinin malı gibi görüp sahiplenmemelidir. Her cemaatin eksiği olduğu gibi Diyanet'in de devlet kurumu olarak yapabildiği ve yapamadığı şeyler var. 

Kimse benim tuzum kuru demeden hep birlikte bu yükü yüklenmek zorundayız. Diyanette olmalı, cemaatlerde olmalı ama birbirimizi kontrol görevini bırakmadan. Birbirimize ayna olma vasfına sahip bir şekilde istişare ile bu işi götürmek zorundayız.


Hem bu dinin omurgası Yusuf Kaplan'ın ilan ettiği şekilde hak yada batıl ayırdetmeden bir kefeye koyduğu cemaatler değil bu dinin omurgası Peygamberler, onları tasdik eden sadıklar, kanlarıyla koruyan şehitler, dinin sahih halinin muhafaza edilmesi ve yaygınlaşması için uğraş veren ilim ehli ve onlara tabi olan ümmettir.

Ümmet dinini bilip sahiplenmez, doğruya destek münkere engel olmaz ise bu dini yüklenmeye kalkan Diyanet'te olsa cemaatte olsa FETÖ gibi kokuşmaya ve yozlaşmaya mahkumdur. 

İslam'ın kendisi dinamik olduğu gibi ona iman edenin de dinamik bir yapıya sahip olma mecburiyeti vardır. Dinin dinamik yapısına rağmen iman edeni statikleştiren devlet rejimleri ve bazı cemaatlerin bireyselci yaklaşımı, İslam toplumu için en büyük tehdittir.


Müslüman kardeşlerinden bu dini kapıp kıskanırcasına korumaya alıp savunmak hatalı bir yaklaşımdır. Bu dava ümmet davasıdır. Ve herkes kendi ilmi dairesinde başkasına saygısızlık etmeden İslam’ı savunmak ve yaşamakla yükümlüdür.

Yusuf Kaplan’ın bu yaklaşımından anlaşılan o ki ihdas edilecek veya diriltilecek cemaatlerle ümmet yeni FETÖvari baş ağrılarıyla meşgul edilecek.

İslam ülkelerinde savaşanlar ilahiyatçılar ve o ülkenin Diyanet emsali merkezleri değil kendi başına dinin sahipliğini üstlenip kendilerini hak gören keramet ehli cemaatleri ile keramet ehlini hiçe sayan akılcı cemaatlerdir.


Yusuf Kaplan bir hayır yapacaksa "FETÖ örneğinden yola çıkarak; eline FETÖ’nün sahip olduğu imkanlar verildiği takdirde aynı davranışları sergileyecek olan cemaatlere karşı Diyanet’in abilik yapmasını, bu sapkın cemaat liderlerini bir araya getirerek yanlış telakkilerini düzeltmesini, müntesiplerini de liderlerinin hatalarına karşı uyarması gerektiğini" dile getirebilir.

Bu ikaza kulak vermeyen cemaatlere karşı Yusuf Kaplan eğer düşüncelerinde samimi ise deşifre etme görevi üstlenerek bu inhirafçı cemaatleri durdurmak gibi hayırlı bir işe de öncülük edebilir.
 

 
 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
imamlık iş değil aşktır 4 ay önce

diyanet bizim kurumumuz ancak, diyanet personelini (yarası olan gocunsun) süt den çıkmış ak kaşık gibi göstermenize gerek yok. ayda onlarca kişi yüz kızartacak fiillerden dolayı görevden alınan personel var. ve işin acınacak yanı bu utanmaz adamlar tekrar mahkemeye gidiyorlar mihrapda görev almak için. sülük gibi yapışmışlar devletin arkasına. işte omurgasız olanlar bunlar. görünen köy kılavuz istemez. tasavvuf meşrepli meslektaşlarımız ciddi anlamda hizmetlerini güzel yapıyorlar. fetö işini bahane edip tasavvuf münkirliğine soyunmaya gerek yok. selamlar..

Avatar
Hakim 4 ay önce

makalenin ilmi hiç bir yanı yok.diyanet ehli sünneti savunuyormuş güya.diyanet işlerinde yakın zamana kadar dinler arası diyalog şube müdürlüğü vardı.yine şii yazar zeynelabidin rehnuma'nın güya siyer kitabı diyanet vakfı tarafından basıldı.kitabta geçen gadiri hum bahsini okumanızı tavsiye ederim.

Avatar
Hade yaaa 4 ay önce

Yusuf kaplanı eleştirirken aynı şeyi kendi yapıyor diyanet camiamızı yanına alacak ortamı hazırlıyor sonra sözüm ona kafasına göre iki tür cemaat ayrımı yapıyor peki söyle bize birinci ve ikinci tasnifi içine size göre kim giriyor yoksa diyanet İşleri ni cemaat kategorisinde mi görüyorsunuz y.kaplan ruh kazandıralim diyo sizde çaktırmadan bunlar tümüyle gereksiz diyorsunuz bir farkla baya süsleme yaparak rahmetli Eryaman derdi ya hade oradan niyet ini net söyle kelimeler arasında sıkışıp kalma abiiiim

Misafir Avatar
HADE YAAA 4 ay önce @Hade yaaa

kullanıcı adın bile ne kadar sıradan bir insan olduğunu gösteriyor. dinihaberler böyle eşşeklerin yorumunu yayınlayacak kadar cesur olmanıza hayranım. adam diyanet ile ve cemaatleri ayırıp daha sonra cemaatleri ikiye ayırdığınızı göremeyecek kadar kazma. bu salağa soruyorum tüm cemaatler aynı ise tarikatçılarla radikal gruplar ayrı gruplar olarak neden bir birini kucaklamaz.

Beğenmedim! (14)
Avatar
Peki siz? 4 ay önce

Yusuf kaplanın yazılarını bir yana bırakalım. Size şunu soruyorum. Sizde tüm cemaatler tehlikeli mi?

Avatar
abreg 4 ay önce

bir bu eksikti sen kimmmmmm diyanet kim kaplan aklını başına al diyanete dil uzatma müslüman olmak için illaki bir şarlatana bağlnamak zorundamısın islamın kaçıncı şartıdır birine bağlanmak.........

Avatar
Gergin53 4 ay önce

ağzı olan konuşuyor şu yazının sahibine birisi desin ki diyanet abilik yapacak ya, feto da ilahiyat mezunu bir vaiz değilmiydi bi fetoya sahip çıkamadı da kime abilik yapacak ? ve dinler arası diyalog mevzuusuna girmiyorum. ayrıca şu yazından bile ne kadar modernist bir kafa yapısına sahip olduğunu gösteren şu zihniyet diyanet adına konuşmasın diyanette bir sürü tasavvuf ehli hocalarımız var, işin ehli konuşsun gereksiz insanlar değil.. ha aklıma gelmişken siz dua edin diyanetteki fetocu imamları gündeme çıkarmıyoruz ki diyanet yıpranmasın, ama böyle kuduz gibi tasavvufi cemaatlere saldırmaya devam edilirse kim zararlı çıkar orası malum !!

Avatar
Mekke 4 ay önce

Bu yiğit meselenin özünü kavramamış.

Avatar
resul 4 ay önce

yusuf kaplan cematler ve tarikatler ehli sünnetin omurgasıdır diyanet ehli sünnet vel cemaattir.yani ehli sünnetin omurgasıdır.sizin yusuf kaplanı anlamdığınız kesin biz vahdeti konuşurken siz tefrikayı seçmişsiniz üzüldük.fetö ehli bidat omurgasız amerikan projesidir ne cemaattir nede tarikat bunun altını iyi çiziniz muhteremim.