Gayb nedir?

Gayb Kelimesinin sözlük anlamı: Göz önünde olmayan, gizli olan, göz ile görülemeyen.

Gayb Kelimesinin Terim Anlamı: İnsanın duyuları ile öğrenmesi mümkün olmayan, ancak Allah’ın peygamberleri aracılığıyla bildirmesi neticesinde öğrenilen ve bir kısmı da hiç öğrenilemeyen şeylerdir.

Gayb Alemi İle Şahadet Alemi Arasındaki Fark: Görerek hakkında bilgi sahibi olduğumuz şeylere şahadet alemi, varlıkları vahiy ile bildirilen ancak duyularımızla kavrayamadığımız şeylere ise gayb alemi denir. Dünya ve içindeki maddi varlıklar hakkında duyularımızla; melekler, cinler ve ahiret alemi hakkında ise vahiy aracılığıyla bilgi sahibi oluruz.

Gayb Olmadığı Halde Gaip Olanlar: Gerçek anlamda gayb olmayıp, bilmeyenler açısından gayb gibi görünen şeyler vardır ki, bunlar gayb olmaktan ziyade gaip/kayıp olan durumlar ve şeylerdir.

İnsan bu alemde duyu organlarıyla kavrayabildiği hususlarda bilgisini geliştirebilir; ancak her şeyi öğrenmesi mümkün değildir. Gayb alemi hakkında bilecekleri ise Allah’ın bildirdikleriyle sınırlıdır.

Kur’an-ı Kerim’e Göre Gayb:

1-Gaybın Anahtarları Allah’ın Katındadır:

"Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır." (6/En'am-59)

Bu ayetten şu dersleri çıkarmalıyız:

1-Gaybı Allah’tan başkası bilemez.

2-Allah, hem gayb alemini hem de şahadet alemini bilir.

3-Allah, bütün varlıkları hem kül olarak hem de cüz olarak bilir.

4-Allah’ın bilgisi dışında hiçbir olay meydana gelmez.

5-“Yaş ve kuru ne varsa hepsi Allah katında bilinmektedir. Levh-i Mahfuz’da yazılıdır.” (Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C:2, S: 205)

6-İnsanların gayb hakkındaki bilgileri, Allah’ın bildirdikleri kadardır.

7-İnsanların şahadet alemi hakkındaki bilgileri de sınırlıdır.

2-Allahtan Başka Kimse Gaybı Bilmez:

"De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler." (27/Neml-65)

‘Rivayete göre putperestler, Resulullah’ın peygamberliğini reddetmek için ona kıyametin ne zaman kopacağına dair bir soru yöneltmişler; bunun üzerine inen ayette kıyametin gayb olaylarından olduğu, Allah’tan başka kimsenin onu bilemeyeceği açıklanmıştır.’ (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB Yayınları, C: 4, S: 202)

"Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir." (11/Hud-123)

Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır; göklerde ve yerde olanları da Allah yaratmıştır. Yaratılanlar, bilgi açısından kendilerini yaratana kavuşamazlar. Göklerin ve yerin gaybını ancak Allah bilir.

3-Allah’ın Bilgisi Her Şeyi Kapsar:

"... Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır." (6/En'am-73)

Allah, gizliyi ve açığı, gözlerin gördüğünü ve görmediğini, hem gayb aleminde ve hem de şahadet aleminde bulunanları bilir.

"O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir." (13/Ra'd-9)

Allah, gözlerle görüleni de görülmeyeni de bilir. Hiçbir varlığın bilgisi, hiçbir konuda Allah’ın bilgisine ulaşmaz. Öteki varlıkların bilgileri eksik, Allah’ın bilgisi tamdır.

"Allah, gaybı da şahâdeti de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir. (23/Mü'minun-92)

Allah, gayb olanını da görüneni de tam olarak bilir. Diğer varlıklar, bilgi açısından, Allah ile mukayese edilemezler; çünkü diğer varlıkların bilgileri sınırlıdır.

"Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. ..." (18/Kehf-26)

Ashabı Kehf’in mağarada ne kadar kaldıklarını Allah daha bilir; onların mağarada kalma sürelerinin 309 yıl olduğunu, her şeyi daha iyi bilen Allah’ın bildirmesiyle öğrenmekteyiz. Allah, hiçbir konuda, kimseyi hükümranlığına ortak etmez.

"O Allah ki, O’ndan başka İlâh yoktur. Gaybı (görünmeyeni) ve görüneni de O bilir. O; Rahmân’dır, Rahîm’dir. (59/Haşr-22)

Allah’tan başka ilah yoktur. Allah’tan başka hem gaybı hem de görüneni tam olarak bilen yoktur. İnsanların, görünen varlıklar hakkındaki bilgileri sınırlı, Allah’ın bilgisi ise sınırlı ve tamdır.

"Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir." (35/Fatır-38)

Allah, göklerin ve yerin gaybını bildiği gibi, kalplerin içinde olanları da hakkıyla bilir. Kullarından her birinin iman üzere mi yoksa küfür üzere mi oldukları ona gizli değildir.

4-Allah Gayb Bilgilerini Kimlere Bildirir?

"Gaybı O bilir, gizlisini kimseye açmaz; Ancak elçi olarak seçtiği başka. Allah, bu elçilerin her türlü durumlarını ilmiyle kuşattığı ve her şeyin sayısını belirlediği halde, rablerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini ortaya çıkarmak için onların önlerinden ve arkalarından gözcüler gönderir." (72/Cin: 26-28)

Allah, her türlü gaybı bilir; gaybını elçi olarak seçtiklerinden başkasına bildirmez.

‘Bu âyetler, astroloji yoluyla olağan üstü bilgilere ulaştıklarını söyleyenleri de yalanlamaktadır. Zemahşerî gibi Mu‘tezile âlimleri bu âyetlere dayanarak kerametin imkânsızlığını, keramet olduğu söylenenlerin asılsız olduğunu savunmuşlardır (bk. V, 172-173). Ancak Râzî, burada özellikle âhiretle ilgili gaybî bilgilerden söz edildiğini belirterek Mu‘tezile’nin âyetten bu anlamı çıkarmasını dayanaksız bulmuştur (XXX, 168-170).’ (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 481)

5-Allah, Elçileriyle Kaç Şekilde Konuşarak Gayb Bilgilerini Bildirir?

Allah peygamberlerine üç şekilde vahyeder:

“Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir." (42/Şura-51)

Ömer Nasuhi Bilmen’in bu konudaki açıklaması şöyledir: “Allah Teâlâ dilediği şeyleri herhangi bir Peygamberine üç şekilden biriyle bildirir. Şöyle ki: Birinci: (vahyile) Bildirir. Yâni dilediği şeyi, arada bir vasıta olmaksızın gizli bir söz ile veya doğru bir rüya ile Peygamberlerinin kalbine düşürür, ilham eder. İlâhî hitabını işitip telâkki etmeğe o Peygamberini muvaffak kılar. Nitekim İbrahim Aleyhisselâm'a kurban etmesi öyle bir rüya ile vahyedilmişti. (veya bir perde arkasından) Bir kelâm, ile bildirir, ilâhî hitabını Peygamberine bu şekilde işittirir, telkin buyurur ki, ilâhî kelâmı işitildiği hâlde yüce zâtı görülmüş olmaz. Nitekim Musa Aleyhisselâm böyle bir ilâhi vahye nail olmuştu. Bu da ikinci şekildir (veyahut bir elçi göndererek kendi izniyle) ilâhî müsaadesiyle kendisinin (dilediğini) o elçi vasıtasiyle (vahy ettirmesi ile) öyle bir konuşma şekliyle bildirir. Bu da üçüncü bir şekildir. Nitekim bizim Peygamberimize ve diğer Peygamberlere Cibril-i Emin vasıtasiyle birçok vahyler, tebliğler vâki olmuştur.” (Ömer Nasuhi Bilmen, Kuranı Kerim Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, C: 7, S:3256)

6-Peygamberler Gayb Hususunda Ancak Allah’ın Bildirdiklerini Bilirler:

Bu konudaki bazı ayetler ve kısa açıklamaları şöyledir:

"De ki: 'Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum.' De ki: 'Görenle görmeyen bir midir? Düşünmüyor musunuz?'" (6/En'am-50

Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliğine inanmak için, ondan bir dağı altına çevirmesi, azabın ne zaman indirileceğini bildirmesi ve göklere yükselerek yiyip içmeden yaşaması gibi tekliflerde bulununca, Allah bu ayeti inzal buyurmuştur.

"De ki: «Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.»" (7/A'raf-188)

Hz. Peygamber’in olağanüstü bir güce sahip olmadığı ve gaybı bilmediği net olarak anlatılmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in en üstün vasfı, uyarıcı ve müjdeleyici olarak görevlendirilmiş olmasıdır.

"Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin (bakalım) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." (10/Yunus-20)

Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den Hz. Musa’ya ve diğer peygamberlerden bir kısmına verilen mucizeler gibi açık mucizeler göstermesini isteyince, Allah bu ayeti inzal etti.

“Gayb, Allah’ın elindedir; Allah ne isterse o olur. Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum” (11/Hud-31)

Hz. Muhammed (s.a.v.), sık sık müşrikleri uyararak gayb bilgisinin Allah’ın yanında olduğunu, kendisinin gaybı bilmediğini ve bir melek de olmadığını vurgulamıştır. Fakir ve köle olan bazı insanlar iman edince, müşrikler onları hor ve hakir görmüşlerdir. Elbette onların kalplerinde bulunanı ve bu nedenle iyiliğe layık olup olmadıklarını Allah daha iyi bilir.

"İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin." (12/Yusuf-102)

Hz. Muhammed (s.a.v.), geçmişte yaşanan ve ancak Allah’ın bildirmesiyle öğrenilebilecek olan Hz. Yusuf, Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn kıssalarını vahiy ile öğrenip insanlara bildirmiştir.

7-Mü’minlerin İmanlarını Önemli Kılan, Gayba İmam Etmiş Olmalarıdır:

 "(O takvâ sahipleri ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir." (21/Enbiya-49)

Duyu organları ile idrak edilip gözle görülen ve elle tutulan şeylerin varlığına herkes zorunlu olarak inanır. Kıymetli ve üstün olan iman, gayba imandır.

8-Görmedikleri Halde Allah’tan Korkanlar Dini Uyarıları Ciddiye Alırlar:

"… Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Kim temizlenirse o, kendi menfaatine temizlenmiş olur. Dönüş Allah'adır." (35/Fatır-18)

Görmedikleri halde Allah’tan korkup namaz kılanlar, ilahi uyarıları kabul etmeye yatkın kimselerdir.

"Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele." (36/Yasin-11)

Kur’an’a uyan ve görmediği halde Allah’a inanan kimseler, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in uyarılarından istifade ederler. Onlara mağfiret edilecek ve güzel nimetlere nail olacaklardır.

9-Görmediği Halde İnanmanın Karşılığı Cennettir:

"İşte size vaat edilen cennet! Ki o, Allah'a yönelen, emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahmân'dan korkan ve Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere mahsustur." (50/Kaf-32. 33.)

Cennete nail olacak kişiler şu özelliklere sahiptir:

1-Allah’a yönelip emirlerine riayet ederler.

2-Görmedikleri halde Allah’tan korkarlar.

3-Sağlam bir iman üzere vefat edip ahirete intkal ederler.

"Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır." (67/Mülk-12)

Daha görmeden Rablerinden yani Rablerinin azabından korkup sakınanlar hem bağışlanacaklar, hem de büyük bir mükâfata yani cennete nail olacaklardır.

10-Kimse Levh-i Mahfuz’a Muttali Olamaz:

Tüm varlıklar ve olaylar hakkında bilginin yazılı olduğu ve kimsenin muttali olamayacağı ve aklıyla nasıl olduğunu yeterince kavrayamayacağı Allah katındaki kitaba Levh-i Mahfuz denir.

"Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar? (68/Kalem-47)

Levh-i Mahfuz’daki gayb bilgisi kimsenin yanında değildir. Gayb olarak insanların bilecekleri, Allah’ın vahiy olarak gönderdiği bilgilerden ibarettir.

“Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur'an'dır” (85/Buruc-21.22.)

‘Kur’an’ın levh-i mahfûzda olduğunun belirtilmesi, onun hiçbir zaman tahrif edilmeyeceğini, her dönemde bütün keyfî ilavelerden, çıkarmalardan ve lafzî değişikliklerden korunacağını, bunun için hem ezberlenerek hem de yazılarak tedbir alındığını ifade etmektedir’ (DİB Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C: 5, S: 594)

11-Cinler Gaybı Bilmez:

"Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı." (34/Sebe-14)

Hz. Süleyman’ın emrinde çalışan cinler, onun vefat ettiği hakkında bir bilgiye sahip olmadan çalışmaya devam etmiş, ancak bir kutrun Hz. Süleyman’ın dayandığı değneği yemesi ile onun vefat ettiğinden haberdar olmuşlardır. Eğer cinler gaybı bilseydi, bu olay meydana gelmeden kendilerinin durumu haber vermeleri gerekirdi. Bu olay ve bu ayet, cinlerin gaybı bilmedikleri hakkında kesin bir delildir.

12-Kur’an’da Haber Verilen Bazı Gayb Bilgileri:

Kur’an’da Allah, melekler, cinler, kıyamet, mahşer, hesap, mizan, Araf, sırat köprüsü, cennet ve cehennem hakkında verilen bilgiler gayb bilgilerdir. Bir de dünyada henüz meydana gelmemiş ve ileride olacağı bildirilen bir takım haberler vardır. Bunlardan iki tanesi şöyledir:

a-Kabe’yi Tavaf Ve Daha Sonra Mekke’nin Fethinin Haber Verilmesi:

"Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi." (48/Fetih-27)

Bu ayette, Müslümanların Hudeybiye antlaşmasından sonra Kabe’yi güven içinde tavaf edecekleri ve bundan kısa bir müddet sonra da Mekke’yi fethe muvaffak olacakları bildirilmektedir.

b-Rumların İranlılara Karşı Galip Geleceklerinin Bildirilmesi:

"Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah'ındır. O gün müminler de Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir. (30/Rum: 2-4)

İran. M. 613 ile 629 yılları arasında Bizans ile yaptığı savaşlarda galibiyet elde edince, Mekkeli müşrikler, ehli kitap olan Rumların yenilgiye uğramaları nedeniyle sevinirken, mü’minler ise bu durumu üzülmüşlerdi. Ardından bu ayetler nazil oldu. Bizanslılar, M. 622 yılından itibaren İranlılara karşı üstünlük sağlamaya başladılar, M. 627 yılında ise, İranlıları Ninova’da kesin yenilgiye uğrattılar. Böylece ayetlerce bildirilen gayb bilgisi net olarak gerçekleşti. (DİB Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C:5, S: 291’den özet)

13-Bazı Peygamberlere Verilen Gayb Bilgileri:

a)Hz. İsa’ya Verilen Gayb Bilgileri:

"... Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” (3/Al-i İmran-49)

Hz. İsa, Allah’ın kendisine bahşettiği bir mucize olarak, insanların evlerinde ne yiyip ne içtiklerini bilir ve onlara bildirirdi.

b)Hz. Yusuf’a Verilen Gayb Bilgileri:

"Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin” dedi." (12/Yusuf-93)

Hz. Yusuf, Allah’ın bildirmesiyle, kendi gömleği babasının yüzüne konunca,onun görmeyen gözlerinin açılacağını bilmiş ve dediği gibi de olmuştur.

14-Hz. Musa ile Buluşan Şahsa Verilen Gayb Bilgileri:

Kur’an’da adı verilmemekle birlikte, müfessirlerce Hızır (a.s.) olduğu kabul edilen şahıs ile Hz Musa arasında geçen ve anılan şahsın Allah tarafından kendisine verilen gaybi bilgilerin anlatıldığı kıssa şöyledir:

"Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: «Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.» Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti. (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi. (Genç adam:) Gördün mü! dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti. Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler. Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi. Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin? Musa: İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem. (O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi. Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! dedi. (Hızır:) Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi. Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi. Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın! (Hızır:) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi. Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın. Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi. (Hızır) şöyle dedi: «İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.» «Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.» «Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.» (Devam etti:) «Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.» «Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur (18/Kehf: 60-82).»"

Hz. Musa’nın buluştuğu kişi (Hızır a.s.), Allah’ın bildirmesiyle anlatılan bilgilere sahip olmuştur. Bu bilgiler Kur’an’da verilerek ibret almamız istenmiştir.

Sonuç olarak şunları ifade etmeliyiz:

Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır.

Allahtan başka kimse gaybı bilmez.

Allah’ın bilgisi her şeyi kapsar.

Allah, bazı gayb bilgilerini peygamber olarak seçtiği kullarına bildirmiştir.

Peygamberler, gayb hususunda ancak Allah’ın bildirdiklerini bilirler.

Kimse Levh-i Mahfuz’a muttali olamaz.

Cinler gaybı Bilmez.

Allah’ın bize Kur’an’da bildirdiği gayb bilgileri, bizler için hidayet rehberidir. Bu bilgiler dışında değişik gayb bilgileri arayarak, bir takım yanılgılara düşmemeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yeloğlu 2017-11-30 19:31:12

yazıda kuranda bildirilen gayb bilgileri sayılırken sırat köprüsünden bahsediliyor.hangi̇ surede sirat köprüsünden bahsedi̇li̇yor bi̇ldi̇ri̇rseni̇z memnun olurum.

Avatar
Ali Bozkurt 2017-12-01 20:17:59

Kur'an'da Sırat köprüsü, isim olarak değil, işaret olarak vardır. Bu konuda iki ayet meali şöyledir:
1- "O gün (sıratta) münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü'minlere, bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, derler. Onlara, dönün arkanıza da bir nur arayın, denilir. Nihayet, onların arasına, bir kapısı olan ve içinde rahmet ve dışında azab bulunan bir sür çekilir." (Hadid, 57/13).
2-"Sizlerden hiç bir kimse yoktur ki oraya (cehenneme) uğramamış olsun. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, iman edip kötülüklerden sakınanları kurtarırız. Zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız." (Meryem, 19/71-72). (Bu ayetten ve hadislerin bildirmesiyle insanların sırat köprüsünden geçecekleri anlaşılmaktadır.