Binali Yıldırım: Erdoğan, 2015'te kabineye başkanlık yapacak

AK Partili Binali Yıldırım, terör için harcanan 400 milyar dolarlık kaynakla 100 tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılabileceğini söyledi. Yıldırım ayrıca, Erdoğan'ın 2015'te kabineye başkanlık etmeye başlayacağını söyledi.

AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, NTV canlı yayınında değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki "yetki çakışması" iddialarına değinen Yıldırım, bu durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı'nda yeni oluşturulan yapılanmaya yönelik "ikinci bakanlar kurulu" ifadesinin de yanlış olduğunu belirten Yıldırım, "İhtiyaç olursa zaten Sayın Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu'nu topluyor. Nitekim yeni senede bu uygulamaya da başlayacak" diye konuştu. Çözüm süreci ve terörün ekonomik boyutuna da değinen Yıldırım, terörün Türkiye'ye maliyetinin 400 milyar dolar olduğunu söyledi.

Yıldırım, "Eğer biz bu parayı anlamsız savaş için harcamasaydık, Bakü-Ceyhan-Tiflis boru hattı gibi 120 tane, Yavuz Sultan Selim köprüsü gibi 100 tane yapardık" dedi.

HDP'li Sırrı Süreyya Önder'in yaptığı "özerklik" açıklamasına ilişkin, "21 Mart'taki İmralı mesajında özerklik yoktu" diyen Yıldırım, şunları söyledi: "Dün var dedi bugün yok dedi bir zikzak yaptılar. Biz zaten yerel yönetimleri güçlendirecek düzenlemeler yaptık. Çözüm süreci rayında giderse o ihtiyaç zaten ortadan kalkacak."

Binali Yıldırım, çözüm süreci aktörlerini 'daha fazla sorumluluk hissederek' açıklama yapmaya çağırdı.

'OSMANLICA BİLMEK İSTERDİM'

Eski bakan Osmanlıca tartışmalarını da anlamsız bulduğunu söyleyerek konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: "Osmanlıca tartışması bana göre çok anlamsız. Osmanlıca zaten Türkçedir. Latin alfabesiyle kaynaklara ulaşıyoruz, Osmanlıca bilirsek daha fazla kaynağa erişebiliriz. Ben Osmanlıcayı bilmeyi çok isterdim."

Binali Yıldırım'ın kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Son gelişme Abdullah Öcalan'ın Kandil tarafından onaylandığı söylenen müzakere metni. Geldiğimiz nokta için ne düşünüyorsunuz?

Çözüm süreci esasında ülkemizde 77 milyonun birliği, beraberliği, kardeşliği, toplumsal barışın ve ülke refahının olmazsa olmaz şartıdır. 40 yıl çeşitli yöntemlerle terörle mücadele edildi. 40 bin insanımız kayboldu 400 milyar dolarlık bir maliyetten bahsediliyor. Eğer biz bu 400 milyarı bu anlamsız savaş için harcamasaydık ülkenin kalkınması için kullansaydık Bakü-Ceyhan-Tiflis boru hattı gibi 120 tane, Yavuz Sultan Selim köprüsü gibi 100 tane, GAP projesi gibi 13 projeyi ülkemize kazandırmış olacaktık. 40 binden fazla masum can yok olmuş. İnsan zaman ve para kaybettik elde var sıfır. Sayın cumhurbaşkanımız Cumhuriyet tarihinde kimsenin alamayacağı bir risk aldı bu işi çözmemiz lazım dedi. Bu iş insanları vurmakla elleri yumrukları sıkmakla olmaz, avuçları açıp kucaklaşmakla olur dedi ve bir inisiyatif başlattı. Allaha şükür ölen yiten yok ufak tekil olaylar dışında süreç iyi gidiyor. Bu sürecin başarıya ulaşması bir mecburiyet. Hem doğuda hem batıda huzurun barışın daim olması için ülkemizin büyük Atatürk'ün gösterdiği Cumhuriyetimizin 100.yılına birlikte ulaşmak için bütün kesimlerin Türk, Kürt, Laz, Çerkez rengimize tenimize, zikrimize bakmadan ortak Türkiye; kalkınmış, büyümüş, Türkiye etrafından toparlanmamız lazım. Bu kolay bir iş değil İRA'yı ETA'yı hatırlayalım 10 yıllar sürdü süreçleri. Cumhuriyet öncesine dayanan bastırılmış bir takım konuların hemen bir iki yılda çözülmesi çok iyimserlik olur. Burada bu işi siyasetin üzerinde tutmamız lazım. Günübirlik siyaset çıkarma hevesinde olursak, mesajlar sık sık tekrarlanırsa bu süreç zarar görür. 6-7 Ekim'de bunu çok net gördük. Sayın Demirtaş çıktı bir beyanat verdi ve ortalık kan gölüne döndü 40'tan fazla masum insan hayatını kaybetti. Şimdi bu biraz toparlandı. Sorumluluğu asla ve asla gözden kaçırmamak lazım. Bu sorumluluk bu işin öncülüğünü yapan ve siyaseten bizimle muhatap olan insanlara ait. Yani HDP'ye ait. Kendi içlerinde değişik yerlerle konuşuyorlar ama neticede siyasetin muhatabı onlar. Bu arkadaşlarımız işin çözümüne odaklanmalı kısa vadeli siyasi hesaplar içine girip süreci baltalamamalılar diye düşünüyorum.

