İslam ilimle mi yoksa irfan ile mi anlaşılır?

Faruk Beşer köşesinde ilim ve irfan karşılaştırması yaparak İslam'ın keşif ile değil ancak ilim ile anlaşılabileceğini dile getirdi

İslam ilimle mi yoksa irfan ile mi anlaşılır?

Faruk Beşer köşesinde ilim ve irfan karşılaştırması yaparak İslam'ın keşif ile değil ancak ilim ile anlaşılabileceğini dile getirdi

Hacı Ali Ekber
Hacı Ali Ekber
23 Ocak 2017 Pazartesi 15:54
İslam ilimle mi yoksa irfan ile mi anlaşılır?
banner221

Kavramlarda kavga olmaz diye bir söz vardır. Bunu kavramlar tartışılmaz diye de anlayabiliriz. Eğer bir kelime, bir şahıs ya da zümre tarafından kavramlaştırılmış, ona bir mefhum yüklenmişse ve bu şahıs ya da zümre o kelimeyi kullandığında bu mefhumu kast ediyorsa ona böyle düşünemezsin demenin anlamı olmaz. Düşüncenin doğruluğunu tartışmak ise ayrı bir şey.


Tasavvufta ilmin en yüksek noktası anlamında kullanılan irfan da böyle bir kavramdır. Bazıları onunla dini tecrübeden, imanî derinleşmeden hâsıl olan ince anlayışı, şeksiz şüphesiz imanı ve teslimiyeti anlarlar. İlim irfan sahibi dendiğinde, hem ilmi hem de bu ilmi yaşamakla hâsıl olan tecrübesi ve meleke haline gelmiş ahlaki davranışları olan insan anlaşılır.


Marifet de irfanla aynı köktendir, ama bazıları ikisi arasında şöyle farklar görürler. Marifet duyularla bilmedir, irfan ise ruhi bir hissediştir. Marifet daha çok sıradan bir bilgiyi anlatır, internet şebekesinden bile alınabilir, irfan ise ancak ruhun şebekesinden kazanılır. Marifet basarla/gözle de elde edilebilir, irfan ise ancak basiretle kazanılır.


Cemil Meriç isabetle kültürün karşısına irfanı koyar. Benim anladığıma göre kültür insanoğlunun ekip ürettiği bilginin, topluma mal olup önce yaşama biçimi, sonra görüş ve davranış haline gelmiş olan formudur. Bu özelliğiyle kültür sekülerdir. İrfan ise ferdi ve toplumu, insanın kendisinin ürettiği bilgiden önce vahiy bilgisini oluşturmasıdır.


Ömer Seyfettin'in öğretmenler odasında öğretmenlere; arkadaşlar bu millet âlim değildir ama ariftir demesi de bunun gibidir.


Kültür insanın ürettiği bilgiyle oluşursa, irfan da vahiy bilgisiyle oluşur. Yani her ikisinde de bilgi/ilim önceliklidir.


Tasavvuf ehli irfanı gönlün ve kalbin bilgisi olarak düşünüp, zıddının inkâr olduğunu, bu sebeple de, zıddı cehl olan ilimden daha üstün bulunduğunu söyler. “Müminin ferasetinden korkun, çünkü o baktığında Allah'ın nuruyla bakar” anlamındaki zayıf bir hadiste ve yine “Kulum bana farzlar kadar başka hiçbir şeyle yaklaşamaz. Sonra nafilelerle yaklaşmayı sürdürür, nihayet ben onu severim, sevince de onun gören gözü, işiten kulağı… olurum…” anlamındaki kudsî hasen bir hadiste anlatılan şey marifettir derler.


Buna karşılık günümüzün İbn Rüşt'ü sayılan Cabirî bilgiyi; bürhanî, beyanî ve irfanî diye üçe ayırırken irfanî bilgi'yi İslam'a ait bir bilgi türü olarak görmez, onu sınırları belli olmayan, gnostik, batınî, gizemli, kısaca Hermetik bir bilgi olarak İslam'a dışarıdan ithal edildiğini anlatır. Bilindiği gibi islamî ilimlerde esas olan gizemli, esrarlı ve anlaşılmaz olmamaktır.


Ayrıca mantıkçılar marifeti, duyularla algılanan bilgi/mahsusat, ilmi ise akılla elde edilen bilgi/ma'kulat için kullanırlar. Cabirî ise akılla elde edilen bilgiye burhanî bilgi der.


Gazalî (ö. 505/111) İhya'da irfan yerine ilm-i mükaşefeden söz eder, Meşarikul-envar adlı kitapçığındaki nurlar teorisi irfanın felsefi bir temellendirmesi gibidir. Ondan kısa bir süre sonra gelen Sühreverdî'nin (ö. 587/1191) İşrak'ı ise, saf tasavvufun masum ve munis bir kavramı olan irfanı tamamen felsefi alana kaydırır. Gazalî'ninkine, felsefe bulandırılmış bir irfan dersek Sühreverdî'ninkine de irfan bulandırılmış bir felsefe diyebiliriz. İbn Arabî'nin (ö. 638/1240) Vahdet-i vücudu da yine ağır felsefe kalıbında bir irfan arayışı sayılabilir. Çok daha sonraları gelen İmam Rabbanî (ö. 1034/1624) ise irfana, zahiri ilimlere karşılık İlm-i batın diyecek ve onu biraz daha saf (elle tutulur, anlaşılır) hale geri getirecektir.


İyi de bütün bunlar, bizim yaşamamız istenen İslam'ın neresinde?


Ya da ilimle irfan aynı şey mi? Bizden hangisi ne ölçüde isteniyor? Hangisi daha önemli ya da üstün? Bu iki bilgi türü karşısında tavrımız ne olmalıdır?

İrfan objektif olmayan sezişler ve zevklerden oluşan bir hal, herkesin irfanı farklı. O halde İslam'ı irfana havale etmek, onu irfan üzerinden tanımlamak izafi/göreceli bir İslamların ortaya çıkmasına müncer olur, batıniliğe götürür. Fiilen de öyle olmuştur ve olmaktadır.


Ayrıca bu bakış İslam'daki bilgi anlayışının eksenini kaydırır. Çünkü bu, ilmi küçümseyen, onun yerine herkesin kendi sübjektif zevklerini koyan bir anlayıştır. İrfan diye bir bilgi türü icat edip onu ilmin üzerine çıkaran bir müdahaledir.


Gerçekten irfan ilimden üstün müdür? Eğer Kitaba, Sünnete ve bunun doğru anlaşıldığında şüphe etmediğimiz ilk asırlara bakarsak bunun böyle olmadığını görürüz. Adı konmamış olsa da, muhtemelen irfan denen itminan ve hissediş o zaman da vardı ama kimse İslam'ı o halle anlatmıyordu.


Biz onun söylediğinden bağımsız olarak ilimdeki eksen kaymasını konuşmak istiyoruz. Çünkü İslam'ı doğru anlamanın yolu onu, kavramlarının ilk anlamlarıyla düşünmektir.


Dediğimiz gibi başlangıçta irfan diye bir bilgiden söz edilmiyordu ama marifet kelimesi vardı. Allah ve Resulüllah bilgiyi överken 'ilim' diye övmüşlerdi. İlim deyince de ilk asırda Kitap ve onu açıklayan Sünnet bilgisi kastediliyordu. Âlim, bu ikisini yaşayarak bilen insandı. Bunun için çok sonraları Şatıbî, kişiyi amele götürmeyen bir bilginin ilim düzeyinde bir bilgi olamayacağını söyleyecektir. Âlime ehli ilim de deniyordu.


Ayette, Allah'tan hakkıyla korkanların âlimler olduğu söylenir. Allah, kendisinden başka ilah olmadığına, kendisiyle birlikte melekleri ve ilim sahiplerini şahit tutar. Müteşabihler gibi anlaşılması zor meselelerde ancak, ilimde son noktaya/rusûh ulaşmış âlimlerin konuşabileceğinden söz eder. Derecelerini yükselttiklerinin ilim sahipleri olduğunu söyler. Bize bilgiyi teşvik eden hadisi şeriflerin tamamı bizden 'ilim' talep etmemizi ister, irfan talep etmemizden söz eden bir tek hadis bulamazsınız. Peygamberlerin varislerinin âlimler olduğunu söyler.


İrfanın kök ikizi olan marifetin ise o zamanlar bir bilgi türünü ifade eden bir kavram değil, sadece bir kelimedir. Her hangi bir şeyi sonradan ve sadece bazı özellikleriyle tanımayı anlatır. İlim ise malumu tam ve aslına uygun olarak bilmedir. Bu sebeple Allah'ın marifet kökünden ismi ya da sıfatı yoktur. Yani Allah ariftir diyemeyiz. Ama ilim kökünden hem isimleri hem sıfatı vardır. Allah Allâm'dır, Alîm'dir, âlimdir. Çünkü O'nun bilgisi sonradan edinilen bir bilgi olmadığı gibi, malumu kısmen bilen eksik bir bilgi de değildir.


Yine bu sebeple Allah'ı hakkıyla tanıyan kimseye de âlimi billah denmez, arifi billah denir. Çünkü kulun Allah hakkındaki bilgisi O'nu bütünüyle kuşatan ilim düzeyinde bir bilgi olamaz, ancak O'nu isimleriyle ve sıfatlarıyla kendi ölçüsünde tanıyan bir marifet olabilir.


Durum bundan ibarettir. Allah'ı isimleriyle ve sıfatlarıyla çok iyi tanıdıktan, ya da gerekli ilmi elde ettikten sonra O'nun varlığı ve birliği konusunda kişide hâsıl olan itminan, zevk ve yakîn, irfan diye isimlenirse, buna kimsenin diyecek bir sözü olamaz. Eğer irfan bu ise makbul ve matlup olan bir haldir. Ama bu hal, keşif ve ilham gibi tamamen şahsi bir hissediştir. Bu hali yaşayanın hissettikleri ve yaptıkları İslam'dır, herkes böyle olmaya çalışsın, denemez.


İrfanı ilk ve belki de en geniş şekliyle temellendiren Kuşeyrî (v. 265) bile irfanın ilimden sonra hâsıl olacağını söyler. O halde Allah'ın ve Rasulünün bizden istediği ilmi elde ettikten ve yaşadıktan sonra yukarıda söylediğimiz gibi bir irfana ulaşırsak bunu bir nimet ve bahtiyarlık sayarız. Ama İslam'a 'ilim'le değil de kendi nefsi hissiyatımızda kurguladığımız hayali tasavvurlara irfan diyerek yön ve şekil vermeye kalkarsak irfan değil ilhad çukurlarına da düşebiliriz.
 

Prof.Dr. Faruk Beşer / Yeni Şafak

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Eleştir man 2017-01-23 18:57:48

Faruk beşer seni havada uçuyor görsem sana yine itibar etmem sosyal güvenlik hocası...

Avatar
VAİZ 2017-01-24 15:20:53

faruk beşeri havada uçuyor görsem yinede itibar etmem.zamana göre hareket eden biri.

Avatar
hace 2017-01-23 19:47:49

Irfan ilimle yükseleliştir.ilimsiz yukseliş degil.onun ucin irfan yuksek derler ahmet bin hanbelin bişri hafi gectiginde ayaga kalkmasi gibi marifetullah ilimsiz olmaz

Avatar
sahih 2017-01-23 16:51:04

dün fetullahın fıkıh anlayışı diyordunuz...abanlara katılıyordunuz... herkes gibi siz de yanıldınız hocam ama herkese bir şeyler oldu ama size bir şey olmadı???

ADMİNİN YORUMU - İLİM SAHİBİ OLMAK MÜNAFIKLAR HAKKINDA MALUMAT SAHİBİ OLMAYI GEREKTİRMİYOR. KENDİ ETRAFINA BAK DOST GÖRDÜKLERİNİN KAÇI GERÇEKTEN ALLAH DOSTU KAÇI FETO GİBİ ALLAH DÜŞMANI. İHANET ETMEDİKÇE MÜNAFIĞI BİLEMEYECEĞİMİZ İÇİN BU KONUDA GEÇMİŞİNE BAKIP AYNI KAREDE GÖRÜLEN HERKESİ FETÖCÜ DİYE DAMGALAMAK DOĞRU DEĞİL. ÖNEMLİ OLAN İHANETTEN SONRA KİŞİNİN NE YAPTIĞIDIR. VE BİLDİĞİMİZ KADARIYLA FARUK BEŞER FETÖYE EN ÜST PERDEDEN TEPKİSİNİ KOYANLARDANDIR.

Avatar
Samasti 2017-01-25 13:27:54

faruk beşer "fethullah gülen fıkhını anlamak" adıyla kitap yazıp fetoyu öve öve bitirememiş bir adamdır. madem ilimle oluyordu fetonun sapık olduğunu nasıl anlamadın! ilmin fetoyu cozmeye yetmedi mi? ifeto sohbetlerinde keşif naraları atarken ne diye bu yazıyı yazmadın? ya var ya guc nerde siz ordasınız. baktınız bindiğiniz gemi batıyor ilk kaçan da siz oluyorsunuz. hayrettin karaman onların kanallarında her hafta müctehitlik yapıyordu. siz de diger kanalında! ah ahh.

Avatar
adem 2017-01-23 16:55:15

Allah razı olsun sizden faruk hocam iyiki varsınız yoksa bu milletin hali ne olurdu

Avatar
İmam hacı 2017-01-23 16:58:22

İrfan diyerek şekil verdiğimiz yokta,irfanına taptıklarımız çok.