Ayasofya sadece bir kez yapıldı
Tarih kokan bir şehirde nefes alıp verirken; tarihe, tarihi yapılara, eserlere kayıtsız kalmak zor. Bu hafta yüzyıllara meydana okuyan Ayasofya’yı ele alalım dedik. Çok şanslıyız çünkü yüzyıllara meydan okuyan Ayasofya’yı yıllara meydana okuyan 91 yaşındaki Bizantolog, Sanat Tarihçisi ve Profesör Semavi Eyice ile konuşma fırsatı bulduk. Evinin kapısında bizi karşılayan değerli insana sorduk, o da zevkle cevap verdi. İşte Ayasofya’nın dünü, bugünü, bilinmeyenleri, yanlış bilinenleri...
 
Hocam, ilk önce bazı kaynaklarda Ayasofya’nın iki kez yıkıldığı ve yeniden yapıldığı, şu anki Ayasofya’nın da 3’üncü Ayasofya olduğu    yazıyor. Bu şekilde midir gerçekten?
Yok, onlar vaktiyle Ayasofya’nın müdürü Muzaffer Ramazanoğlu’nun ortaya çıkarmış olduğu hipotezler. İşte 1. Ayasofya’nın kalıntısı şu var, 2. Ayasofya’dan şu kalmış, 3. Ayasofya’dan bu diye... Ortada bugün de mevcut olan bir Ayasofya vardır. Bu Ayasofya da İmparator Justinyanus zamanında 532’de bugünkü şekliyle yapılmıştır. ‘İşte şu kısım acaba daha önceki Ayasofya’dan mı kalma, bilmem ne mi?’ diye üzerinde münakaşa etmek lüzumsuz ve absürd benim kanaatimce.
 
Ayasofya’nın inşaası sırasında Artemis Tapınağı’ndan parçalar getirildiği doğru mu?
Efendim; her bina yapılırken daha önceki devirlerin yapılarından bazı parçalar kullanılır. Ayasofya’da muhakkak kullanılmıştır. Nitekim Osmanlı devrinde de mesela Mimar Sinan’ın eseri olan Süleymaniye Camii’nin şadırvan avlusunun revak sütunlarının bir kısmı Sultanahmet Meydanı’ndaki At Meydanı’ndaki Hipodrom’un ve yukardaki galerinin sütunlarıdır. Onu oradan çekmiş, almış, götürmüşler Süleymaniye Camii’nin revaklarında kullanmışlardır. Yani böyle parçalar kullanılır bu önemli bir mesele değil.
 
Süleymaniye’yi Mimar Sinan’ın yaptığından eminiz, Ayasofya’nın mimarı kesin midir? 
Gayet tabii. İsidoros ile Anthemius adlı iki mimardır. Anthemius Trallesli yani bugün Aydınlı, İsidoros da Miletoslu yani Bafa Gölü kıyısında Miletos şehri var oralıdır. 
 
Ayasofya’yı özel kılan sadece geniş kubbesi mi?
Yok, kiliseler daima bazilika tipinde uzunlamasına bir yapı şeklinde yapılırken merkezi planlı yapılarda kullanılan kubbe sistemiyle bunu bağdaştırmaya çalışılmış, bu ilk defa denenmiş. Bu tabii ne dereceye kadar başarılı olmuş, bu etüt edilmesi gereken bir konudur. Bu sefer ‘Ayasofya’da bu kubbenin baskısını karşılamak üzere yapılan sistem; statik bakımdan yeterli midir, değil midir?’ meselesi çıkar ortaya. Burada da bir aksama var. Bunu kabul etmek lazım. Merkezi planlı, örtü sisteminin uzunlamasına yapılması gereken bu yapıda kullanıldığı için ne yapılmıştır; orta bölümün üzerine kubbe ve bu kubbeyi batı-doğu ekseni üzerinde destekleyecek yarım kubbe ve sonra o yarım kubbeleri de destekleyecek kemer yapılmış, ufak yarım kubbecikler sistemiyle de baskı karşılanmaya çalışılmıştır. Aynı durumu yanlarda yani kuzey ve güney yönünde de yapmaları gerekirdi ki; dört taraftadan da kubbenin baskısı karşılanabilsin. Halbuki bina uzun yapı olarak tasarlandığı için bu olmuyor. Neticede ne yapmışlar; binanın yanlardan desteklenmesi için birtakım payandalar yapmışlar. Bu payandalar Bizans devrinde yapıldığı gibi Osmanlı’da da yapılmıştır. Hatta Sinan’ın da yaptığı payanda vardır. Ayasofya’yı ayakta tutmak için böyle birtakım yardımcı elemanlara ihtiyaç vardır. Bu daima şüphe uyandırdığından, cumhuriyetin ilk yıllarında camlarla binada hareket var mı kontrol edilmiştir. Camlar yapıştırılmıştır muhtelif yerlere, eğer camlarda çatlama olursa o binada hareket var demektir.
 
 
SİNAN’IN TALİMATIYLA 4 MİNARE OLDU
 
Minarelerde de bu tür destekler verilmiş mi?
Yok. Minareler zaten aşamalı yapılmıştır. İlk minaresi ahşaptı. Takviye payandalarından birinin üzerine oturtulmuştu. O tahta minare yarım kubbelerden birinin üzerindeydi. İçindeki merdivenin aşınmış olmasından, uzun süre kullanıldığı anlaşılmaktadır. Sonra tuğla minarelerinden köşedeki minare yapılmıştır. Benim kanaatime göre II. Beyazıd dönemine aittir, o minare. Bir süre Ayasofya tek minareli olarak kalmış sonra II. Selim zamanında Mimar Sinan, Bab-ı Hümayun tarafındaki yivli minareyi yapmış. O minarenin Edirne’deki Selimiye’nin minareleriyle büyük bir benzerliği vardır. Gerek altındaki kapı sistemi, gerek gövdesindeki kalın yivler orada da aynen uygulanmıştır. Böylelikle Ayasofya bir süre iki minareli olarak kullanılmış. Sonra yine Sinan’ın talimatıyla Alemdar Caddesi tarafındaki iki eş minare yapılarak dört minareye çıkarılmıştır.
 
Bunlar da Mimar Sinan eseri değil mi?
Evet, onlar da Sinan’ındır. Benim görüşüm bu ve ispat da edebilirim. Burada uzun uzun, teknik anlatmama lüzum yok. Fakat şunu belirteyim; tuğla minare karakteri itibarıyla II. Bayezid dönemine kadar minarelerde kullanılan geçiş sistemi; yani kareden yuvarlağa geçiş sistemidir.
 
II. Bayezid’den sonra mı böyle oluyor?
O, II. Bayezid döneminin izini belli eder. Bab-ı Hümayun kaşasındaki minare de yivleriyle tamamen Edirne’deki Selimiye’nin minaresine uygundur. Yani Sinan’ın eseri olduğu ordan da bellidir. Ve altında abidevi bir kapısı vardır ki o da doğrudan doğruya o devrin mimari karakterini belli eder. Fakat bilhassa o yivler gayet açık olarak Sinan’ın minaresinde, Selimiye minarelerinde de vardır. Sinan II. Selim’den sonra III. Murat zamanında, Alemdar yokuşundaki iki minareye de yaparak bunu dörde tamamlamıştır.
 
“AYASOFYA TEHLİKELİ” DEDİLER
 
Sultanahmet’i, Ayasofya’ya karşı bir gövde gösterisi olarak yaptılar, doğru mu? 
Yok, efendim yok... Bir defa Ayasofya’daki statik noksanlık Sultanahmet Camii’nde yoktur. Çünkü Sultanahmet dört tarafından yarım kubbeyle desteklenmiştir. Onu yapan mimar o şekilde yarım olursa aksaklık olacağını görmüş ve yapmamıştır. Zaten Sinan da daha önce o hatayı görmüştür. Başka türlü çözümünü halletmiştir Sinan... 
Birtakım galerileri yanlarda yaparak, yan duvarları hafifletmiş ve payandaları gizlemek suretiyle o aksaklığı önlemiştir. Ayasofya’da o galeriler yoktur. Onun için koca koca payelerle binayı adeta bir kıskaç içine almak gereği görülmüştür. Bu yüzden bina devamlı yanlara açılma tehlikesiyle karşı karşıyadır ve sütunlarda yamulmalar vardır, içeride bunu fark edersiniz. Zaman zaman uzmanlar, hesaplar yaparak Ayasofya’nın tehlikeli olduğunu da sezmişlerdir.
 
KUBBELER ZAMAN ZAMAN ÇÖKTÜ
 
‘Tehlike geçmiştir’ diyebilir miyiz?
Bu kadar deprem atlattığına göre artık oturmuş olarak kabul ediyoruz. Fakat depremler yüzünden kubbede çatlaklar olduğu, hatta zaman zaman çöktüğü de bilinir. Justinyanus’un 6. yüzyılda yaptırdığı kubbe, 50 sene sonra çökmüştür ve bu çöküntünün izini eskiden görüyordunuz. Sonra kapattılar. Yani bugün gördüğünüz, mermer döşemeli taban sonradan yapıldı. Yeni ve daha yüksek bir kubbe yapmışlardır. Bu baskıyı karşılayabilmek için... Ayasofya’da böyle birtakım hareketlilikler ve değişiklikler olmuştur.
 
(akşam)
 
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.