Başlıktaki sorunun gündeme gelmesine neden olan ayet-i kerimenin meali şöyledir:
“Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan koktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.” (33.Ahzâb–72)

Öncelikle bir yanlış anlamanın önüne geçmek için şu açıklamayı yapalım:
İnsanın emaneti kabul etme sebebi, zalim ve cahil olmasından dolayı, karşı karşıya bulunduğu durumun önemini yeterince kavrayamaması değildir.

Konuyu bu şekilde yorumlayanlar, ayetin anlamı içinde “kuşkusuz” diye naklettiğimiz kelimenin yerine, “çünkü” kelimesini kullananlardır.

Hâlbuki ayetin,  “Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan koktular ve onu insan yüklendi.” kısmı ile birlikte cümle tamamlanmış ve ayetin bu kısmının sonuna Türkçedeki nokta yerine geçtiği bilinen durak işareti (tı harfi) gelmiştir. Dolayısıyla bu yeni cümleye “çünkü” yerine, “kuşkusuz” anlamını vermek gerekir. Ayetin ikinci cümlesi, “  Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.” anlamındadır.

Bu açıklamanın doğal sonucu şudur: İnsan, emaneti çok zalim ve çok cahil olmasının sonucu olarak, durumu yeterince idrak edemediğinden almamış; bilakis insan, bu özellikleri nedeniyle emanete muhtaç olduğu için emanet kendisine bir rahmet olarak verilmiş o da bu sorumluluğu yüklenmiştir.

Konu ile ilgili tahlili şu şekilde sürdürelim:
İnsanın zalim olması, ilahi bilgi ve hidayetten yani vahiyden yoksun olması halinde, din ve ahlak konusunda kötü yönlerinin iyi yönlerinden çok olacağı anlamındadır. Vahiy bilgisi ile aydınlanmayan insan, kendisini yanlış inanış ve işlerden alıkoyacak donanıma sahip olamaz.

İnsanın cahil olması ise, ilahi bilgi ve hidayet (vahiy) desteğinden yoksun olan insanın bilmediklerinin bildiklerinden daha çok olacağı anlamındadır. İnsan, sadece aklını kullanarak bütün maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılama hususunda ve gayb âlemi hakkında yeterli bilgiye sahip olamaz.

O halde insana emanetin verilmesi ve insanın verilen bu emaneti yüklenmesi olayını şu şekilde anlamalıyız:
İnsan, yüklendiği emanet ile zalim ve cahil yönlerini düzeltme imkânına kavuşmuştur; dolayısıyla ilahi emanet, insan için hem bir ihtiyaç hem de bir rahmettir.

Şu soru da sorulabilir:
Emanet Nedir?
Emanet, vahiy ile alınan bilgiler doğrultusunda yüklenilen kulluk görevidir. 
Emanetin göklere, yerküreye ve dağlara teklif edilmesi, ama onların çekinip bunu istememeleri iki şekilde yorumlanabilir:

1. Allah göklere, yerküreye ve dağlara geçici bir süre için akıl ve irade verdikten sonra, onları bu konuda serbest bırakarak, emaneti onlara yüklemeyi teklif etmiş; ancak onlar, emanetin ağırlığını/zorluğunu görerek emaneti yüklenmeyi ve dolayısıyla emaneti yüklenme şartlarına sahip olmayı istememişlerdir.

2. Gerçekte göklere, yerküreye ve dağlara emaneti verme teklifi yapılmamış; teklif olayı, insanlar konunun önemini kavrasınlar diye bir temsil olarak anlatılmıştır.
İnsana gelince; Allah insanı akıl ve irade sahibi olarak yaşamak ve hayatını o şekilde sürdürmek üzere yaratmıştır. Bir varlığın, hem akıl hem de özgür irade sahibi olup, sorumlu olmaması beklenemez. İlahi irade de böyle tecelli etmiştir.
Akıl sahibi olan insanın, iradesini doğru yolda kullanabilmesi için, doğruyu (hidayeti) kapsamlı olarak bilmesi gerekir. İşte bu da vahye muhatap olmak ile yani kulluk emanetini yüklenmekle mümkündür.

Cenab-ı Hak, Emanetin insan tarafından yüklenilmesinin hikmetini de yukarıda nakledilen ayetin hemen ardından şu şekilde açıklamaktadır:
“Böyle yaptık ki Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları cezalandırsın, mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul buyursun. Allah çok bağışlayıcı ziyadesiyle esirgeyicidir.” (33.Ahzâb–73)

Bu konu çerçevesinde şu ayeti de incelememiz gerekir:
“Şayet biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, onu Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş görürdün. İşte bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (59.Haşr–21)

Bu ayet ile insana verilen vahiy ve sorumluluk emanetinin ne kadar önemli olduğu anlatılmaktadır.

Dağlar, yeryüzünün en dirençli ve haşmetli bölümleridir. İnsanoğlu, daima dağların yükseklik, direnç ve haşmeti karşısında hayret içinde olmuştur. İşte bu ayette, insanları bu derece etkileyen dağlar örnek verilerek, vahiy emanetinin ve bu emanet ile insana yüklenen sorumluluğun önemi çarpıcı bir temsil ile anlatılmaktadır.
İnsan, akıl ve irade sahibi olduğu için, kendisine emanet tevdi edilerek sorumlu kılınmıştır.

Eğer bir dağa akıl ve sorumluluk ile birlikte emanet olarak Kur’an verilseydi, dağ bu yükü kaldıramayarak titreyip paramparça olurdu. Bu temsil ile asıl anlatılmak istenen şey, insanoğlunun ne kadar önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varmasını sağlamaktır.

İnsanı, görünen diğer varlıklardan farklı ve kılan akıldır.
Akıl, doğası icabı iradeye muhtaçtır.
İradenin doğru şekilde kullanılabilmesi için ise bilgiye ihtiyaç vardır.
Doğruluğu tartışılmayan bilginin kaynağı vahiydir.
Vahiy ise Allah’a kul olmayı ve kulluk görevlerini yerine getirmeyi gerektirir.
Allah’a kulluk bağı ile bağlı olmak, hidayet üzere olmanın olmazsa olmaz şartıdır. 
Yani insanın en çok muhtaç olduğu şey, yüklendiği emanettir.
İnsan, yüklendiği emanet sayesinde hem dünya hem de ahiret (ebedi hayat) mutluluğunu elde eder.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.