‘O hocalara itibar etmeyin’

Kadına şiddet vakalarına yönelik mahkeme kararlarında kullanılan ‘tutkulu sevgi’ gerekçesini kabul edilemez bulduğunu belirten Kaya,“O tutkulu sevgi dediğiniz şey, bütün insanların sevgisine haksızlık. Bu ifadeyi her kim kullanırsa kullansın, şiddetin sebebi olamaz. Hele de hâkimin, savcının...” dedi. 

‘O hocalara itibar etmeyin’

Kadına şiddet vakalarına yönelik mahkeme kararlarında kullanılan ‘tutkulu sevgi’ gerekçesini kabul edilemez bulduğunu belirten Kaya,“O tutkulu sevgi dediğiniz şey, bütün insanların sevgisine haksızlık. Bu ifadeyi her kim kullanırsa kullansın, şiddetin sebebi olamaz. Hele de hâkimin, savcının...” dedi. 

Ömer Yaylalıgüller
Ömer Yaylalıgüller
27 Kasım 2017 Pazartesi 09:33
‘O hocalara itibar etmeyin’
banner221

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ensest düzenlemesi ile ilgili yaptığı açıklamada "Yasaya ensestin suç sayılması ile ilgili maddeler konulması üzerine çalışma yapıyoruz. Bu anlamda bir irade söz konusu" dedi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde Milliyet’e çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kaya’nın açıklamaları özetle şöyle:

ANINDA MÜDAHALE SİSTEMİ: Biz, kadına şiddetle mücadele konusunda mevzuatta çok ciddi değişiklikler yapmış bir ülkeyiz. Ama yasaların uygulanması noktasında daha güçlü ve hiç taviz vermeyecek şekilde çalışmaların sürdürülmesi gerekiyor. Haziran itibarıyla Adalet Bakanlığı’nın UYAP sistemine kaydedilen bir koruma kararını anında görebiliyoruz. Eskiden alınan koruma kararının bize ulaşması uzun sürüyordu. Artık online sistemde, kadına ŞÖNİM’ler anında ulaşıyor. Emniyetle de protokol imzaladık. Oraya başvuran şiddet mağduru kadınların da bilgisi anında ekranımıza düşecek.

ŞİDDETİN SEBEBİ OLAMAZ: Kadına şiddet vakalarında, tutkulu sevgi gibi kararlar kabul edilemez. O tutkulu sevgi dediğiniz şey, bütün insanların sevgisine haksızlık. Bu ifadeyi her kim kullanırsa kullansın, şiddetin sebebi olamaz. Hele de hakimin, savcının... Gerçekten eğitimli bir kişinin bunu gerekçelendirmesi kabul edilemez.

KELEPÇE SAYISI ARTIYOR: Kadına karşı şiddetle mücadelede teknik takip, pilot uygulamasını başlattığımız bir sistemdi. Bugüne kadar 30 kadar kelepçeyle sadece iki ilde hizmet verdik. Şu an bunu Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Antep ve Antalya’da olmak üzere altı ile çıkarttık. Kelepçe sayısının 600’e çıkartılmasıyla ilgili Adalet Bakanlığımıza başvurduk. 600 tehdit altındaki kadını koruyacağız.

ENSEST DÜZENLEMESİ YOLDA: Yasaya ensestin suç sayılması ile ilgili maddeler konulması üzerine çalışma yapıyoruz. Bu anlamda bir irade söz konusu.

ÇOCUĞA ‘MAL’ MUAMELESİ: İhtilaflı boşanmalarda ‘çocuğu görme’, üzerinde çalıştığımız bir konu. Çocuklar bir mal gibi, bir tutanak düzenlenip teslim ediliyor. Tutanakta, ‘teslim edilen mal: çocuk’ yazılıyor. Bakanlık olarak çocuğun sağlıklı bir şekilde aileye teslim edilmesi ve alınması noktasında, ortamın çocuğun psikolojisini olumsuz etkilemeyecek şekilde olmasını sağlayacağız. Babaların para ödeme olayı da bitecek. Her seferinde bin TL’ye kadar para ödeniyor ve parayı ödeyemediği için çocuğunu göremeyenler var. Buna son veriyoruz.

ARABULUCULUK SİSTEMİ: Bizim aile ve boşanma süreci danışmanlığımız var, aslında arabuluculuğu biz yapıyoruz. Bize başvuran herkese bu hizmeti en iyi şekilde veriyoruz. Aile bakanı olarak istediğim şey, aile ve boşanma süreci danışmanlığını yaygınlaştırmak. Belki mahkemelerle birlikte çalışabiliriz. Oraya başvurmuşları bize yönlendirebilirler. Hedefimiz ‘çiftler boşanmasın’ değil, ‘çiftler aşabilecekleri sorunları aşsınlar ve boşanmaya karar vereceklerse de çocuğun üstün yararı korunsun’. Şu anda bizim ekibimizle Adalet Bakanlığı’nın ekipleri çalışıyor. Ben bizim sistemin doğru ve gerçekten verimli bir sistem olduğuna inanıyorum.

BOŞANMA GİZLİ OLMALI: Türkiye’de boşanma davalarında her şey açık seçik, her şey ortada. Çok yanlış, gizli olması gereken davalar bunlar. Davalarda boşanan çiftlerin ilk tanışmadan itibaren her türlü şeyi ortaya dökülüyor. Önümüzdeki süreçte bu davaların gizli yapılması gerektiğine inanıyorum.

DEVLET YURDU ARTACAK: (Çocuk istismarı davaları) Bir çocuğun bile istismara uğramasını kabul edemeyiz. Aile Bakanlığı olarak bu sene içinde 25’i geçti, kız öğrenci yurtları yapıyoruz. İl ziyaretlerimde görüyorum, kız yurdu olsa baba kızını okula yollayacak belki ama yurt olmadığı için güvenip gönderemiyor. Devletin yurduna güveniyor bizim milletimiz, çok haklı olarak. Yurtları yaygınlaştırma yönünde çabamız var.

GİZLİ KALMASIN: Eskiden aileler istismar olaylarını kapatma eğilimindeydi. Bugün toplum bilinçleniyor. 30 yıldır bir öğretmen okulda çocukları sistematik olarak istismara maruz bırakıyor; bu 30 yıldır konuşulmadığı için bugün ortaya çıkıyor. 30 yıl önce konuşulsaydı, ne bu öğretmen orada kalabilirdi, ne de yüzlerce çocuk bu istismarı yaşamak zorunda kalırdı.

KADIN, ÇOCUK SİYASET ÜSTÜ: Önemli olan istismara hiçbir çocuğun maruz kalmaması. Ama bu yaşandığı takdirde suçluların en ağır cezayı alması gerekiyor. Kadın ve çocuk konusu siyaset üstü. Sivil toplumuyla, devletiyle, yerel yönetimleriyle hep birlikte, bir yerde eksik varsa o eksiği gidermemiz gerekiyor.

AİLENİN DİREĞİ: Biz güçlü aile, güçlü toplum deyince yanlış bir algı oluyor. Değiştirdim ben bunu. Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum. Hedefimiz kadınları güçlendirmek. Onları güçlendirince zaten aile de güçlenecek. Ailenin direği kadındır.

‘Kadınlardan özür dilemeli’

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Erkek işsizse, eve yeteri kadar para gelmiyorsa bu erkek de hıncını gelip karısından alıyor. Kavga ortamını yaratan temel neden ekonomiktir” şeklindeki açıklamasına tepki gösteren Kaya, şunları kaydetti: “Bu açıklama, zihniyetinin arkasındaki kodları mı gösteriyor, anlamış değilim. Şiddeti meşru göstermektir bu. Ben sayın Kılıçdaroğlu’nun tüm kadınlardan özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz kadınların bir huyu vardır, unutmayız. Bunu da unutmayız.”

‘Kadının iyiliğine olmayan hiçbir karara imza atmam’

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak Bakanlar Kurulu’nda her şeyi çok dikkatli bir şekilde dinliyorum, kararları okuyorum, kadınlarla ilgili fark etmediğim hiçbir şey olmasın, imza atarken dikkatli olayım diye. Kadınların yararına olmayacak bir şeyin altına hiçbir şekilde imza atmam. Ben kadınlar için varım burada.”

