On yıl boyunca Efendimize [s.a.v.] hizmet eden ve Allah Resulü’nün terbiyesinde yetişen Hz. Enes bin Malik [Radıyallahu anh] Efendimiz anlatıyor;

“Bir gün Resul-i Ekrem [s.a.v.] Efendimiz ile beraber oturuyorduk. Allah Resulü bir ara sohbetinde bulunan bizlere: “Cennetlik bir adam görmek ister misiniz? Dedi.

Mescidin kapısını işaret ederek; “Birazdan yanınıza cennetlik bir adam gelecek, ona dikkat edin.” buyurdular.
Çok geçmeden Medine’li bir Sahabi çıkageldi. Ayakkabılarını elinde tutuyor, yeni abdest aldığı için de sakalından sular damlıyordu.

Ertesi gün, yine Efendimiz [s.a.v]; “Cennetlik bir adam görmek ister misiniz? Dedi.

Mescidin kapısını işaret ederek; “Birazdan yanınıza cennetlik bir adam gelecek, ona dikkat edin.” buyurdular.

Aynı sahabi mescidin kapısında içeri giriverdi.

Üçüncü gün, yine Efendimiz [s.a.v.]; “Cennetlik bir adam görmek ister misiniz? Dedi.

Mescidin kapısını işaret ederek; “Birazdan yanınıza cennetlik bir adam gelecek, ona dikkat edin.” buyurdular.
Bir de ne görelim, iki günden beri çıkagelen ayni sahabi.

Hz.Abdullah bin Amr’ın Merakı:

Bunun üzerine Ashab-ı kiramdan ilme ve ibadete düşkünlüğü ile tanınan genç sahabi Abdullah bin Amr [r.a.], merakla Efendimiz [s.a.v.] tarafından cennetlik olduğu söylenen bu Medine’li Sahabinin peşine düştü. Acaba Efendimiz [s.a.v.] tarafından cennetlik olduğu söylenen bu sahabiyi cennetlik yapan şey neydi? Bu sahabi, hangi ibadeti ya da hangi özelliği sayesinde cennetle müjdeleniyordu.

Abdullah bin Amr [r.a.], bunu öğrenmeli ve Medine’li Sahabiyi cennete götürecek ameli kendisi de hayata geçirmeliydi.

Abdullah bin Amr [r.a.], Medine’li Sahabiyi mescitte ve sokakta adım adım takıp etmeye başlamıştı. Fakat onda kendisinden farklı bir amel, farklı bir davranış görememişti. Kendi kendine; “her halde bunu cennetlik yapan ameli evinde yapıyor” der ve Medine’li Sahabinin kapısını çalarak, kalacak bir yerinin olmadığını, bir süre kendisini misafir etmesi konusunda ricada bulunur. Medine’li Sahabi, bu isteği kabul eder ve Abdullah bin Amr’i [r.a.] evine davet eder. Yemekler yenir ve akabinde aynı odada yatıp uyumaya başlarlar.

Abdullah bin Amr [r.a.], uyur gibi yaparak gece boyu Medine’li Sahabi Efendimizi takip eder. Gece sabaha kadar Medine’li Sahabi Efendimizin davranışlarında bir farklılık göremez. Özel bir ibadeti yoktu. Birlikte yattılar birlikte kalktılar. Sabah namazlarını kılmak için Mescide gittiler. Abdullah bin Amr [r.a.], büyük bir merakla gün boyu Medine’li Sahabi Efendimizi adım adım takibe devam eder. Diğer Müslümanların yapmadığı ve sadece Medine’li Sahabinin yaptığı özel bir şey yoktu. Hiçbir farklılık göremez.

İkinci akşam, yatsı namazlarını Mescitte kılarlar eve giderler. Yine hiçbir fark yok. Nihayet üçüncü günün sonunda işin aslını ev sahibi olan Medine’li Sahabi’ye anlatır ve şöyle der; “Hz. Peygamber, üç gün üst üste; ‘Birazdan yanınıza cennet halkından birisi gelecektir.’ buyurdular. Efendimizin bu sözlerinden sonra her defasında da sen çıkageldin. Bunun üzerine ben de birkaç gün senin yanında kalarak seni cennet halkından yapan amelin ne olduğunu öğrenip onu işlemek istedim. Fakat bu üç gün içerisinde büyük bir amel yaptığını görmedim. Benden farksızdın. Benimle yatağa girdin, benimle yataktan çıktın. Allah aşkına söyler misin? Seni bu mertebeye hangi amelin ulaştırdı?”

Medine’li Sahabi, Abdullah bin Amr’a [r.a.] şu cevabı verir: ‘Senin de gördüğün gibi senden başka yaptığım farklı bir ibadetim yok, doğrudur. Ancak şu var ki ben nazargahi ilahi olan şu gönlümde hiçbir Müslümana kin beslemedim, Allah’ın [Azze ve Celle] bir başkasına verdiği nimeti asla kıskanmadım. Şimdi anladın mı beni cennetlik yapan şeyin ne olduğunu?’

Medine’li Sahabi Efendimiz, sıradan bir kimse değildi.

O, Efendimizin [s.a.v.] rahle-i tedrisatında yetişmiş semadaki yıldızlara denk bir kahramandı.

O, ağzından girenlere dikkatli olduğu gibi ağzından çıkan kelimelere de dikkat eden ve güzel konuşan birisiydi. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir Mü’min olarak ya hayırlı bir söz söylüyor ya da susmayı tercih ediyordu.

O, kin güderek, haset ederek güzel amellerini heba etmiyordu.

O, Allah ve Resulünün; "Haset etmekten sakının. Zira ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir." Sözünü benimsemiş, baş tacı etmiş biriydi.

O, Allah ve Resulünün; "Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. “ sözünü kurtuluş kabul etmiş bir yiğitti.

Cennetin yolunun nereden geçtiğini anladınız mı?

Selam ve dualarımla…
Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
a. hoca 2016-12-14 10:37:54

hocam yazılarınızı okuyoruz ömrünüz bereketli kaleminiz güçlü zihniniz açık olsun inşAllah selamlar Allaha emanet olun saygılarımla

Avatar
elhamdülillah 2016-12-17 22:09:49

gökteki yıldızlar gibi olan bu sahabe-i kirâm efendilerimizin izinde eylesin yüce rabbim ümmeti muhammedi.
cok teşekkürler hocam yazınız için.

Avatar
G4RİP 2016-12-22 14:57:14

günümüz dünyasında daha da ihtiyaç olan şey işte tam manasıyla budur.ama malesef bu değerler yok oluyor...

banner261

banner260