'Yeni güvenlik paketini sokakta engelleriz' açıklaması var sayın Demirtaş'ın. Fakat kendisi kastedilenin sokağa çıkın eylem yapın vurup kırın olmadığını söylüyor.

Böyleyse bir itirazımız yok. Ama Demirtaş'ın 6-7 Ekim'deki sicili iyi değil. Esasında kendisi de bu işin bu boyuta ulaşacağını zannetmedi. Onun üzerine kalkıp tekrara güvenlik paketi olursa şöyle yaparız böyle yaparız tarzında açıklamalar belli ki o olaydan 6-7 Ekim'den yeterince ders alınmadığını gösteriyor. Bir ülkede insanlar huzurlu olmazsa, can güvenliği içinde baskı altında yaşamaya mahkum olursa orada çözümden, gelecek ufkundan bahsedemeyiz. Bunun sorumluluğu da HDP'dedir, onun diğer kollarında KCK'dır, Kandil'dir, adanın bu konuda daha yapıcı bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Biz bu riski alırken toplum bunu nasıl karşılayacak diye zaman zaman endişe etmedik değil. Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat bu inisiyatifin alınması gerektiğini, bunun siyasi kazanç meselesi olmasının ötesinde Türkiye'nin bu beladan kurtulması gerektiğini düşünüyoruz.

Paketin geriye dönüş olduğu eleştirilerine ne diyorsunuz?

Şimdi biz sokakta insanların can ve mal güvenliğini sağlamakla mükellefiz. Bunu sağlamanın yolu olayları şiddeti şiddetle değil alınacak tedbirlerle bertaraf etmektir. Gösteriler, protestolar her yerde oluyor dünyada ama bizdeki gösteri değil. Gezi olaylarını, Kobani gösterilini hatırlayalım bunlar protestonun ötesine taşan ve şiddete dönüştüren, malı canı hiç gözetmeden, devlet mallarını özel malı tahrip eden, insanları yoldan geçerken vuruşuyor. Şiddete hiçbir taviz verilemez. İnsan öldürme, mal mülk talan edile girdiği zaman orada kamu düzeni, kamu güvenliği yok demektir. Olmayınca dolayısıyla abu işleri konuşmanın bir anlamı kalmıyor.

Özerklik, demokratik özerklik ve Avrupa Birliği üyeliğinin şartlarından biri olan bölgesel yönetimlerle ilgili imzalamamız gereken şart meselesi.

21 Mart 2012 İmralı'daki açıklamada özerklik filan yoktu. Dün var dedi bugün yok dedi bir zikzak yaptılar. Böyle bir şey zaten baştan telaffuz edilse çözüm süreci olmaz. Ademi merkeziyetçilik, yetkilerin merkezden yerele kaydırılması ben İzmir belediye başkanı adayı olmuş birisiyim. Yeni belediye yasalarıyla büyükşehir belediyelerine özellikle ne kadar büyük haklar ve yetkiler getirildiğini bizzat biliyorum. Dolayısıyla biz zaten yerel yönetimlerin güçlendirilmesine yönelik bir dizi düzenlemeleri aldık uygulamaya koyduk.

Şartı için ne diyorsunuz?