‘O hocalara itibar etmeyin’

“Diyanet’e bir kadın başkan yardımcısı atandı. Bunu çok önemli buluyorum. Bu ülkede kadın başbakan, bakanlar, milletvekilleri oldu ama Diyanet’te ilk kez bir kadın başkan yardımcısı var. Geçtiğimiz gün, başkanımız ve Huriye Hanım’la birlikteydik. Dedik ki, din eliyle özellikle kadınların ikinci plana atılmasının önüne geçmek zorundayız. Bunun için vaazlarda vs. daha fazla kadın haklarından, kadının dinimizdeki öneminden bahsetmeliyiz. ‘Pantolon giyen kız çocuğu okula giderse, o baba şöyle şöyle olur’ gibi şeyler duyuyoruz bazen. İnanın bu beni herkesten daha fazla yaralıyor. Dinimizde, ‘ilim Çin’de de olsa alınız’ denirken, bir din adamının dini referans göstererek, kadınlar evde otursun, kadınlar şunu giymesin, bunu yapmasın demesi kabul edilemez. O tür hocalara itibar edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.”

Kaynak: Milliyet

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
molla kasım 2017-11-27 13:16:27

kıpti şecaatin arz ederken sirkatin söylermiş
"dinimizde, ‘ilim çinde de olsa alınız denirken" ifadesi mevzu olduğu müsellemdir. i. şenocak beğenelim beğenmeyelim ayet ve hadis kullanmıştır. şimdi men kezebe aleyye müteammiden hadisini düşündükten sonra vAllahi Allah bize bunu soracaktır. bu bakanda olsa başbakanda olsa değişmez. ihsan hocayı yerelim derken uydurma hadisi dine yapıştırıyorsa bir bakan ve kimse buna olmaz öyle şey bakanım diyemiyorsa bırakın dağınık kalsın. yazıktır vAllahi de yazıktır billahi de. bu kadar gaddarlaşmaya gerek yok. itidal vasfımız olmalı. ihsan için de muhsin içinde...

Avatar
reis 2017-11-27 16:37:54

hangi hocalara itibar edelim
sizin yaşadığınız gibi din anlatan hocalara mı
bakansan bakansın ancak haddini bil
din hakkında konuşmak seni aşar

Avatar
Abdullah 2017-11-27 09:52:20

Her konuda size destek veren Bir kişi olarak size bu konuda kesinlikle katılmıyorum sayın bakanım

Misafir Avatar
gerçek 2017-11-27 12:38:56 @Abdullah

hangi akılla her konuda destek veriyorsun... demen gerekir ki islama uygun konularda destek veriyorum... tabi hepimiz koyun olduk gittik... gözü kapalı destek veriyoruz... ne ölçü kaldı ne bir şey...

Beğenmedim! (0)
Avatar
Doğru tespit 2017-11-27 15:35:23

Bakan Hanım dini konularla ilgili söylemleri o işin mütahassıslarına bırakınz lütfen Din bize değil biz dine uyacağız.Uyamadıklarımız varsa da Allaha sığınıp af dileyeceğiz.

Avatar
ziya 2017-11-27 15:37:53

son paragraftaki cümlelerin nereye gittiğini söyleyen ve tasdikleyenler bir daha düşünün. mazAllah insanın imanına mal olabilecek cümleler. islam kadının da erkeğinde ne giyeceğine karışır vesselam. ayrıca söz konusu üniversite öğrencisi olduğu halde "kız çocuğu" tabirinin kullanılması algıyı yönlendirmekten başka bir şey değil.

Avatar
abdullah 2017-11-27 14:24:04

eşini kızını kıskanmayan deyyustur hadisini bakan hanımefen sevmiyor diye vazmıgeçelim kişi eşine giydirdiğinden yedirdiğinden mesul olduğuna göre eşi veya kızı istediğini giyip gezecek ve aile reisi baba da deyyus gibi izlesinmi demek istiyor hanımefendi

Avatar
dadaş 2017-11-27 14:56:42

Kızlarımızı ve hanımlarımızı, Ahzab Suresi 33. Ayet-i kerimesini Hazreti Sevde Radıyallâhu Anhâ Annemiz gibi anlayıp uygulamaya hidayet eyle Ya Rab!

Burak KIZILDAŞ Hocaefendinin Ahzab Sûresi 33. Ayet-i kerimesi ile ilgili bir mütâlaâsı
Cenâb-ı Hak Ahzâb Sûresinde ezvâc-i tahirata hitaben şöyle buyuruyor:

و قرن في بيوتكن و لا تبرج تبرجن الجا هلية الاولي
“Hem vakarla evinizde durun da daha önceki Cahiliye döneminde olduğu gibi süslenip dışarı çıkmayın (Ahzab suresi 33. ayet)

Mücahid dedi ki : Teberrüc; erkeklerin önünde yürümektir. Kadınlar erkekler arasında yürürdü, işte ayette zemmedilen (açılıp saçılmaları) buydu.

Mukatil bin Hayyan; şalı başına atıp bağlamamak, örtü olduğu halde, boynun görünmesi olarak tanımlamıştır. (İbn Kesir)

Allame İbnu’l-Cevzi der ki;

“Müfessirler, bu ayetin anlamının, vakar ve sükûn ile evlerinde oturmalarının kadınlara emredildiğini, dışarı çıkmaktan yasaklandıklarının belirttiğini söylediler” [Zadu’l-Mesir]

İbni Cerir et-Taberî;

“Ayetin manası; vakar ve sükûnetle evlerinde otursunlar demektir” [Camiü’l-Beyan]

İbni Kesir der ki;

“Yani evlerinde oturmaya devam etsinler, zaruret haricinde çıkmasınlar” [Tefsiru Kur’ani’l-Azim]

Kadı Ebubekir İbnu’l-Arabî der ki;

“Evlerinde sükûn ile otursunlar, oradan başka yere hareket edip çıkmasınlar demektir” [Ahkamu’l-Kur’an]

Kurtubî der ki;

“Âlimlerin ve lugatçilerin bu ayetin manası hakkında sözleri, kadınlara evde durmalarının emredildiğidir Hitap peygamber hanımlarına ise de, başka bütün kadınlar da bu hükme dâhildir. Ayetten maksat; kırıtarak, salınarak yürümek ve güzelliklerini erkeklere göstermektir. Bu bakımdan kadınlar evlerinde oturmalıdır. Dışarı çıkmak ihtiyacı duyarlarsa; süslenmeyi terk ederek tam bir tesettür ile bunu yapmalılar… ” [el Cami Li Ahkami’l-Kur’an]

Suyutî, İbnu Ebi Hatem’den naklederek der ki;

“Allah Azze ve Celle, kadınları dışarı çıkmaktan yasaklıyor ve onların evlerinde karar kılmalarını, cenaze takibi için, mescidler ve Cuma için çıkmamalarını emrediyor” [Durrü’l-Mensur]

Şevkanî der ki;

“Ayette kastedilen, kadınların evlerinde oturmaları ve istikrar etmelerinin emredilmesidir” [Fethu’l-Kadir]

Elmalılı Hamdi Yazır da bu âyetin tefsirini yaparken, burada ezvâc-ı tâhirâta yalnız tesettürün değil, muhaddereliğin yani yabancı erkeklerle bir perde arkasından konuşmalarının da vacip kılındığını ifade etmiş, ardından diğer Müslüman kadınlar hakkında tesettürün vacip olduğunu ancak meşakkat olmaması için perdenin müstehap olduğunu söylemiş ve sonra da şöyle demiştir: “Bütün İslâm kadınlarının da Peygamberin zevcelerinin sîret ve ahlâkını örnek almaları elbette onlar için bir hak ve şereftir, demiştir.

‘Cenab-ı Hak, kadınları bu ayeti kerimede geçen evamire imtisal ve nevahiden içtinap etmeye sevk ederken , günahların temizlenmesini, namus lekesinin ortadan kalkmasını buna illet göstermiiştir.’

(Yani ne zaman evlerinizde oturup, dışarıda dolaşmazsanız o zaman ırzınızı, namusunuzu muhafaza etmiş olursunuz. Yok böyle yapmayıp, evlerinizi bırakıp sokak ve çarşıları kendinize mesken edinirseniz; o zaman bu hareketeniz hem size hem de ailenize zarar getirir. Cemiyet arasında ailenizin namusu hiçe iner. Toplumun yüz karası olursunuz.) (Ebu Suud Tefsiri)

İbni Mesud (radıyAllahu anh)’dan nakille, Rasulullah (sallalahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Kadın avrettir. (Dışarı) çıkınca ona şeytan rehber olur.” (Tirmizi)

Kadın avrettir . Dışarı çıkınca, şeytan onu ve ona bakanları yoldan çıkarmak için fırsat kollar. (Tirmizi)

Kadın örtülmesi gerekli olan bir varlıktır. Evden dışarı çıktığında şeytan gözünü ona diker. Kadın için Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin içidir. ( Tirmizî)

Kadınlar ,Allah Rasulu (aleyhisselam)a sordular :

Allah yolundaki mücahidlerin ameline yetişebilmek için hangi ameli yapalım?” Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) onların bu sorusuna şöyle cevap verdi: “Sizden her kim evinde oturursa, Allah yolunda cihad yapanların ameline (sevabına) yetişir. (İbni Kesir)
“Kadının odasındaki namazı holündeki namazından üstündür. Daha hususi bir bölümde kıldığı namaz ise odasındaki namazından üstündür (Ebû Dâvud)

Sevde Annemiz (radıyAllahu anhe) kendisine (nafile) Hacc’a gitmesi teklif edildiğinde, ‘Ben (farz olan) Hac ve Umre’mi yaptım, Rabbim bana evimde oturmamı emrediyor’ dedi ve hakikaten vefat edene kadar evinden çıkmadı. (Tefsirü’l Kurtubi)

Tesettür, kadın dışarı çıkacağı sırada örtünmesi ise; hicab evinde oturup çıkmaması ve çıkacağı esnada kendini tanınmayacak derecede erkeklerden gizlemesidir. (Hicab, İbrahim Midhatzade)

Şu halde, İslam Dini’ni kabul eden ve O’na iman etmiş olan genç kadınların yabancı, yani şer’an aralarında nikah caiz olan erkeklerle han, otel, apartman okul, ders yeri, hükümet daireleri, bağ-bahçe, ziyafet toplantısı, çarşı ve Pazar gibi yerlerde zaruretsiz karışık görüşmeleri şer’an haram ve yasaktır. (İskilipli Atıf Efendi, Şer’i Tesettür)

Tesettür için çarşaf yeterli değildir. Bilakis, erkeklerle karışmamaları, dışarı çıkmamaları gerekir. (Mehmed Zahit Kotku)
Kadınların, evlerinde olmasının hayırlı olduğunun tavsiyesi ile birlikte; evlerinde kalmanın da dini bir vecibe olduğu ulemanın ittifakıdır.

Ümmetin, son asra gelene kadar da uygulaması bu yönde olmuştur :
Kadınlar, kocalarının eşi, evlerinin kadını ve çocuklarının da validesi olduklarından ev vazifeleri ile meşgul olurlar. Çarşıdan bazı gereklileri almak veya dostlarını ziyaret etmek için ancak bir iki ayda bir kere sokağa çıkabilirlerdi. Hatta ekserisi, Kapalıçarşı’nın bile yollarını layıkı ile bilmezlerdi. Eşleri akşamları mahalle kavhesine çıktıktan sonra; vakitleri müsait ise komşuya giderler ve geç olmadan geri gelirlerdi. (Eski Zamanda İstanbul Hayatı, Balıkhane Nazırı)

Zarurui şartlarda sokağa çıkan kadın, sokakların tenha halini kollar, yolun kenarından gider; çarşıya karışmazdı. Çarşının ilk dükkanından ,içeri girmeden alacağını ister hemen geri dönerdi.
Alışveriş, kadın işi değildir. Mecbur kalırsa eğer; çarşıya gittiğinde de konuşması kısıtlı olurdu.

Osmanlı son dönemlerinde bile; kadınların sokağa çıkabilmesi kesin şartlara bağlı idi :

Yaşlı kadınlar, tenha sokaklarda peçelerini kaldırabilseler de; gençler için böyle bir şey ahlaken düşünülemezdi.
İki kadın sokakta yan yana yürüyemezdi ki; olurda muhabbete dalıp namahremin dikkatini çekmesinler.

Haftada bir kere hamama, bir de kendilerine ayrılan günlerde mesire yerlerine gitmek, kadınların engel olunamaz hakları idi.. (Batılaşma ya da Batılılaşma)

Kadın; zaruret dışında sokağa çıkamaz. Ebeveyninin veya eşinin izni olsa bile; çarşı-pazar yerlerinde yahut erkeklerle karışma durumu olan yerlere gidemez. Bu durumda izin veren de mesul olur.

Kadının sokağa çıkmasını meşru kılan meseleler :
Kadın, haftada bir kere şehir içindeki anne babasını ziyarete gidebilir. Buna kocası engel olamaz. Zira; burada anne baba hakkı vardır.

Kadın mahkemede şahit ise; şahitlik yapacak başka kimse yoksa çıkabilir.

Ebelik, ölü yıkayıcılık gibi meslek sahibi kadın; kendisinden başka yapacak kimse yoksa çıkabilir

Kadın ,borç ve miras gibi alacağını almak için çıkabilir.

Öğrenmesi gereken dini bir meseleyi , kocası öğretemiyor ise onun tahsili için çıkabilir.

Erkeklerle karışılmayacak bir mecliste ,tıp gibi ilimleri okumak için evinden çıkabilir.

Bununla beraber; eşleri yahut mahremleri ile birlikte, eşin veya babanın izni ile şer’an meşru yerlere gidebilirler. Bunda bir sınır yoktur. Lakin; yine de kadının sürekli dışarıda olması hoş değildir.
‘Hatun, genç ve kendi kocasından daha güzel delikanlıları gördüğünde kuvve-i şehvaniyesinin hareket etmediğini kim iddia edebilir.’ (Konyalı Mehmed Vehbi ,Tefsirü’l Kur’an)

Kadınların fıtratlarını muhafaza edebildikleri yegane yer, evleridir. Evlerinden kopan, dışarı ile bağlantısını artıran kadın; fıtratındaki kadınlığı kaybetmeye başlar.

Şer’an meşru bir şekilde sokağa çıkmak gerektiğinde; bu ancak hicab (çarşaf veya bol ferace) ile caizdir.

Kadınlarımızın yanlış anladığı bir durum var; çarşaf sokağa çıkmayı meşru kılmaz. O geçiçi bir siperdir. Sokağa çıkmak icab ettiinde; bu ancak hicabla caiz olur.

Meşru sebeb olduğu halde; hicab olmadan sokağa çıkan kadın ,günahkardır.

Hicabı olupta; meşru sebepler dışında çıkan kadın da böyledir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ne sordular ; ‘Kadınlarımız dışarı nasıl çıksınlar ?’

‘Dışarı mı çıkıyorlar; öyleyse bırakın nasıl isterlerse çıksınlar’ demiştir.

Efendi Hazretlerimiz; bu konuda çok titiz davranırlar ve buyururlardı : ‘İstiyorum ki, çarşafınızı bile namahrem görmesin. Elimde olsa; sizleri tünellerden yürütürüm.’

Hazreti Ömer (radıyAllahu anh) karısının dışarı çıkmasını istemeyen erkek; ona süslü elbiseler almasın, buyurmuşlardı.
Kadının fıtratında beğenilmek arzusu yatar. Bilhassa, erkekler tarafından beğenilmeye meyilli olan kadınlar; zaruri şartlar dışında, çalışma hayatına yahut ev dışı hayata atıldıklarında, en büyük masrafları ise daha güzel görünmek adına kıyafetleridir.
Bu ise lüzumsuz harcama ve israfla birlikte toplumu her yönden olumsuz yönde etkilemektedir.

‘Erkeğin erkek, kadının da kadın olduğunu hissettiği ,birbirini tamamlayan her iki cinsinde, yarışa çıkmayı düşünmedikleri o devirlerde, kadın evinde idi ve mesuttu. Bu hoşnut olarak kabullendiği hayatının mahsulleri ise; yalnız nakışlar, oyalar ,tezgahlar değil bütün ailenin mesuliyeti idi.

Erkek işlerinden uzak duran kadın, ailenin direği; evin ihtiyarını gencini, çoluğunu çocuğunu evirip çeiren, yoluna koyan ,ayarlayıcı unsur ve nazım unsuru idi.’ (Semiha Ayverdi, Ne idik Ne Olduk)

Avrupa Seyahati’nde bir Batılı tarafından Mehmet Akif’e ‘Kadınlarınızı sokağa çıkarmıyormuşsunuz, öyle mi ?’ diye sorulduğunda verdiği cevap manidardır : ‘Şimdi de eve sokamıyoruz.’

Ümmet’in kurtuluşu, kadınlarımızın yeniden asli vazifesi olan anneliğe ve mekanı olan eve dönüp, ümmetin çekirdek kadrosunda, Allah Rasulu (aleyhisselam)ın davasını sırtlanacak erleri yetiştirmek adına, evini karargah haline getirmesine bağlıdır.
17 yaşında Yemen Valisi Muaz bin Cebel’in, 18’inde Doğu Roma İmparatorluğu’na yollanan ordu komutanı Usame bin Zeyd’in bayraktarı, 21’inde Konstantin Fatihi olan
Sultan Mehmed’i yetiştirmeye memur kadınların, evlerine dönmesi elzemdir.

Bizi bundan mahrum etme Ya Rab!!

Avatar
Hıyarukum 2017-11-27 12:57:49

Tokatt..
Herkes haddini bilecekk..
Tebrikler