Filistin’i Cumhuriyet Halk Partisinin ataları mı sattı? Bu ifade CHP’liler tarafından haksız, biraz kaba ifade gibi algılanabilir,  gelin birlikte irdeleyelim.  Efendim kainatta bir şeyin olması için ortamın şartların uygun olması, belli bir zaman geçmesi gerekir; yani,  her şey bir kural, bir kanun üzere cereyan eder. Mesela: Bir elma ağacı önce toprağı, havası, uygun ortamda yaprak verir, sonra tomurcuk olur, sonra çiçek açar, sonra elma verir. Üzüm, Ayva, kiraz aklınıza hangi meyve gelirse gelsin bir oluşum safhasından geçer. Bu adiyat hayvanların,  insanların, kainattaki her şeyin yaratılışında da böyledir, birden bire yetişkin olarak doğmayız. Bunun gibi olaylar vakalar da bu şekilde, aşama aşama, tedricen gelişir. Patlak veren her olayın her vakanın bir evveliyatı vardır.

Filistin meselesi de bu güne birden bire gelmedi. O topraklarda dinler var olduğundan beri yaklaşık  milattan üç bin yıl öncesinden (Müseviliğin miladı o tarihlere rastlar) çatışma, kavga hep var olmuştur. Babil Kralı Nabukadanezar Yahudileri sürdüğünden beri Yahudiler geri dönmeye ant içmişlerdir. Ne Hristiyanlar ne Yahudiler geçmişi unutmamışlardır. Bundan mülhem  elan yaşadığımız yüzyılda bile, petrol projlerinin adını  “Nabuko” koymuşlardır.

Demem o ki: Bir sabah, davranış bozukluğu serdeden Tramp diye biri kalkıp birden bire Kudüs’ü başkent ilan etmedi. Buna zemin hazırlayan yıllar, asırlar var. TV’lerde günlerdir Kudüs tarihi anlatılıyor Nureddin Zengiler sitayişle bahsediliyor, Salahattin Eyyübiler anılıyor, İsrail’e kızılıyor lakin Kudüs’ü Osmanlının himayesinden nasıl çıktığı tam anlatılmıyor anlatanlarda kırparak anlatıyor, aynı benim yapacağım gibi.  Bende kırparak anlatayım zira meri kanunlar dilimizi lâl ediyor! 

Başlığın muhtevasına dönersek: “Filistin’i CHP’nin ataları mı sattı?” Bu cümle çok haksız bir suçlama gibi gelebilir. Türkiye de herkesin, hatta bütün Müslümanların Filistin’deki kıyıma karşı vicdanen birleştiğini, Batınında bu birleşmeden ürkerek Filsitin’i İsrail’e vermenin kendilerine pahalıya mal olacağını, en büyük korkuları olan cihadı ekber ilan edilebileceğini hesaplayarak Filistin’i israile bırakmama yolunda oy kullandıklarını gören Kılıçdaroğlu Filistin sevdalısı oldu, “Filistin Müslümanların” demeye başladı, başladı da biz onun samimiyetine inanıyor muyuz? Tabii ki “Hayır” biz biliyoruz ki CHP ne taraf ağırsa o tarafa kayar, zira: günümüzden geriye doğru basamak basamak  gidecek olursak CHP’nin atalarının Filistin meselesine bakışları hiç de şimdi hamasi nutuklar atan Kılıçdaroğlu gibi değil. Yakın tarihten uzağa doğru hatırlayalım: daha dün Ecevit  İsrail’in katliamlarından Demir Kubbe Hezayanından biri olan savaşta, gazetecilerin  ölen çocuk ve kadınları hatırlatması üzerine: “Bu Filistin’nin iç meselesi” dediğini hatırlayalım. Ondan evvel İsrail’in 1948 kurulduğunda dönemin devlet adamı İsmet İnönü olduğunu, İsrail’i ilk tanıyan Müslüman ülkenin Türkiye olduğunu hatırlayalım, ondan daha evvelini bizde kırpıp atlayalım!  Ondan daha evveline gidelim:  Arthur James Balfour’un  hazırladığı deklarasyonu, (HAGANAH  gizli örgütü ile görüşerek hazırladığını düşünüyorum bu deklarasyonu) 2 Kasım 1917 Bolfour Deklarasyonunu, onu hazırlayan İngilizlerin nasıl korkusuzca Osmanlıya baskı yaptıklarını bunu yaparken içimizdeki dindaşlarından (İngiliz muhiplerinden)  nasıl yardım aldıklarını hatırlayalım.  Yaşlı, ihtiyar Sultan Vahdettin’i bir kukla gibi kullanan asıl ipi, tutan ittihatçıların nasılda “borçlarını ödeyemiyoruz” diyerek topraklarımızdan masa başında nasıl vazgeçtiklerini hatırlayalım.

Osmanlının yıkılışındaki mihrakları,  İttihat ve terakkiyi, Fransız ve İngilizleri seven Fuat  Paşayı Rusya’yı seven adına “Nedimov” dedirecek kadar Rusya hayranı olan Nedim Paşayı hatırlayalım. Onların murislerinin, yani  ittihatçılardan kopan parçaların CHP yi kurduklarını hatırlayalım. Halifeliğin kaldırılmasından sonra ümmetin nasıl başsız kaldığını hatırlayalım.  O ümmet ki peygamberinin miraca çıktığı yer için gözünü kırpmadan canını, evladını seve seve veren ümmet. Açlıktan çekirge yiyen, ittihatçıların haddi aşan tutumlarına şahit olunca, onlardan ayrılan,  pek çok isim gibi karşı tavır alan Medine gazisi Fahrettin Paşayı hatırlayalım: Fahrettin Paşaya “Medineyi terk et” emri veren o günün yöneticilerini,  yardım göndermeyenleri (hadi gönderemeyenleri diyelim)hatırlayalım. Buna rağmen kutsal mekanlar için canını veren binleri hatırlayalım mesela: Hasan Onbaşı…  Tamda burada bizde Hasan Onbaşıyı analım. Merhum İlhan Bardakç’nın ne yazdığı gazeteyi  ne de görüşlerini kabul ederim lakin Hasan Onbaşıyı güzel anlatmış ondan iktibasla:

“ ‘Onu mescidi Aksa’da merdivenin başında gördüm,  upuzun boyu, iskeletleşmiş  vücudu, üzerinde garip bir giysi, pardösü mü,  kaput mu, desem değil, değişik bir giysi vardı. Başındaki kalpak mı, fes mi desem,  değişik bir başlık vardı.  Yüzü hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi kırışık kırışık. Yanımda İsrail Dışişleri bakanlığı daire başkanı Yusuf Bey var, ona sordum. Kim bu adam dedim. Bilmem, dedi, ‘bir meczup işte  ben beni bildim bileli burada duruyor kimseyle konuşmaz, kimseye bir şey sormaz. Yıllardır burada bekler durur.’

Yanına vardım Türkçe “ Selamün aleyküm baba” dedim.

O canım Anadolu şivesiyle, “ aleykümselam” dedi ve heyecanla  torbalanmış göz kapaklarının altından gözlerini açtı sordu. “Türk müsün?”. “Evet. Ya sen kimsin baba?” diye sordum . Hazır ola geçti diklendi, “Ben Artçı bölüğünden.  20. kolordu, 36. tabur 8. bölük 11. ağır makineli tüfek komutanı Hasanım. Devam etti.

‘’Oğul, dedi, Devlet-i Âli çökerken, 401 yıl 3 ay 6 gün bekçiliğini yaptığımız Efendimiz Aleyhisselamın miraca yükseldiği bu yüce makamın, sahipsiz kalmasına gönlümüz razı olmamıştır. Orduyu Hümayun buraları terk ederken, İngilizler şehre girene kadar bu kutsal mekan sahipsiz kalıp yağmalanmasın diye bir manga asker bıraktı ardında. Ben o askerlerden biriyim. Esirlik pahasına, ölüm pahasına bu göreve gönüllü talip oldum ben. Efendimiz Aleyhisselam’a hürmetin kerameti olsa gerek, İngilizler esir muamelesi yapmadılar bize arkadaşlarım memleketlerine döndüler  sonra, ben görevi bırakmadım.
             “Dön” emri gelmedikçe dönmem dedim. Dönmedim de. Efendimiz Aleyhisselamın makamında nöbet tutmak herkese nasip olmaz. Gerçi onun makamını layıkıyla koruduğumuz söylenemez evlat. Yabanın çizmeleri altında çiğnenir bu mekan şimdi. Ben bu kapının gönüllü bir bekçisiyim. Bu kapıdan ayrılmadığım için belki Efendimiz Aleyhisselamın şefaatine mazhar olurum. Şimdi senden bir ricam olacak evlat.’’

“Emret dede rica da ne demek” diye karşılık vermesi üzerine, dede manalı manalı ufka dikerek, esas duruşa  geçer bir vaziyette söyle der:

‘’Memlekete vardığında, Tokat sancağına yolun düşerse eğer. Burayı bana emanet eden kolağası Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için öp ve ona de ki: ’11. makineli takım komutanı Iğdırlı Hasan Onbaşı o günden bu yana, bıraktığın gibi Efendimiz Aleyhisselamın âli makamını şerefle beklemekte ve nöbetinin başındadır.”

Evet bizde hasan onbaşı Fahrettin paşa gibi binlerce elleri öpülesi, o vatan delisi olanların ruhuna Fatihalar gönderelim.

Peygamber ocağından tüten duman, vatan aşkı kokar; oradan gelen rüzgar, manevi değerler uğruna can veren Mehmetlerin yavuklularına söylediği türküleri dağıtır ülkemin yedi bucağına, orada yağmurlar kat kat rahmet yağdırır  Allah için nöbet tutan gözler uğruna… Orası, yiğitliğin, kahramanlık destanlarının merkezidir.

Affet bizi 57 yıl gönüllü nöbet tutan 11. ağır makineli takım komutanı Iğdırlı Hasan Onbaşı.  Affet bizi Seyit Onbaşı… Affet bizi nene hatun, affet bizi Fatih Sultan Mehmet dedem, affet bizi Fahrettin paşam. Affedin bizi, din için vatan için ömrünü canını hiçe sayan peygamber neferleri. Şimdi , neden Mescidi Aksam hüzünlü? Medineler mahsun, Amedler yalnız, Dımaşk öksüz…

Hülasa yazımızın başlığı haksız ve kaba bir ifade değil.

Ama biri var işte oda ebul müminin o da ciğeri yanan bir yiğit işte. Bin şükür ki o var.

Avrupa’nın göbeğinde "İslam’ın pan zehiri benim" diyen  Demirel'den; İsrail’in çocukları kadınları öldürdüğü hatırlatıldığında "Bu Filisin'nin iç meselesi” diyen Ecevit'den, halifeliği kaldıranlardan! VE İsrail’i ilk tanıyan Müslüman ülke Türkiye’yi temsil eden İsmet İnönü’den sonra Recep Tayyip Erdoğan ümmete Allah’ın bir lütfudur. Ey Erdoğan! vallahi sen EBUL MÜMİNİNSİN. Sen bu öksüz Müslümanların babasısın. Amerika’nın gücünden, teknolojisinden korkan el etek öpen saçını savura savura Amerika’dan emir alan başbakanlardan, kumarhanelerde burnu kırılan yöneticilerden, iktisatçı olup ekonomiyi yerle yeksan edenlerden, sonra sen bu ümmete baharsın. Rabbimin nusreti üzerine olsun.

BİR ŞAHLANIŞ OLSUN

Yeter artık öldüğümüz İslam orduları kurulsun

Ey Filistinli anam sen orada ağlarken

Kâbe, mahzun duruyor

Bütün Müslümanlar sizin ardınızda dua dua saf tutuyor

Bir Filistinli çocuk bin adama bedel, nasıl korkusuz yürek

İsrail, nasıl  onlarla edebilir cenk

Asrın Firavunlarını titreten bir belde

Ölümü öldüren bir kavim

Bu nasıl iman, bu nasıl azim?

Ya rab, Kosovada ölen 1. Muratın hürmetine ,

Selahattin’in surları delen azmi hürmetine

Kabe’yi yapan İbrahim hürmetine

İstanbul’u alan Fatih hürmetine

Kassam Subaylarına  artık zafer nasip eyle.

Bir masum Filistinli yavru duvar dibinde büzülmüş

Az ötede anası vurulmuş

Babasını askerler götürmüş

Dayanmıyor kalbim insanlık hangi dağda ölmüş

Vur Kassam vur,

Yeter ağlama Filistin, ne olur artık gül.

Kalk ey Müslüman! vur ayağını arz titresin

Kükre artık sesin HALEP’den duyulsun

Gel Suriyelim Iraklım Mısırlım artık “hilal orduları” kurulsun

Zalimin zulmü sussun

Dinsin dinsizin sesi

Kesilsin küffarın na mahrem ateşi

Adım adım yeryüzü…

Mekkeden başlasın yine diriliş günü.

Ebabiller, muştu getiren güvercinler

Kıyama kalksın tüm kainat

Gökten gök ehli, yerden şehitler

Duyulsun fezadan cihad’ı-ekberin  sesi

ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
safa 2018-01-06 23:59:59

maaşAllah kalemi̇ne kuvvet kardeşi̇m.