O dönemin şartlarında terörün en yoğun şekilde ülkemizde devam ettiği zamanda bir bölünme riski ortaya çıkardığı için o dönemde bizim devlet olarak bizim bir şerhimiz var. Bu çözüm süreci rayında giderse işler düzgün giderse doğal olarak o ihtiyaç ortadan kalkmış olur. Herkes normal hayatından normal şartlardaki sorumluluğunu 5 katı daha sorumlulukla konuşma yapması lazım. Sokaktaki taraftarlarına mesajı verirken kılı kırk yarması lazım.

Milli Eğitim Şurası'nda ele alınan konular kadar ele alınmayan konularda tartışma konusu haline geldi. En çok tartışılan da 1-2-3. sınıflara din dersi, okul öncesi değerler dersi ve elbette Osmanlıca meselesi. Bu şurada alınan karaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açılışını sayın cumhurbaşkanımız yaptı bende o toplantıya katıldım. Orada bir vizyon ortaya konuldu. Eğitim hem içerik olarak hem fiziki imkanlar olarak neler yapıldığını neler yapılması gerektiği anlatıldı. Uzman insanlar var orada. Benim bu konuda uzmanlaşmış uzmanlı herkes tarafından kabul edilen insanlar bir araya geliyor, çeşitli konular ortaya atılıyor tartışılıyor ve oylanıyor, kararlar alınıyor. Bu da milli eğitimin MGK'sı. Tavsiye tabi bir anlamda uygulamaya da daha hızlı yansıyor. Milli Eğitim'de alınan tavsiyeler yüzde 3 oranında uygulama alanı bulmuş. O gün karşı çıkılan 4+4+4'ün zaman geçtikçe çok daha iyi şekilde anlaşılmaya başlandı. Belki bu konuları da daha uzmanların yetkin kişilerin daha anlaşılır şekilde topluma anlatması lazım. Bizlerin söyleyeceği konunun tarafı uygulayıcısı olduğumuz için fazla bir manası olmayabilir. O yüzden tarafsız gözle bakışın değerlendirmelerin olduğunu düşünüyorum. Osmanlıca işi bana göre çok anlamsız bir tartışma. Osmanlıca dediğiniz Türkçedir. Biz Latin harflerini öğrendik onlarla okuyoruz kaynaklara erişiyoruz. Osmanlıcayı bilsek daha çok kaynağa erişeceğiz.

Peki zorunlu mu olmalı seçmeli mi olmalı?

Zaten seçmeli. Osmanlıca, Anadolu imam hatip liselerinde zorunlu diğer liselerde ise eskiden olduğu gibi seçmeli, eskiden de var. Ben Osmanlıcayı bilmeyi çok isterdim.

Sayın Cumhurbaşkanı bu ya okutulacak ya okutulacak anlamına gelen bir açıklama yaptı. Muhalefette artık bu konu sizin yetkinizde değildir siz başbakan değilsiniz cumhurbaşkanısınız. Bu milletin yüzde 52'si sayın cumhurbaşkanımıza oy vermiş yani anayasal çerçeve içinde belli bir sorumluluğu olmamasına rağmen siyaseten toluma karşı sorumlu. Toplumun beklentileri karşısında devletin başı olarak ordunun başkomutanı olarak yerine göre Bakanlar Kurulu'nun başı olarak toplumu ilgilendiren alanlarda görüş ortaya koyması ve bunu ifade etmesi niye yadırganıyor anlamış değilim. Seçim meydanlarında bunları yapacağını millete açık açık söyledi ve millet buna oy verdi. Bugünlerde Avrupa'da bir olay yaşanıyor, 2. Abdulhamit'in torunu şehzade Mehmet Orhan efendinin Fransa Nice şehrinde bulunan kabri tahrip ediliyor. Kabirdeki kemikler kimsesiz diye toplu bir yere taşınmış. Biz geçmişimizi kötüleyerek bir yere varamayız. Geçmişte de yanlışlar vardır bugünde vardır gelecekte de olacak. İnsanın olduğu yerde doğruda yanlışta var. Geçmişimize hatırda tutarsak geleceğimizi daha iyi inşa ederiz.

1915 olayları da dahil mi bu tarifiniz içine?

Gayet tabi. Biz orada hiçbir şeyi kapayıcı telaş içinde olmadık. İncelensin dedik sizde tayin edin bizde tayin edelim tarihçiler incelesin hesabı ortaya çıksın. Bugün Amerika'nın yaptıkları ortada her ülkede mahkemeler kurarak işkenceyle amaçlarına erişeceğini zannediyor. Bugün timsahın gözyaşları yanlış yaptık bir daha olmaz gibisinden hafifçe geçiştiriyorlar. O ölen canların hesabı bu kadar basit mi verilecek? Bizim çözüm süreci bölge için çok iyi bir örnektir. Irak'ta mezhep kavgaları körüklendi ve binlerce insan hayatını kaybetti. Suriye'de de öyle. Biz bütün bu ateş çemberi içinde diyoruz ki bu kavganın bir anlamı yok. Biz büyüklük yaptık el uzattık. Her şeyimizi konuşalım bir ortak yok bulalım. Bölgede emelleri olanlarında bu yanlıştan vazgeçmesi lazım. AİHM'nin zorunlu din dersleri ile ilgili kararı bu hususta vakit geçirmeden bir şeyler yapası gerekiyor Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin diyor. Zorunlu din dersleri konusu için ne dersiniz? Bu konu bir süredir ülke gündeminde. Bunu belki Alevilerin hakları hukukları, beklentileri ile birlikte ele almakta fayda var.

AİHM orada da din temelde ayrımcılık yapılmaktadır ve Cemevleri ibadethanedir diyor. Ankara'da zannediyorum savunma hazırlamaya başladı.

Tabii o normal bir prosedür. Size AİHM'nin kararları ile ilgili bilgi geliyor savunma ortaya konuluyor. Türkiye bu geçtiğimiz iki yıl hariç AİHM'nde en fazla kararı kabul edilmeyen mahkum edilen ülke konumundaydı. Rusya ve Türkiye başı çekiyordu. Her yıl 200 milyon Euro para ödemek zorunda kalıyorduk. İstiyoruz ki hiçbir konumuz gitmesin Avrupalılara, onlar bizden daha mı iyi hukuk biliyor? Onun için bireysel başvuruyu getirdik. Bireysel başvuruda bütün hukuk yolları tükendiğinde anayasa mahkemesine bireysel başvuruda bulunabiliyor. Onun için gerek bu din derslerinin mecburi olma konusu, gerek cemevleri konusu bence basit kararlarla olacak iş değil. AİHM'nin vereceği kararlarla da olacak bir şey değil. Yine toplumsal bir kabul ve toplumsal bir karşılığını aramak zorundayız. Benim demokrasi anlayışımda bir insanın bile mutsuz olduğu bir kararda demokrasi yara almıştır. Her insanı süreçlerin içine katmak lazım. O yüzden de işi mezhepler üzerinden götürmek Türkiye için en büyük tehlikedir. Canlı örneği Irak'ta var Suriye'de var. Mezhepleri dini konuları kaşımayacağız onlar başımızın üstünde.

Cemevleri ibadethanedir desek örneğin bunun bu sakıncası olabilir?

Orada risk iki din tanımı yapmak doğru değil. Bunun ilerde farklı bir dine dönüşmesi ve bir mezhep kavgasına dönüşme riski var. İbadet için bizim dinimiz hiçbir yer tanımlamamış. Yeryüzü sizin için ibadet alanıdır diyor. Cem evleri veya benzer yapılanmalar kendi mecrası içinde değerlendirilebilir. O yüzden işi yaparken başka şeyi bozmak daha büyük sorunlara meydan vermemek mecburiyetindeyiz. Alevilikle ilgili temel problem, Alevilikte kafalarda bu konudaki organizasyonlar net değil. Çok fazla yelpaze geniş. Çok aşırı gidenler var makul olanlar var. Çalıştaylar aslında bu görüşleri 8-10 tane farklı görüş var bunları bir noktaya toplamak amacıyla yapıldı ve ölçüde başarıldı. Alevilikle ilgili dini kitaplarda daha fazla yer verilmesi, bazı Alevi klasiklerinin tercime edilip günümüz Türkçesiyle basılması, Madımak otelinin devlet tarafından anıt müzeye dönüştürülmesi gibi konular ele alındı. Diğer konularda hem cumhurbaşkanımızın döneminde hem de sayın başbakanımızın döneminde Dersim'e birlikte gittik. Orada samimi şekilde karşılandık, Cem evi ziyareti yaptık, destur almaya geldim dedi. Benim isimi Alevi komşumuza olan sevgi ve saygıdan dolayı benim ailem koymuş.

Bizim dini konuları anlaşmazlık alanı değil anlaşma ve zenginlik alanı görmemiz gerek.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol