Yüce dinimiz İslam, insanın can, mal, inanç, namus, şeref ve haysiyet gibi yaratılıştan sahip olduğu haklarını korumaya önem verdiği gibi, insanın içinde yaşadığı toplumun düzenini ve birliğini korumaya, asayiş ve güvenliğini sağlamaya da büyük önem vermektedir. Bu nedenle insan hakları ve toplumsal düzen açısından için büyük bir tehdit oluşturan fitneden son derece kaçınılmasını emretmiştir.
 
Fitne, çok geniş anlamı olan bir kelimedir. Bu anlamlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: İmtihan, maddî ve manevî sıkıntı, üzüntü, kandırmak, gönlünü çelmek, pusu kurarak yol kesmek kandırmak. Çoğulu “fiten”dir.
 
Fitne kelimesi, otuz dört ayette doğrudan olmak üzere çeşitli anlamlarıyla birlikte Kur’an-ı Kerim’de altmış ayette geçmektedir. Kur’an’da geçen fitne kelimesinin belli başlı anlamları şunlardır: imtihan(Bakara 2/102), bela, musibet, (Hac, 22/11), düşman saldırısı (Nisâ, 4/101), sapma, saptırma (Mâide, 5/41), müşriklerin Müslümanları şirke döndürme girişimleri (Bakara, 2/191, 193, 217; Nisâ, 4/91), ateşe atılma, (Zâriyât, 51/13, 14)azap (Enfâl, 8/25), günah (Tevbe, 9/49), şeytanın hile ve tuzağı (A’râf, 7/27), Baskı ve işkence (Ankebût, 29/10), kargaşa, karışıklık, fesat (Âl-i İmrân, 3/7; Tevbe, 9/47), küfür(Nisâ, 4/91), karışıklık(Ahzâb, 33/14). Yine Kur’an’da fitne kelimesiyle, malların ve evlatların insan için bir imtihan vesilesi olduğu ifade edilmiştir. (Enfâl, 8/28)
 
Dini kültürümüzde ise fitne, daha çok azdırma, fesat, arabozuculuk, bela, musibet, dinsizlik, manevî çöküntü, canilik, ihtilâf, dinî ve siyasî muhtevalı toplumsal karışıklık ve kargaşa anlamında daha geniş kapsamlı olarak kullanılmaktadır.
 
Fitne, ister kelime manası olarak, ister Kur’an ve hadislerdeki anlamları olarak, gerekse de dilimizde yaygın olarak kullanılan manaları olarak ele alındığında sadece Müslüman toplumlar için değil tüm insanlık için büyük bir felaketi ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Kur’an-ı Kerim’de, fitnenin ne büyük felaket olduğuna dikkat çekmek için, “Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha büyük bir günahtır” buyurulmuştur. (Bakara, 2/191, 217)
 
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de bazı hadislerinde, kendisinden sonra ortaya çıkacak fitneler hakkında bilgiler vermiştir. Bu hadislere “fiten” veya “melâhim” hadisleri denilir. İşte bu hadislerden birkaç örnek:
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yararlı işler görmekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zamanda insan, mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler; mü’min olarak geceler, kâfir olarak sabahlar. Dinini küçük bir dünyalığa satar.”(Müslim, İman, 186. Ayrıca bkz. Tirmizî, Fiten 30)
           
Efendimiz (s.a.s.) bu hadisinde, her şeyi tanınmaz hale getiren kopkoyu karanlık geceler gibi birtakım büyük fitnelerin ortaya çıkacağına dikkat çekmiştir. Efendimizin geleceğini haber verdiği fitne öyle büyük bir felakettir ki, bu durum mü’minlerin hakkı batıldan, iyiyi kötüden, hayrı şerden ayırt edemedikleri, imanlarını korumakta zorlandıkları tam anlamıyla bir kaos ve kargaşa ortamıdır. Yine hadisin manasına göre insanlar böyle zamanlarda imanla küfür arasında savrulur dururlar, ne yapacaklarını şaşırırlar. Hatta kutsal değerlerini dünyevî menfaatlere değiştirenler bile çıkar.
 
Fitne, daha da ileri safhalara ulaştığında Müslüman gruplar arasında çeşitli sebeplerle çatışma ve kavgalar çıkar. Karşılıklı olarak birbirlerinin can ve mallarına kastederler. Kötü niyetli bir takım insanlar, bu kargaşa ortamını fırsat bilerek Müslümanlara zulüm ve haksızlık yapar, korku ve dehşet saçarak toplumun huzur ve güven ortamını bozarlar. Fitne kimi zaman da Müslümanları dinlerinden döndürmek isteyen şer güçlerin tasallutu şeklinde gerçekleşir. Nitekim bazı ayetlerde, müşrik ve münafıkların bu maksatla yaptıkları girişimleri fitne kavramıyla ifade edilmiştir. (Tevbe, 9/47-48; İsrâ, 17/73)
 
Bu gibi zamanlarda Müslümanlar, imanlarını korumakta zorlanırlar, dinî inançlarının gereğini tam manasıyla yerine getiremezler, zira fitne zamanı din ve imanın tehlikeye düştüğü zaman demektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), bu hadisinde ortalığı yakıp kavuran fitne ateşine karşı uyanık olmamızı, dinimize, imanımıza sımsıkı sarılmamızı, dünya ve ahiretimiz için yararlı olacak faydalı işler yaparak bu zor günler için hazırlıklı olmamızı tavsiye buyurmuştur.
 
Allah Resûlü (s.a.s.) bir defasında ashabına şu tavsiyelerde bulundu: “Size, takvâyı (Allah’a çok saygı duymanızı), başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız…” (Ebu Davûd, Sünnet, 5; Tirmizî, İlim, 16)
 
Efendimiz (s.a.s.)’in ashabına ilk tavsiyesi takvâ olmuş, onlardan fitne hadiselerinin cereyan edeceği zorlu ve meşakkatli günlere takvâ azığı ile hazırlanmalarını istemiştir. Bilindiği gibi takvâ; Allah’tan gereği gibi korkmak ve O’na son derece saygılı olmak, günahlardan sakınmak, gücü yettiğince ibadet etmektir.
 
Hz. Peygamber  (s.a.s.), ikinci olarak da, devlet başkanına ve onun şahsında devlet otoritesine bağlılığı ve itaati tavsiye etmiştir.  Hatta “Habeşli bir köle bile olsa” diye buyurmak suretiyle devletin başındaki kişinin, renginin, ırkının hatta toplumun hangi tabakasından olduğunun hiçbir öneminin bulunmadığını özellikle vurgulamıştır. İslam toplumunda idarecilerin günah olmayan emirlerine itaat edilmesi şarttır, çünkü birlik, beraberlik ve asayişin sağlanması için bu gereklidir. Unutmayalım ki, kargaşa ve bozgunculuk ortamında devlet otoritesinin sarsılması tam bir felaket olur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de işte tam buna dikkat çekmek istemiş, fitne zamanında daha dikkatli olunmasını emir buyurmuştur.
 
Yine Allah Resûlü (s.a.s.)’in hadislerine baktığımız da O’nun, bir kötülüğe veya haksızlığa maruz kalan kimselerin haklarını meşru ölçüler içerisinde aramalarını, bu konuda duada bulunarak Allah’tan yardım dilemelerini, her şeye rağmen sabretmelerini, devlete ve topluma karşı görevlerini aksatmamalarını, isyan ve bozgunculuğa kalkışarak daha vahim hadiselere meydan vermemelerini tavsiye ettiğini görürüz.(Buharî, Fiten, 2)
 
Peygamberimiz (s.a.s.)’in sözünü ettiğimiz bu tavsiyesi Müslümanların kendi içlerinden kaynaklanan fitne hadiseleri için geçerlidir. Yoksa İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık duyguları besleyen, dinlerini yaşamalarına engel olan, baskı ve şiddet uygulamak suretiyle onlara adeta hayat hakkı tanımayanlara karşı topyekûn bir mücadele verilmesi dinî bir emirdir.
 
Toplumda kargaşa ve kaos ortamı oluşturarak devleti zaafa uğratmaya, halkın huzurunu, birlik ve beraberliğini bozmaya kalkışan fitnecilerin yaptıkları kötülüklere engel olunmazsa, topyekûn bir yıkım kaçınılmaz olur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bir hadisinde temsil yoluyla ifade ettiği gibi; aynı gemide yolculuk edenler, bir kısım yolcuların su almak için geminin altını delmelerine müsaade ederlerse, sadece gemiyi delenler değil tüm yolcular hep birlikte batarlar. Şayet onlara mani olunursa hep beraber batmaktan kurtulurlar. (Bkz. Buharî, Şirket, 6; Şehâdât, 30)İşte bunun gibi gerçek bir Müslüman da kendisi fitneye sebep olmadığı gibi, fitnenin oluşmasına ve yayılmasına da gücü yettiğince mani olmaya çalışır.
 
Müslümanlar arasında zuhur eden fitneler, aralarında derin ihtilafların, şiddetli çatışmaların ve toplu adam öldürme gibi pek çok hazin olayların yaşanmasına sebep olur. Müslümanların birlik ve beraberlikleri bozulur, güçleri zayıflar. Toplumun düzeni sarsılır, dinî, ilmî, ahlâki ve iktisadî yönden gerilemeler başlar. İbadet edenlerin sayısı azalır, insanlar fütursuzca günah işlemeye başlarlar, hatta insanlar, imanlarını kaybetmekle yüzyüze kalabilirler. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Zaman yaklaşacak (zamanın bereketi kalmayacak), ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler açığa çıkacak ve adam öldürme olayları artacak.”(Buharî, Fiten, 5; İbnMâce, Fiten, 25)Tarihî tecrübeyle sabittir ki, ortaya çıkan her bir fitne, Müslümanların güçlenip kuvvetlenmesini önlemiş, hatta bölünüp parçalanmalarına bile sebep olmuştur.
 
Allah Resûlü (s.a.s.)’in bu hadis-i şerifleri göstermektedir ki; her devirde ümmetin başından fitne hiç eksik olmayacak ve farklı şekillerde de olsa kıyamete kadar sürüp gidecektir. O halde Müslümanlar olarak fitneyi önlemek veya fitne geldiğinde zararlarından korunmak için neler yapmalıyız? Ümmetini ortaya çıkacak fitnelere karşı uyaran Peygamber Efendimiz (s.a.s.), onlara böyle zamanlarda nasıl davranacaklarının yolunu da göstermiştir. Şunu bir kere çok iyi bilmeliyiz ki, Müslümanların başına gelecek her türlü fitne ve fesat, Allaha ve Resûlü’ne olan imanımızın, itaat ve bağlılığımızın zayıflaması, buna bağlı olarak da toplumda meydana gelen ahlâkî yozlaşma ve manevî çöküşün sonucu ve başlı başına dünyevî imtihanlardır.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in buhranlı dönemlerden çıkış yolu olarak bizlere gösterdiği en önemli çare Allah’ın kitabı Kur’an ve kendisinin sünnetlerine sımsıkı sarılmak olmuştur. Nitekim Kur’an, Yüce Allah’ın, “Peygamberin emrine muhalefet edenler, fitneden (başlarına bir belanın gelmesinden) veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar”(Nûr, 24/63)ikazını dikkatlerimize sunuyor.Dolayısıyla fitne zamanında ibadetlere yönelerek imanımızı korumaya çalışmalıyız. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.): “Ortalık kargaşa içindeyken ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir”(Müslim, Fiten, 130)buyurmuştur.
 
O halde; İslam ümmetinin birlik ve bütünlüğünün bozulmasının, can güvenliğinin ortadan kalkmasının, her türlü kargaşa ve yıkıcı faaliyetin sebebi olan fitneye karşı uyanık olmalı, takva ölçüsünde bir kulluk ile bundan korunmaya çalışmalıyız. Özellikle de geçmişte yaşanan acı tecrübelerden ders çıkararak fitneye alet olmaktan, fitne ateşini körüklemekten son derece sakınmalıyız.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol