Cumhurbaşkanı Erdoğan istemezse bunların hiçbiri yapılamayacak
İşte o yazı:
 
Bizim Sözcü’de okudum.
 
Fikri Sağlar milletvekilliği mazbatasını almadan, TBMM’de yemin etmeden kolları sıvamış; Erdoğan’ı Yüce Divan’a götürecek önerge hazırlıyormuş…
 
Hep yazarım; haberleri tersten okurum!
 
“Fikri Sağlar CHP genel başkanlığına aday” diye okudum bu haberi.
 
Hakkıdır; genel merkezin karşı çıkmasına rağmen, tek başına mücadele verdi; Parti Meclisi’ne girdi; önseçimi kazanıp milletvekili adayı oldu ve seçildi.
 
Peki… Kongrede seçilir mi? Sanmam. Çünkü Sivas Madımak katliamı hâlâ yürekleri yakmaya devam ediyor. Fikri Sağlar o dönem Kültür Bakanı idi; CHP delegeleri genel başkanlığını istemez.
 
Üfff..! Bu cümleleri yazınca kendime kızıyorum.
 
Bu kadar doğrucu olmak zorunda mıyım?
 
Bu kadar aykırı olmak zorunda mıyım?
 
Fakat… Ne yapayım?..
 
Okuyuculara karşı büyük sorumluluk hissediyorum. Gerçeğe gözümü kapatamıyorum.
 
Biliyorum, hiçbir zaman kağıt israfı yapan bir yazar olmayacağım. Çünkü…
 
Aziz Nesin ile birlikte çalıştım; bir tek fazla cümlenin, bir tek kağıt israfının hesabını sorardı.
 
Neyse, meselem bunları yazmak değil…
 
Sadece Fikri Sağlar değil; bugünlerde ekranlarda, AK Parti ve Erdoğan’dan “hesap sormaya” dair neler söyleniyor neler…
 
Heyecanlarını anlıyorum. Ama bu ne kadar gerçekçi?
 
Şöyle…
 
YÜCE DİVAN GERÇEĞİ
 
Kütüphanemin bir köşesinde….
 
1987 yılında/yasaklı olduğu dönemde Süleyman Demirel ile röportaj yaparken çekilmiş fotoğrafım var.
 
Demirel o dönemde, sık sık ceketinin iç cebinde taşıdığı anayasa kitapçığını çıkarıp, “bakın ne diyor” diye açıklamalarda bulunurdu.
 
Sanıyorum… Bugünlerde siyasetçiler sık sık anayasa kitabına bakmak zorunda kalacak. Bakılacak sayfalar daha çok Erdoğan’ın görev ve yetkilerini belirleyen; 101,102,103, 104, 105,106’ncı maddeler olacak. Keza üç partinin çoğunluğu yok ama anayasayı değiştirmek istiyorlar ise 175’inci gibi maddeleri de sık okumak şart.
 
Unutuldu belki; 1982 Anayasa’sı cumhurbaşkanına çok geniş görev ve yetki veriyor. Bir kere… Konuşmasını hiç istemiyorsunuz ama TBMM’nin ilk günü Erdoğan gelip konuşma yapacaktır. Bunu her fırsatta yapabilir; TBMM’yi toplama yetkisine sahip.
 
Ve önemlisi…
 
Yasaları onaylamak zorunda değil, yasaları yeniden görüşülmek üzere meclise iade edebilir. Kuşkusuz, meclis değişiklik yapmadan yasayı tekrar gönderebilir. Fakat bu kez devreye Erdoğan’ın bir diğer anayasal gücü devreye girer; “yasaları Cumhurbaşkanı yayınlatır!” Yani…
 
Yasa Resmi Gazete’de yayınlanmadan yürürlüğe giremez. Erdoğan, yasayı yayınlatmaz ise ne olur? Anayasa bu konuda açık değil. Aynı durum kararnameler için de geçerli.
 
Anlaşılan, önümüzdeki günlerde Sabih Kanadoğlu gibi hukuk bilginlerini sık sık dinleyeceğiz.
 
Bu arada… Erdoğan’ın yasalarla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açma yetkisi olduğunu da anımsatırım. Sormama gerek var mı; Anayasa Mahkemesi’nde çoğunluk kimde? Anayasa Mahkemesi üyelerini kim atıyor?
 
Eklemeliyim; Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi üyelerinden oluşur! Savcısı da Erdoğan’ın atadığı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’dır!
 
Çok üstüne gitmeyin; seçimleri yenileme yetkisi de elinde!
 
Gelelim… -Ustalık alanı- yürütmeye?
 
Başbakanı atar; istemediği kişi bakan olamaz ve bir bakanı görevden alabilir!
 
Bakanlar kurulunu toplayıp başkanlık edebilir.
 
Keza: Cemaat pek sevinmesin; Genelkurmay Başkanı’nı Erdoğan atıyor; Milli Güvenlik Kurulu’nu toplantıya çağırıp başkanlık ediyor. Erdoğan istemezse MİT Müsteşarı’nı görevden alamazsınız. Ve…
 
Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirip Cemaat operasyonlarını devam bile ettirebilir!
 
Uzatmayayım…
 
Anayasa kitabını okumaya başlayın derim…
 
İyi de… Biz bu tartışmaları her 10 yılda bir yapmıyor muyuz?
 
Şöyle…
 
DEJAVU
 
Yaşadıklarımız 20 Ekim 1991 seçim sonuçlarına benziyor.
 
Kamuoyundan büyük tepki alan Turgut Özal Cumhurbaşkanı idi. Ve partisi ANAP hükümetten düşmüştü.
 
(Kürtler sevinçliydi; HEP, SHP ile ittifak yapıp meclise girmişti. Sol’un oyları; SHP yüzde 21 ve DSP yüzde 11 idi. DYP, yüzde 27 ile birinci parti idi.)
 
30 Kasım’da DYP-SHP koalisyon hükümeti kuruldu.
 
Fikri Sağlar anımsar -kabinenin Kültür Bakanı’ydı-; gündemde, 1983’ten beri hükümette olan ANAP ve Özal ile ilgili yolsuzluk iddiaları vardı. Fikri Sağlar gibi politikacılar “hesap sorulsun” diyordu. Halk da bunu bekliyordu.
 
Koalisyon hükümeti gerekeni yaptı; Orhan Kilercioğlu kabineye “yolsuzları araştırmaktan sorumlu” Devlet Bakanı olarak alındı.
 
TBMM’de Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kuruldu.
 
Aylarca çalışma yapıldı…
 
Sonra… Kamuoyunun “tansiyonu” düşürüldü. Ve, 1993’te sadece iki Bayındırlık Bakanı; Sefa Giray ile Cengiz Altınkaya Yüce Divan’a gönderildi. Onlar da beraat etti.
 
Sonuç alınamamıştı…
 
Aradan 10 yıl geçti…
 
Yıl, 2003…
 
Seçmen; “yolsuzluklardan hesap soracağız” diyen AK Parti’yi iktidar yaptı.
 
AK Parti kamuoyuna, “hırsızlardan hesap soruyoruz” mesajını vermek için; başta Mesut Yılmaz olmak üzere yedi bakanı Yüce Divan’a gönderdi.
 
Sonra ne oldu? Sadece Cumhur Ersümer 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı; ve o da ertelendi. Sonra “hortumcular” söylemi unutuldu gitti…
 
Yani…
 
Fikri Sağlar bu işleri iyi bilir; tecrübeli siyasetçidir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.