Bedelini ağır öderler
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Fransız mevkidaşı Hollande ile çok önemli bir görüşme yaptı. Paris dönüşü de uçakta çok önemli açıklamalar yaptı. İşte o sohbet:

4 şehit verdik. HDP'de Çözüm Süreci derken söylemler değişmeye başladı. Bunu asıl değerlendiriyorsunuz?

Herşeyin bir sabır noktası var. Biz bu süreci başlatalı 5 yıl oldu. Önce Açılım Süreci dedik, daha sonra Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci; şimdi de Çözüm Süreci diyoruz. HDP sokağı çıkma çağrısı yapıyor. Şiddet için değil diyorlar. O zaman diye sokağa döküyorsun? Miting yap. Sokağa çıkın deyince, maskeni tak, sopanı al, Molotof al, belli dükkanları yak... Bu, o demek. Güvenlik güçleri, vatandaş tedirgin. Onun için sabrın sınırı var diyorum. O sınır aşılırsa, olabilecekleri aklımın ucundan bile geçirmek istemem.

Çözüm Süreci'ni kararlılıkla sürdüreceğinizi söylemenize rağmen bazı Kürt grupları süreci tehlikeye atabilecek girişimden vazgeçmiyorlar.

Çözüm Süreci'yle ilgili plan devam ediyor. Kobani'yle ilgili görüşlerimizi ABD'ye biz net olarak ifade ettik. Müttefik bir ülkenin, bizim terörle bağlantılı olduğunu düşündüğümüz bir gruba silah vermesini doğru bulmayacağımızı da söyledik. Ama akabinde C-130'larla oraya silah indireceksin; bunların bir bölümü PYD'ye gidecek, bir bölümü de DAİŞ'e...

Bu konularda, ABD'de her birimin sözcüsünden farklı bir ses çıkıyor. Bazıları ABD'ye destek vermediğimizi iddia ediyor. Yalan. ABD'nin onlara verdiği silahların bedelinin çok fazlasını biz Türkiye'ye sığınan Kobanili Kürtler'in barınmaları, iaşeleri için harcıyoruz.

ESAD'A PEŞKEŞ ÇEKİYORLAR

Bu çerçevede Suriye'deki gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye'de terör cirit atıyor. Ilımlılar (Özgür Suriye Ordusu-ÖSO) vatan savunması derdine düştü. Sayın Hollande, ÖSO konusunda Türkiye ile aynı çizgide.

Irak için de bizim çizgimizi paylaşıyorlar.

Yani, uçuşa yasak bölge, güvenli bölge oluşturulması ve ılımlı muhaliflere eğitim ve donatım desteği sağlanmasını öngören planımızı destekliyorlar. Son gelişmelerle ilgili olarak ne yazık ki çok ciddi dezenformasyon var. Mesela Kobani konusunda Irak'ta Kürt Bölgesel Yönetimi 2 bin Peşmerge göndermekten söz etti.

Sonra sayı 500'e indi. PYD bunu da kabul etmedi. 90'a kadar inildi. PYD birçok şeye direndi. "Peşmergeler silahları bize versinler, Kuzey Irak'a dönsünler" diye tutturdular. Aslında dertleri orayı PYD dışındakilere kaptırmamak. Kobani halkı zaten Türkiye'ye sığınmış durumda. Dolayısıyla orada halihazırda sivil kalmadı. 1500-2000 kadar silahlı kişi var.

Çözüm Türkiye ile Fransa birlikte uçuşa yasak bölge oluşturabilir mi?

Bakın, aslında tehdit altında olan benim, yani Türkiye. Nitekim, geçenlerde, vatandaşlarımızın can güvenliği için bir köyü boşaltmak durumunda kaldık.

Dedikleriniz, ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla, o olmazsa NATO kararıyla sağlanabilir. Bana göre, 36'ncı Paralel'in üstü güvenli bölge ilan edilmeli. Neden? Çünkü, topraklarımızda 1.6 milyon sığınmacı var. O bölgede onlar için farklı planlamalar yapılabilir.

Kısacası Irak-Suriye üstünden bir sınır çizmeye çalışılıyor diyebilir miyiz?

Çok farklı, çok karmaşık hesaplar olabilir. Bakın, DAİŞ petrolünü kim alıyor? Esad yönetimi. Yani, Musul petrolünü Esad'a peşkeş çekiyorlar.

YAPTIKLARI ALÇAKLIKTIR

Tarihin en uzun MGK'sı" diye nitelenen son MGK'da Paralel Yapı ile ilgili bir süreç belirlendi mi? Toplantı sonrasında yapılan açıklamada var zaten bu husus. Ülkemizin güvenliğini tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği açıkça belirtiliyor. Paralel Yapı dediğimiz bu oluşum, Başbakanlığım dönemimde, çocuklarımdan kardeşlerime kadar benim tüm ailemi dinledi. Yetmedi, ofisimi dinledi. Böyle bir alçaklık olabilir mi? Bu yasadışı işlerle ilgili olarak elbette hukuki süreç başlayacak. Ama bugün bile aramızda bazı arkadaşlar acıma refleksine kapılıyorlar. Paralel yapının etik, ahlaki değerlerimizi yok etmesine sessiz mi kalınacak? Hukuk çerçevesinde, gereken herşey peyderpey yapılacak.

Konunun MGK'ya taşınmasının 28 Şubat'ı çağrıştırdığı yönündeki iddialara ne diyorsunuz?

28 Şubat, anti-demokratik çevrelerin demokratik yapılanmayı hedef aldığı bir girişimdi. Nitekim, meşru hükümeti zorla istifa ettirdiler. Şu anda ise böyle bir durum yok. Şimdiki hadise, Paralel Yapı'nın demokratik yapılanmayı hedef alma girişimleriyle; bir başka deyişle, legal görünümlü bir illegal yapıyla mücadele meselesidir. MGK kararları, biliyorsunuz, tavsiye kararlardır. O kararlar hükümete gönderilir. Sonra hükümet de Bakanlar Kurulu kararına dönüştürüp MGK Genel Sekreterliği'ne yönlendirecek. MGK Genel Sekreterliği de Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne işleyecek. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, 5 yılda bir yenilenir. Son olarak 2010'de yenilendi. Yani süresi 2015'te dolacak. Ama biz yakın tehdit nedeniyle 2014'te bu değişikliğin yapılmasını istedik.

MGK 10.5 saat sürdü. Bundan sonra hep uzun mu olacak?

Hayır. Toplantının uzun sürmesi, tamamen gündemin yoğunluğundan kaynaklandı. Irak, Suriye, Ortadoğu (Filistin, Mısır), Tunus ve Ukrayna seçimleri, Doğu Akdeniz'deki gelişmeler, Ege'deki gelişmeler başta olmak üzere, gündem epey yoğundu.

MGK'de önce sunum yapılır, sonra konulara göre uzmanları özel takdim yaparlar, daha sonra müzakereye geçilir. Bu da toplantının uzamasını beraberinde getirdi.

iŞVERENiN BAHANESi

Kömür ocaklarında birkaç ay arayla iki facia yaşadık. ERDOĞAN: Soma'dan sonra her türlü tedbiri aldık. Ama iş tedbir almakla bitmiyor, insan faktörü de önemli. Mesela işveren az kazanıyorum bahanesiyle işçinin yemesinden içmesinden kısar, yemeği vermem evden getir, ocakta ye derse, bu zulümdür.Daha fazla bir şey yaparsanız, bu sektör ölür diyorlar. O zaman sen de kömürü bırak, başka sektöre geç. Elini tutan mı var?

Anahtar Kelimeler:
bedelini ağır öderler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol