'Abdest almaya gitti bombaları koydular'

17 Aralık polisyargı darbesinin üzerinden bir yıl geçti. Her geçen gün ne kadar büyük bir tehlikenin eşiğinden döndüğümüzü daha iyi anlıyoruz. Dün gerçekleştirilen bir operasyondan çıkan ayrıntılarla bu tehlikenin farklı bir örneğine daha şahit olduk. Hiçbir konuda ön planda görünmeyen Fethullah Gülen, emniyetin Tahşiyeciler operasyonunda belki de hayatında ilk kez büyük bir açık verdi. Fethullah Gülen, bir konuşmasında, kendisine muhalif bir Nurcu grubu 2010'da "Tahşiyeciler" adı ile silahlı bir örgüt olarak tanıtıp hedef gösteriyordu.

Bu hedef gösterme internet sitelerinde yayımlandıktan sonra Zaman gazetesinde haber yapıldı. Aynı gazetede köşe yazılarına konu oldu. Ardından STV dizilerinde günlerce "Tahşiyeciler örgütü" işlendi. Bununla kalınmayarak Paralel Yapı'ya yakın savcılar soruşturma başlattı, polisler gözaltına aldı ve hâkim tutukladı. 120'den fazla insan ve Mehmet Doğan, Gülen'in hedef göstermesiyle başlayan bu soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bölgede sevilen bir isim olan Mehmet Doğan, bugüne kadar hiçbir suça karışmamış olmasına rağmen silahlı terör örgütü liderliği suçlamasıyla ilerlemiş yaşına rağmen 17 ay cezaevinde kaldı.

Son operasyonun perde arkasını 25 Aralık operasyonunun ve Tahşiyeciler komplosunda tutuklanan Mehmet Doğan'ın avukatı Mustafa Doğan İnal ile konuştuk.

Mustafa Bey, dün Paralel yapının medya ve polis ayağına yönelik operasyonda adı geçen Tahşiyeciler kimdir? 2010'da adına Tahşiyeciler dedikleri gruba bir operasyon yapıldı. Emekli din görevlisi yaşlı ve gözleri görmeyen bir adam El Kaide lideri olarak takdim edildi. Emekli cumhuriyet savcısı, öğretim görevlisi, doktor, avukat, öğrenci, işadamı, vaiz, noter toplam 122 kişi gözaltına alındı bu iddialarla.

Hayatlarında hiç suça karışmamış bu insanlar bir anda tutuklandı ve örgüt üyesi ilan edildi.

Fethullah Gülen'in bir vaazı ile bu operasyonun startının verildiği söyleniyor. Biraz bu süreci açar mısınız? Tahşiyeciler denilen gruptan önce Nisan 2009'da bir vaazda bahsediliyor.

Ellerine silah vs. alacakları ve terör örgütü oldukları, arkasından belirli bir medya grubunun köşe yazılarında ve haberlerinde ilginç bir şekilde Tahşiyeciler'in tehlikeli bir grup olduğu anlatılıyor.

Sonra bir televizyon programında tahşiye ve rahle diye iki ayrı örgüt olarak bu konu işleniyor. Burada bahsettikleri Tahşiye ve Rahle gözaltına alınanların neşriyat yaptıkları yayınevleri. Yani rasgele seçilmiş isimler değil. Örgütü kuranlar ismini de koyuyor, sonra bu insanlarla ilgili teknik fiziki takipler yapılıyor.

'Aramada hiç kimse kalmıyor'

Nihayetinde 23 Ocak 2010'da operasyon başlıyor. İstanbul da izlenen ve takip edilen evlerden olmadığı halde operasyon günü Siyavuşpaşa'da bir ev aranmak isteniyor. Şüphelilerden Turgut Yıldırım'ın evine gidiyor polis. Aramak için evde bulunması yasal gereklilik olan haziran olmadan, kamera çekimi yapılmadan başlıyorlar aramaya. Turgut Yıldırım sabah namazı kılacağını abdest alması gerektiğini söyleyince 'git al' diyorlar. Yani aramada hiç kimse kalmıyor.

Eldiven bahanesi... Mehmet Doğan'ın da aralarında bulunduğu 22 kişiyi aylarca hapiste tutacak ne bulunuyor? Evi polislere açan Turgut Yıldırım abdest alıp döndüğünde çekyat üzerinde 3 el bombası ve bir miktar mermi görüyor. Bu nedir deyince, 'evde bulduk' diyorlar.

Evden DNA örnekleri alınıyor. Örnekler hiçbir şüphelinin DNA'sıyla uyumlu çıkmıyor. Bombalar üzerinde 3 parmak izi bulunuyor.

Parmak izlerinin üçünün de polise ait olduğu ortaya çıkıyor. Bunu duruşmada sorduğumuzda polisler eldivenlerinin yıpranıp yırtılmış olabileceğini söyledi.

'Başarılı olsalardı kaos ortamı doğardı'

Tutuklama sonrası ne yaşandı?

Bu hukuksuzluklar yüzünden insanlar aylarca cezaevinde kaldı. İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Adana'da bu kişilerle ilgili örgüt davaları açılıyor. Ben bu davanın başından bu yana 10 avukat arkadaşla birlikte avukatıyım. Daha operasyonun ilk günü gün bir TV kanalının internet sitesinin ana sayfasında manşetten günlerce Tahşiyecilerin lideri diye Mehmet Doğan'ın bir videosu yayınlandı. Algı işi tamamlanmıştı ve 4 gün sonra tutuklandı zaten.

Tahşiyeciler davası nasıl sonuçlandı?

İzmir ve Adana'da açılanlar beraatla sonuçlandı. Ama 4 yıl insanlar terörist yaftasıyla yaşadılar. Bu insanların tek ortak noktası Risale-i Nur okuyucusu olmaları ve kendilerine operasyon yapanların Risale-i Nur hareketinden kopuk ve gayri İslami bir yapı olduklarını iddia etmeleriydi.

Siz 17/25 Aralık kumpasını, Tahşiyeciler ve Selam Örgütü operasyonlarını başından bu yana takip ediyorsunuz. Bu örgüt başarılı olsaydı sonuçları ne olurdu?

Bu operasyonlar başarılı olsaydı öncelikle bu yapı ülkede egemen güç olacak ve herkes sindirilecekti. Devlet tamamen bu örgütlü yapının kontrolüne geçecek, hukuk büyük bir sopa olarak halkın üzerinde korku yaşatacaktı.

Muhafazakar kesim dalga dalga sindirilecekti. Açıkçası ülke için büyük bir kaos başlayacaktı.


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
sur 2 yıl önce

özgür basın susturulamaz deyip bağırıyorlar.cübbeliye de tahammül edemediler atmışlardı içeri.medim şener ahmet şık bunlar gazeteciyken senin polisn atmadımı içeri.sizde girin oraya da görün