Tarihimizin kara sayfaları bir bir açılıyor, toz bulutları dağılmaya yüz tutunca her şey daha da berraklaşıyor zihinlerimizde..

Derin devleti, darbeleri, terörü, katliamları ile bir bir hesaplaşıyor ülkem..

Hafızalarımızdan silinen, unutturulmaya çalışılan yıllar teker teker dökülüyor ortaya..

Tüm bu zulümler birer vehim miydi zihinlerimizde, acılarımız kâbuslarımızdan mıydı? Ondan mı bu serkeşliğimiz, ondan mı bu gafletimiz? Ondan mı bize sunulan her şeye tamahımız?

Bugün 30 Ocak.. Neyi hatırlatıyor ülkem Müslümanlarına? 30 Ocak 1932…

Mustafa Kemal’in önce din adamlarına caizliğini tartıştırdığı, fetva çıkınca Arapça okunuşunu yasakladığı Ezan-ı Muhammedi’nin kara tarihini / talihini…

O gün ezan ilk defa Fatih Camii’nden Hafız Rıfat Bey tarafından Türkçe okundu. Birkaç ay sonra Diyanet İşleri Riyaseti ( Bugünkü adıyla D.İ.B.) ezanın Türkçe okunmasına karar verdi. 

Takvimler 1933 Şubatını gösterdiğinde müftülüklere gönderilen bir yazı ile bu yasağa uymayanların şiddetli ve kesin bir şekilde cezalandırılacakları ilan edildi. Meydan dayakları, sürgünler, para cezaları ile başlayan cezalandırma işlemlerini hapis cezaları takip etti. Öyle ya yazı kat’i ve şedid diyordu, ne gerekiyorsa yapılmalı idi. Yapıldı da. 


O tarihten itibaren ta 18 yıl ezan-ı Muhammedi gök kubbede “ tanrı uludur..” naraları ile yankılandı. Bidayetten beridir İslam’ın şiarlarından olan, hiçbir dilde, coğrafyada değişmeyen ezan bu ülkede değiştirildi dinde reform kapsamında. 

Ziya Gökalp gibi bazı aydınların (!)

"Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur.
Köylü anlar manasını namazdaki duanın
Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kuran okunur
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda'nın
Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın."

Dizeleri ile Tanzimat döneminde hasretini çektiği bu reform hareketleri geç de olsa meyvelerini Cumhuriyet’in ilanından sonraki yıllarda verecekti. 

Bu kapsamada camilere sıraların yerleştirilmesi, içeriye ayakkabılarla girilmesi, çeşitli müzik aletlerinin yerleştirilmesi ve müzisyenlerin görev alması gibi bir dizi proje hazırlanmıştı. Bu projeye ön ayak olan İlahiyat Fakültesi’nin öğrenci sayısı 20’ye kadar düşünce 32’de fakülte İmam Hatip Lisesi ile birlikte kapatıldı fakat Türkçe ezan uygulaması o projeden geriye miras kaldı.

Vicdan hürriyetine saygılı, laik olan devlet halkının ibadet edeceği dile bile karışır oldu, kiliselerde çalan çanların tek bir tınısına dokunmazken. Dile kolay 18 yıl sürdü bu zulüm. Ezan Türkçe olunca camiler de kapandı her şehirde birkaçı dışında. Öyle ya namaza ne gerek vardı! Evde dua etmek yeterdi, “namaz” zaten “dua” demekti.

1950’de serbest seçimlerle Demokrat Parti tek başına iktidar olunca kısa süre sonra Adnan Menderes Zafer Gazetesi’ne verdiği bir röportajda taassupla mücadele ettiğini söyleyen laikliğin asıl taassubu halkın ibadet diline karışmakla yaptığını açıklamış ve halkın desteğini arkasına almıştı. Her ne kadar gazetelerde aydınların (!) verdiği tepkiler had safhada olsa da 17 Haziran 1950 de ceza maddesinin ilgili fıkrası değiştirildi ve ezan o tarihten itibaren yeniden Arapça okunmaya başlandı.

Ezanın Arapça okunacağını radyolardan duyan halk sabırsızlıkla namaz vaktini beklemiş arka arkaya okunan ezanlarla kadınlı erkekli tüm Müslümanlar camilere akın etmişti. Kesilen kurbanlarda, Ankara’ya çekilen telgraflarda hep yılların gözü yaşlı hasreti görülmüştü.
Tüm bu gelişmeleri çekemeyenler elbette 27 Mayıs darbecilerini iş başına çağırmaktan geri durmamış fakat Cemal Gürsel ekibi bu konuya karışmamıştı. 

Elhamdülillah o günden bugüne ezan Bilal-i Habeşi’nin ilk kez okuduğu gibi okunmaya devam etmiştir. 

Bugün 30 Ocak, bizlere sunulan suni gündemleri, sahte tarihleri bırakıp geçmişimizin sayfalarını yeniden açalım tekrar tekrar okuyalım. 

Bugün 30 Ocak…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.