İngiltere ve Avrupa Birliği ülkelerinin, “Suriyelileri alın, size maddi destek de verelim” derken, vatandaşlık verilmesi gündeme gelince şiddetle karşı çıkmalarının arkasında bir takım politik hesaplar olduğu açık.

Elbette devletimiz de istihbarat kurumlarından gelen bilgilerle hareket ediyor, yalnızca ülkemizde değil tüm dünyadaki gidişata göre tavrını belirliyor.

Günlerdir Twitter'da Suriyeli kardeşlerimiz aleyhinde tweetler atılıyor. Kin ve nefret dolu her etiket, içimizdeki insanlığın ne denli lime lime olduğunu gösteriyor.
 
Suriyelilere vatandaşlık verilmesine karşı olan ve hatta ülkelerine gitmelerini isteyenlerin ileri sürdüğü hiçbir gerekçenin insani yönü yok. Hatta iddialar öyle insanlık dışı ki ülkedeki tüm katiller, hırsızlar, vandallar ve hainler Suriyelilermiş gibi yazılıp çiziliyor.
 
Bu tartışmanın İslamî yönü de yok. İşte en şaşırtıcı olanı da bu tartışmada Müslüman kimlikli insanların kalbindeki ırkçılığa, kine ve düşmanlığa şahit olmak.
 
Ülkemiz, büyük kesimi zamanında mülteci olup gelen halklardan oluşuyor. Suriyeli mazlumlar hakkında çirkin konuşmalar yapanlar bunu unutmamalı.
 
Ben, "Müminler ancak kardeştirler" ayetine ve "birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" buyuran sevgi Peygamberi(asm)'ne iman ettiğini söyleyen insanlardaki 'Suriyeli' düşmanlığını anlayamıyorum. Ahlâksızlık yapan kimi Suriyelileri örnek verip, suçun şahsiliğini göz ardı eden ve tümünü ahlâksız gören anlayışı ve hatta tümünü potansiyel terörist gibi gören düşünceyi çözemiyorum. En önemlisi de bizler birbirimizi sevmeden Allahın rızasını, rahmetini ve cennetini nasıl umut edeceğiz hiç bilmiyorum.
 
Peygamberimiz(asm) zamanında hicret sırasında, Ensar ve Muhacir çok çabuk dostluk kurmuş, güzel bir tesanüt örneği göstermişlerdi. Allah, Mekke’den hicret eden Muhacirin’i bağrına basan Ensar’ı, kendi ihtiyacı varken yemeğini kardeşine verenler olarak tarif ediyor. O Ensar ki, günlerdir aç oldukları halde bir kâse çorbayı, çocuklarını erken uyutup misafirine yediren ve hakkında Kur’an ayetleri nazil olan kutlu Ensar.
 
Bizler ise kendi yemeğimizi bölüşmek bir yana, ihtiyacımızdan artakalanı bile vermekten kaçınıyoruz. Vicdanımızı devreye sokmuyoruz. Kardeşlerimizin yaşadığı zulümlerden biz de sorumluyken, bunun Allah Katındaki karşılığına dair korku hissetmiyoruz.
 
Peygamberimiz(asm), "Mü’min kardeşinin derdiyle dertlenmeyen, bizden değildir” buyuruyor, bizler Suriyelilerin kendisini ‘dert’ olarak görüyoruz. Adeta zalimle yol alıyor, Allah’tan bir belâya bir musibete müstahak hale geliyoruz.
 
Herkes birilerini lanetliyor. Allah’ın, birliği emreden ayetlerini göz ardı ettiğimiz, zulme sessiz kaldığımız, umursamadığımız, yalnızca kendimizi ve ailemizi düşündüğümüz, dünya hayatındaki çıkarların ardına düştüğümüz, nefsâni tartışma ve çekişmelerle vakit öldürdüğümüz için Allah güç vermiyor. Öncelikle düşmanlığı bırakıp kardeş ve birlik olmak için çaba göstermemiz gerekiyor. Birbirimize düşmanlık yapıyor, düşmana yardım ediyoruz.
 
Bencillik ve kişisel menfaat düşkünlüğü insan fıtratına terstir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle insan, “gayrın elemiyle müteellim” (başkalarının acısıyla acı duyan) bir varlıktır. Bencillik ederek hem topluma, hem insanlığa ve hem de kendimize zulmediyoruz.
 
Zulmün bu şekilde devam etmesine göz yummamalı. Yine Üstad’ın ifadesiyle, “uhuvvette, kardeşlikte ifrat” etmeli.  
 
Umursamaz, kayıtsız, kendini kurtarma peşindeki bir yaklaşım Müslümana yakışmaz. Öksüz/yetim kalmış bir çocuğu evlatlık edinmek gibi, onlara bir kimlik veriyoruz. Bunun, Türkiye'ye bir zararı olmaz. Risk varsa bu insanları zamanında hiç almamamız gerekirdi. Güvenip aldığımıza göre tedirgin olmak anlamsızdır. Bu, ülkemize bereket getirir.
 
Suriyeli mültecilere karşı merhametsizlik göstermek vicdansızlık olur. Merhametli olduğumuz müddetçe Allah da bize merhamet edecek, bizi koruyacaktır.
 
Değişik ülkelerde, değişik kültürlerde ve ailelerde yetişmiş, farklı dilleri konuşuyor olsalar da müminleri bir araya getiren ve kardeşlik bağıyla bağlayan, Allah’ın ‘din olarak seçip beğendiğini’ bildirdiği İslam’dır.
 
Dünya hayatında, insanları saptırmak için kuruntulara düşürmeye çalışan şeytan, müminlerin arasındaki tesanüt ve dayanışmayı da bozmaya çaba gösterir. Şeytanın planlayıp uygulamaya koyduğu sinsi tuzaklarına düşmemek için birbirimize hatırlatmalarda ve uyarılarda bulunmalıyız.
 
Güzel bir ahlâk göstererek yolda kalmışla, yurdundan çıkarılmış mazlumla ve yetimle nimetlerimizi paylaştığımızda Allah vaadini yerine getirir, bahşettiği nimet ve güzellikleri artırır.  
 
"Fakirleri seviniz ve onlara yakın olunuz. Siz onları severseniz, Allah da sizi sever. Siz onlara yakın olursanız, Allah da size yakın olur. Siz onları giydirirseniz, Allah da sizi giydirir. Siz onları yedirirseniz, Allah da sizi yedirir. Siz cömert olunuz ki, Allah Tealâ da size karşı cömert olsun." (Ramuz El Hadis, 1. Cilt)
 
Rızkı Allah’ın verdiğini unutarak bu insanların yediği lokmayı saymak, “Suriyelileri istemiyoruz”, “Öz vatanımda mülteciyim” gibi etiketlerle tweet atmak, “ülkemi terk edin, nereye giderseniz gidin”, “evinize dönün” demek içinde vicdan taşıyan insana yakışmıyor.
 
Kazanmamız gereken ahlâk Medine'deki Ensar'ın ahlâkıdır. Ensar’ın, Kur’an’da övülen “hicret edenleri seven ve başkasının nefsini kendi nefsine tercih eden” üstün ahlâkını yaşamamız gerekiyor.
 
 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol