Farkında mısınız? Aslında hayatımızın her anında kurbanlar sunuyoruz

Kurban, Allah adına boğazlanan hayvanlar ve kesme ameliyesi olduğu kadar yapılan davranışların tamamı da nihayetinde Allah adına sunulmuş birer kurbandır.

Günümüzde pek görülmese de eskiden evlerin duvarında, “Beyazlamış sakalları ile başında sarık, sırtında cübbe, elinde bıçağıyla Hz.İbrahim; taş üstüne gözü bağlı yatırılmış İsmail ve az sol üstte yarı çıplak dişi bir melek; dişi meleğin elinde de boynuzlu bir koç…” ile “İlk Kurban tasviri” resimleri umarım hatırlayanlar vardır.

Oysa Saffat Suresi 101-107.ayetler bu tür kurban kesme işleminin olmadığını anlatmaktadır. Kurban ile ilgili duvarlarımızı süsleyen resimlerdeki en büyük çarpıklık, dişi melek figüründe görülmektedir. Kur’an’da Allah melekleri “dişi ve erkek” olarak niteleyenleri kafir ilan etmiştir. Bırakın cinsiyetini, hem de "yarı çıplak bir dişi melek tasviri” müslüman toplumun hurafelere ne kadar bulandığını, hurafeler karşısında tepkisizliğini göstermesi bakımından oldukça anlamlıdır.



Duvardaki resimlerin ötesinde hala bazı vaizlerimiz bu görüntüyü tasdik edercesine, “Hz.İbrahim bıçağı, Hz.İsmail’in boğazına dayamış ama bıçak bir türlü kesmiyor…” türünden anlatımlarına şahit olmuşuzdur.

Gerek duvara asılan resimlerde gerekse Müslümanların dağarcığında Hz.İbrahim’in oğlu Hz. İsmail'i kesmeye teşebbüs ettiği ama bıçağın kesmediği, bu esnada ise kendisine bir koçun gönderildiği kanaati hakimdir. Oysa ilgili ayette kesmeye teşebbüsten söz edilmediği gibi gönderilen kurbanın ise “büyük bir kurban” olduğu belirtilmiş, kurbanın ismi üzerinde durulmamıştır.

Aslında bu tür tasvirler, Yahudi ve Hristiyan kültürün etkisinde gelişen geleneksel İslam inancının değişime uğramış halidir.



“Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür.” (Maide 32.ayet) ayeti ile bağdaşması mümkün değildir. Bu durum, Allah’ın bir peygamberine kendi oğlunu boğazlatması adalet ve merhamet sıfatına aykırı olduğu kadar zıtlık ve çelişki barındırmayan Kur’an için de insanlık açısından büyük bir şüphe oluştururdu.

“Hz.İbrahim’in İsmail’i Kurban etmeye azmetmesi ve Allah katından gönderilen kurban” tasviri, birçok kabile, millet ve mezhebin inanç bütünlüğü içerisinde “ürün ve hayatın bereketlenmesi, mevsim karşılama, belalar ve kuraklıktan kurtulma, şeytana karşı tedbir, mahiyetini bilemedikleri tabiat olaylarına karşı savunma…” gibi gerekçelerle "kurban edilen insan uygulamasına" son vermedir.



Kurban, insana ve kutsallığına verilen değerdir. Kurban edilecek insanın hukukunu savunma, kaderi maddi unsurlara bağlama saplantısından kurtarma, maddiyattan kopup Allah’a yükselmedir.


Kurban kesme anına şahit olan insanın Allah’ın yaratma gücüne tanık olması, canın çıkışı anında başkasının canına olan saygıya önem duygularının pekiştirilmesidir.

Maide Suresi 27-29.ayetlerde anlatılan Hz.Adem’in iki oğlunun kıssasında da “sunulan kurbanlar” konu edinilir. Yine bu ayetlerde de Allah iki çocuktan neden kurban istendiği konusuna ve yine kurbanın mahiyetine girmez.

Ortada kurban istenen iki çocuk (iki insan modeli); devamında kabul edilen ve edilmeyen kurbanlar ve kurbanı kabul edilmeyen kardeşin diğerine saldırısı ve diğerinin de ona Kur’ani yaklaşım şekli konu edinilir.



Kurbanın “Allah’a yakın olmak için takdim edilen şey” anlamından yola çıkılırsa; “her iki kardeşin hayatı boyunca yaptığı amellerin bütünü” olarak anlamak ayete ters değildir.

Demek ki her iki kardeş, davranışları ile Allah’a kurbanlar sunmuş birinin (Allah’a tam olarak teslim olmuş olanların) davranışları Allah katında makbul iken diğerinin (müşrik, kafir, fasık ve münafık olanların) ki makbul değildir.

Allah’ın iradesine uygun olarak sunulan kurban elbette kabul edilecek, aksi reddedilecektir.

Hayatımızın her anında kurbanlar sunuyoruz aslında…
Kabul edilen veya kabul edilmeyen kurbanlar!..


Birileri Davut gibi adil hakimliğini; Süleyman gibi yardımsever-mütevazi zenginliğini; Zekeriya ve Yahya gibi şehitliğini; İbrahim gibi haksızlığın karşısında dik duruşunu; Ömer gibi sorumlu amirliğini-memurluğunu; Ebubekir gibi dürüst tüccarlığını… sundu. Bu sunulan kurbanlar Allah indinde ve insanların vicdanında kabul gördü.

Birileri de Firavun gibi zalim idareciliklerini; Nemrut gibi bencil-cimri zenginliklerini; Abdullah b.Sebe gibi ikiyüzlülüklerini; Bel’am gibi kadın ve mevki hırsıyla yazar-çizerliğini; Müseyleme gibi kurtarıcı rolüne girip ortalığı fitneye boğan cemaatini, kokuşmuş ideoloji ve sistemini; vurgunculuğunu,  hırsızlığını, yalancılığını, iffetsizliğini… sundu. Bu sunulan kurbanlar da kabul görmedi Allah indinde ve insan vicdanında…

Hani toplumdaki çarpıklara, hukuksuzluklara karşı çıkan en azından karışmasa da karşı çıktığını duruşuyla fark ettiren ve sonuçta başı belaya giren insanlara “Sen de hiç rahat durmuyorsun. Bak! Başın beladan kurtulmuyor. Sana ne milletten, haktan hukuktan. Kimse yanında yer aldı mı?...” diyenlere bir mesaj var bu ayetlerde.

Siz (kurbanı kabul edilenler) ister toplumdaki hukuksuzluklara “eliniz ve dilinizle müdahale edin” isterseniz “kalbinizle buğz etmek şeklinde nötr durun”; kurbanı kabul edilmeyenler öyle veya böyle size sataşacak, iftira atacak, küfredecek, dövecek hatta canınıza dahi kastedecek.



Bu durumda duruşunuzu bozmayın! Kötülüğe kötülükle değil kurbanı kabul edilen kardeş tavrıyla cevap verin.


Ve kurbanı kabul edilmeyen kardeşin saldırısı sonrası karga olayı da ibretliktir. İnsan Allah’ın yardımı olmadıkça kendi günahlarını bile örtmekten ne kadar acizdir. Tereyağdan kıl çeker gibi sıyrılmak, suya götürüp susuz getirmek, sağ cebe koyup sol cepten çıkarmakta meğer Allah’ın rahmetinin birer tecellisi imiş.

Özellikle siyasi olarak gerilen atmosfer ve terör olaylarının arttığı şu günlerde Müslümanların “kurbanı kabul edilen kardeş” olarak kendilerine saldıranlara karşılık vermesi kısa vadede zarar gibi görünse de uzun vadede faydalarınadır.

Sabır, sabır, sabır…


Hayat ve sunulan kurbanlar!...

Her an ve her yerde…

Unutmayın! Birileri kurban bekliyor sizden…

Doğru yere adanmış İsmailler bir yere gitmeyecek ve size aynen iade edilecek…

Yanlış yere adadığınız İsmailleri bir daha görmemek var. Ona göre tepkilerinizi gözden geçirin…

Seyit Mehmet Deniz


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol