Ortadoğu’da mezhep ve cemaat kavgalarının olabildiğince kızıştığı bir dönemden geçiyoruz. Her zaman olduğu gibi birileri bizim iç meselelerimizi kaşıyarak bizi bize kırdırmak için elinden geleni ardına koymaktan çekinmiyor.

Öyle bir ortam oluşturuluyor ki en ihtilaflı konulardan cemaatler ve cemaatlerle ilmiye sınıfı arasında bir anda büyük savaşlar çıkarılıyor.

Birileri istese de istemese de kendisini bu savaşın içinde bulabiliyor.

Fitne şii-sünni ekseninde devam ederken bunun bir uzantısı olarak ehlisünnetin birbirine kırdırıldığı ikinci bir oyunun herkes istemeyerek de olsa parçası durumunda.

Bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde cemaatler yüceltilirken ilmiye sınıfının aşağılanması şeklinde devam edegelen fitnenin ateşi bu günlerde olmadığı kadar yüksek…

Tartışmanın temelinde farklı formatlarda yer alan lider tabakanın birbirlerinin pozisyonlarını tam değerlendirememeleri en önemli etken.

İlmiye sınıfı, İmam hatip ve İlahiyat mezunu olup Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğrenim Kurumu ve Diyanet İşleri Başkanlığında din hizmetleriyle meşgul olanlardan oluşur.

İlmiye sınıfının almış olduğu çok yönlü kaynak ve hoca eğitimi ile hitap ettiği kesimin farklılığı verdiği fetvalarda kendisini açık, net, keskin cevaplarla gösterir.

Cemaat erbabının kendisine tabi olanların sınırlı sevenden oluşması ve sayısal çokluğun önemi verilen fetvalarda ilmiye sınıfının aksine daha kapalı, muğlak ve idari maslahatçı cevapların verilmesine yol açar.

İlmiye sınıfı, verdiği cevaplarda karşıdakinin takdirini kazanmak, gönlünü yapmak gayelerini asla gütmez. Sorulan sorulara vereceği cevap gayet nettir. Net olmak zorundadır. İlmiye sınıfının makamı, toplumu arada bırakacak şekilde çetrefilli ve muğlak olamaz.

Bu meyanda ilmiye sınıfına sorulan ihtilaflı konular da alınan cevaplar çoğunlukla cemaat mensuplarının pek hoşuna gitmez. Mehdi, müceddit, ebdal, deccal, dabbetü’l-arz, tağut, ilah, rab, Hz.İsa’nın tekrar gelmesi, kabir âlemi, mürted, ölünün ardından Kur’an okunması, kabir ziyareti… gibi konu ve kavramlarda verilen cevaplar çoğu cemaat mensubunca İslam’ın özünü korumaktan çok mensuplarını kaçırmak istemezcesine soranın hoşuna gidecek şekilde cevaplandırılır.

Çatışma da burada başlar. Bir soru ve iki farklı cevap…

Her iki tarafının niyetinin hak olduğuna şüphe yok lakin ortadaki ceset iyi niyetle de kaldırılacak gibi değil.

Bir yerde ilmi bir tarafta gönlü önceleyen taife…

Sesi çok çıksa da gönül erbabının ilme tabi olduğu, ilmin gönle istikamet verdiği bir vakıa. “Şeytana karşı bir fakih bin abidden daha güçlüdür” hadisince ilmiye sınıfının kaynaklara hâkim, istikamet ehli olduğunun şuurunda olması gerekir. 

Özellikle din görevlilerinin toplumdan gelebilecek her soruya karşı cemaatini tanıması, cemaatinin içinde hangi mezhep, cemaat, parti ve sair üyesi varsa bilip ona göre hazırlıklı olması zorunludur.

Özellikle camide cemaatle muhatap olan din görevlisinin kendisine sorulan fetvalarda yorumdan ziyade kaynaklar ortaya koyması, tartışmalı ilmiye sınıfı isimlerinden bahisle yorumlarda bulunmaması, gönül erbabının liderlerini ismen hedef almaktan kaçınması, soru soranla tartışmaya girmeksizin İslam’ın görüşünü açıklayıp takdiri karşıya bırakması tutulacak en isabetli metottur.

Ehlisünnet içindeki çıkarılmak istenen fitnenin sönmesi, ilmiye sınıfının sahip olduğu ilmi makama yakışır şekilde kendini yetiştirmesi, cevap vermesi ve ilmine uygun şekilde yaşamasına bağlıdır.

Din görevlisinin cemaati üzerinde “ilim erbabı olduğuna” dair oluşturamadığı kanaat, bu aşamada gönül erbabının yaptığı hatalara odun taşımaktan başka bir işe yaramayacaktır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.