EZANLA MÜSLÜMAN OLANLAR

Kıymetli okuyucu, geçen gün İstanbul’umuzun Üsküdar’ında bir yatsı ezanı okundu. Doğrusu ben de, arkadaşım da bir süre huşu içinde o ezanı dinledik.  Mihrimah camii ile karşısındaki camide çifte okunan bu ezanı okuyan müezzinleri öncelikle buradan tebrik etmek istiyor, ağızlarına sağlık diyorum. Rabbimden böylesine aşk ve şevkle ezan okuyan müezzinlerimizin sayılarını arttırmasını niyaz ediyorum.

Dinlediğim bu ezanlar vesilesiyle Değerli Arkadaşım Cemal Aydın’ın bir yazısını hatırladım. Cemal Bey, bir gazetenin “Açık Görüş” sayfasındaki bir makalesinde bizim de duygularımıza tercüman olmuş. O yazıdan alıntıladığım bazı paragraflar şöyle:

AYARSIZ HOPARLÖRLER

“Ezanların hoparlörlerle okunmadığı eski İstanbul’da ezan sesi sayesinde Müslüman olanlar olurdu. Şimdilerde ise turistler, hoparlör yüzünden kulaklarını tıkıyorlar! Camilerde cemaate hoparlörlerle işkence ediliyor! İnsan sesine ve mabet sükûnetine hasret kaldık!  (…..)

“Yıllar önce, Paris Güzel Sanatlar Akademisinden birkaç hoca ile birlikte bir öğrenci grubu gelmişti. Kendilerine İstanbul camilerini gezdiriyordum. Bir camiye yaklaştığımızda öyle hoş bir ezan başladı ki bayıldılar. Neredeyse huşu ile dinlemeye koyuldular.

Bana anlamını sordular. Ben ezanın mânâlarını söylerken talebeler meraklı gözlerle bakıyorlardı. Ama bir iki hanım profesörün bakışlarında (koyu Hıristiyan oldukları belliydi) öyle bir kıskançlık şimşeği vardı ki inanamazsınız! Gözlerindeki o kıskanan bakışları hiç unutamam.

Şahit olduğum o ifadeler, fazlası var, eksiği yok şu demekti:

“Sizin bu bâtıl dininizin, nasıl olur da, bu kadar anlamlı bir ibadet çağrısı olabilir!” (…..)

   Ezan, dünya dinleri arasında ibadete çağıran en erişilmez, en yüce ve en mübarek sesleniştir. Muhteşemden de öte olağanüstü ve benzersiz bir davettir. Nitekim İskandinav ülkelerinden birinde ezana müsaade edilince, ezanda ne dendiğini öğrenen ateistler çılgına dönmüşler ve onlar da belediyelerden izin alarak hâşâ : “Allah yoktur!” diye bağırıyorlarmış. Kilisenin çanına bir şey demeyenler, ezana karşı bu tepkiyi gösterir olmuşlar.

Çünkü ezanın bir mesajı var. İslâm dininin iman esasları ezanla insanlara ilân ediliyor. Çan sesinin ayin vakti geldiğini bildirmekten öte ne mesajı var ki! (…)

Cemal Bey, bu yazısında minare ve camilerimizdeki hoparlörlerden, seslerin kulak ve gönüllerimizi okşayan değil; tırmalayan bir frekansın üzerinde oluşundan şikayet ediyor ve Diyanet’i göreve çağırıyor, haklı olarak.

İSTANBUL EZANLARINI ÖZLEYENLER

Bu yazıyı okuduktan sonra bir başka gazetecimizin Yunanistan’dan gelen turistlerle yaptığı röportajdaki cümleleri hatırladım.

“Bir zamanlar İstanbullu olan gayrimüslim Kristalya’ya soruyor gazeteci:

“İstanbul’un nesini özlüyorsunuz?”
O da şu cümlelerle cevap veriyor:
"İstanbul'un nesini mi özlüyorum?"
 "Beykoz'daki camiden; karşı kıyıdan gelen ezan sesini özlüyorum...”
Yanlış kullanılan hoparlörler, o özlemleri yitirdi galiba, değil mi?

AMERİKA VE SİDNEY’DE EZAN

Amerika’da yıllarca görev yapmış bir akademisyen dostumun şu cümleleri de hafızamdan hiç silinmez: “Amerikalıya İslam’ı tebliğ etmek için uzun uzadıya konuşmaya hiç gerek yoktur. Güzel bir Kur’an kraati ve hoş bir ezan onların gönüllerini cezbetmek için yeterlidir.”

Nuran Yılmazer Hanım da Sidney Camiinde organize edilen AÇIK GÜN’ü anlatırken şöyle diyor:

“ (……) Açık Gün sabah 10 da başladı. Her ne kadar caminin bahçesinde polis arabası bulunsa da, fazla dikkat çekmedi. Her yarım saatte bir olan turlara en az 10 kişi katılıyor, konuşulanları ilgiyle dinliyordu. Caminin güzelliğine hayran kalan, daha sonra da bizim o meşhur misafirperverliğimizle sunulan yiyecekleri, çayı, kahveyi keyifle yudumlarken birbirlerine günle ilgili izlenimlerini anlatıyorlardı; kimileri bu güne ilk kez katıldıklarını söylüyorlardı.  Ve sonra o saat geldi; aslında oraya gelenlerin en çok ve heyecanla bekledikleri andı o an. Evet, o saat öğle namazı için okunan ve semtte dalga dalga yanklanan ezan saatiydi... İnsanlar sanki okunan bu ezanın minareden çıkışına gözleriyle şahit olmak istercesine gözlerini minareye dikmişler, kimileri heyecan ve coşkuyla dinliyor, kimisi de cep telefonuna kaydediyordu. Yüzlerdeki ifadeleri incelerken farkettim ki, ezan, sadece bizi etkilemiyor,  belki anlamını dahi bilmedikleri halde, belki hayatlarında ilk defa o sesi duyan yabancıları etkilediğine şahit oldum. Ezan sesi, sanki onların ruhlarını okşuyor, içlerine mutluluk saçıyordu.

Gelirken yüzlerinden okunan ifadeler, tereddütler siliniyor, onun yerini huzur ve mutluluk alıyordu….”


EZAN MI, HAZZAN MI, ÇAN MI?

Yazımızı bu yan başlıkla bitirelim istiyorum.

18 Temmuz 1932 tarihinde, ülkemizin minarelerinde ezanlar TÜRKÇE okunmaya başlanmış. Hem de, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir genelgesi ile Türkçe okunmaya başlanmış.

İnsanoğlu, bu yeryuvarlağında ilginç serüvenler yaşamış; birilerinin, Engizisyon dönemlerinde olduğu gibi “siz bizim inancımızdan değilsiniz” deyip bir başkalarını diri diri yakmayı uygun gördüğü zamanlar olmuş.

 Birilerinin de: “istediğin dini ve inancı benimseyebilirsiniz,  ama “İnsan olmak” ortak paydasında birleşip bir arada yaşamanın örneklerini verebiliriz” dediği zamanlar da yaşanmış.

Meselâ; 711-1492 yılları arasında, İspanya’nın Endülüs’ünde olduğu gibi, "La Convivencia" (bir arada yaşama) örnekleri verilmiş.
Hem ezan okunmuş minarelerden, hem çan çalmış kulelerden, hem de hazzan okunmuş havralardan- sinagoglardan.
Bunun örneklerini İstanbul’umuzda ve çeşitli İslâm beldelerinde de halen görmekteyiz.

VELHASIL

Ezanlarımızla, Kur’an’ımızın çağrısıyla ihtida edenlerin sayılarının artması, barış ve huzurlu bir dünyanın yeniden inşa edilmesi dilek ve dualarımızla İstiklâl Marşımızdaki şu mısraları bir kez daha okuyalım mı?

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
eğmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hasan 10 ay önce

Ordan burdan hava atmış. Ne dediğini kendisi de bilmiyor. Ezan hoş seda ile daha hoş. Ama her camiye öyle sedası güzel müezzin bulmak imkansız. Olanları eğitmek ve ezanı ezan olduğu için önce dinleyerek sonra Namazla icabet etmek lâzım. Banane gavurun ne dediği. Biz onlara göre mi kendimize şekil vereceğiz.

Avatar
Yakutbirümmet 10 ay önce

Siz hiç duydunuzmu çarşıda pazarda yahut bir düğünde yüksek sesle çalınan bir müziğe şunun sesini biraz kısarmısınız diyene çünkü o sesten hiç rahatsız olan yok sizce biraz mantıksız deyilmi

Avatar
hasan hüseyin 10 ay önce

____ADMİNİN YORUMU___ SENİN GİBİ İMAMLARI BU KURUMDA Bİ SANİYE BİLE DURDURMAMAK LAZIM. ÇAPSIZ SENİ... OKU DA ADAM OL...

Avatar
uskudarli 10 ay önce

ezanla muslumanligi bi ayristiralim...hocanin sesiyle imana gelenin cok uzun soluklu imani olmazda kalmazda...antalyada vira muslumanlik serifikasi veriyor muftuluk...sertifika torenindekilerin kiyafetine bakarsan spor olsun diye musluman olmuslar...ben ezanda hoparlore sese bakmam...samimiyete ictenlige ihlasa bakarim...

Avatar
Din gönüllüsü 10 ay önce

Bir yandan üsküdarda okunan ezanın nekadar güzel olduğunu söylüyor,diğer yandan Cemal beyin söylediğine "haklı olarak" diyerek hoparlörden okunan ezanın hoş olmadığını söylüyorsunuz....

Misafir Avatar
eşref 10 ay önce @Din gönüllüsü

merkezi ezan güzeldi uygun olan yerler höperlör bozuk değil

Beğenmedim! (0)
Avatar
Şerif Simavi 10 ay önce

değerli yorumcular, yazının bir veya birkaç paragrafını değil; tamamını okuduğumuz zaman sizin yorumladığınız gibi bir sonuç çıkmıyor.
1) öncelikle yazı, ezanın, tüm insanları tevhide, i̇slama çağrının en güzel bir vasıtası olduğunu vurguluyor ve buna da taaa sidneyden örnek veriyor.
2) yazı ezanın hoparlörle okunmasına değil; hoparlörlerin volümlerinin, ses ayarlarının düzensiz oluşunu dillendiriyor.
3) ezanlarımızın gayrimüslimleri bile özendirdiği zamanları vurguluyor. ama bu gün onun usulsüz, makamsız okunuşlarıyla müslümanların bile eleştirmesine neden olduğumuzu ifade ediyor.
yorumcular diyanet mensubu mudurlar bilmiyorum. ama şayet görevli iseler en azından i̇mam hatip okulu mezunu olmalılardır. onlara da böylesi bir yorumu yakıştıramadığımı ve merhum ali fuat başgil hocadan bir anekdotu hatırlatmak isterken admi̇ne de teşekkür ederim:
rahmetli ali fuad başgil hocayı bilir misiniz bilmem. o, şehirlileşmiş, i̇stanbullulaşmış çok seçkin bir büyüğümüzdü. yüksek i̇slâm

Avatar
Şerif Simavi 10 ay önce

e eyüksek i̇slâm enstitülerinin açılmasında hayli emeği olmuş ve yetkililere şu tavsiyede bulunmuştur:
yüksek i̇slâm enstitüsünü i̇stanbulun biraz dışında bir külliye şeklinde yapın! hocalarını da i̇stanbulda hâlen hayatta bulunan âlimlerden seçin ve onları oradaki lojmanlara yerleştirin! i̇mam-hatip liselerinden gelen o öğrenciler, o hocalardan sadece ders almasınlar, bi̇r de edep erkân öğrensi̇nler!”
bizler, şehir dini olan, yesribi medine (şehir) yapan bir dinin müntesipleriyiz. dağlı, bedevi ve çöl adamları değiliz. o halde gerek görevimizi yaparken, gerek bir yazıya yorum yaparken, gerek cemaatımızla sohbet ederken edep ve erkâna uyuyor muyuz? ne dersiniz? selam olsun 140 bine yakın diyanet mensuplarına..