Seviye Belirleme ve Yeterlik Kitabını Hediye Ediyoruz!!!
Diyanet Haberler
GÜVENLİK SİSTEMLERİ
Son Dakika
İmamların Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Bünyamin TURGUT'u Tanıyalım Yazmak, şifa getirir! ATM'ler eksik para veriyor Kamu kurumlarında kaç memur çalışıyor? Bandırma'da Camiler Engelsizleşiyor Kamer Genç yine ipin ucunu kaçırdı. Çalışmak anneleri yoruyor! DSP'lilerden "bizden korkun" tehdidi! Bakanlık 'sanal zorbalık'a karşı harekete geçti
2012 Yılı Yaz Kuran Kursları Uygulama Esasları Belli Oldu
 
Fahirilere Bir Müjdeli Haber Daha!
 
Din Görevlilerinin Motivasyona İhtiyacı Var!!!
 
Yeterlik Sözlü Mülakat Sınavı Son Dakika Haberi
Bize ahiret’i unutturma Yarabbi!
 
Bize ahiret’i unutturma Yarabbi!
12 Şubat 2012 Pazar 16:20
Ne gariptir şu insanoğlu. Dünyaya dair o kadar çok istekleri vardır ki bitmek tükenmek bilmez. Bugün büyük önem arz eden bir şey, yarın yerini daha önemli olana bırakabilir. Para, mal, mülk, makam, mevki, şöhret, itibar….ve hepsinin dahası.
Facebook
Google
Twitter
Yazdır
EBEDİ OLMAK ARZUSU

Ne gariptir şu insanoğlu. Dünyaya dair o kadar çok istekleri vardır ki bitmek tükenmek bilmez. Bugün büyük önem arz eden bir şey, yarın yerini daha önemli olana bırakabilir. Para, mal, mülk, makam, mevki, şöhret, itibar….ve hepsinin dahası.


Nedir önemli olan bizim için?
Hepsine birden sahip olmak mı?
Sahip olduğumuz zaman yaşadığımız duygu, mutluluk mudur?

İstediği her şeye sahip olanlar gerçekten mutlu mudur?

Yoksa nefis sadece mutmain mi olur?

Genellikle mutlu olmak ile tatmin olmayı birbirine karıştırabiliyoruz. Sahip olduğumuz şeylerle kendimizi tatmin etmeye çalışıyor, “Ben hayattan ne alabilirim” anlayışını yaşamımızın merkezine koyuyoruz. Kalplerin ancak Allah’ı andığı ve zikrettiği zaman mutmain olacağını unutuyoruz.


Mutluluk; her şeyi kendi gerçekliği içerisinde, “Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” anlayışıyla, olduğu gibi kabul etmektir. Bunu yapabilmek için “Olmak” gerekir. Olmak ilkesine sahip olan insan, “Hayat benden ne alabilir” sorusunu sorar ve kendisi de aldığı kadarına razı olur. Varlığa da şükreder, yokluğa da! Çünkü her ikisinin de ona göre kendi içerisinde anlamı vardır. Onun amacı, mutluluğun inşasına bir tuğla koyabilmektir.

Cenab-ı Hak, dünyaya/dünyevi menfaatlere aşırı meyil ve sahip olma arzusunu, yüce kitabımız Kur’an- Kerim de “Dünya hayatına razı oldular ve onunla mutmain oldular..." âyeti ile (Yûnus, 7-8), şöyle ifâde eder; dünya hayatına razı olmak ve onunla yetinmek, âhiret hayatının delâletlerini görebilmekten uzaklaştırır. Oysa Yüce Allah gerçekte dünya hayatını nâkıs ve insanı tatmin etmeyecek bir şekilde yaratmıştır.

Neden?

İnsanoğlu bu hayata bakarak, bu dünyanın gerçek hayat olmadığını, başka ve dâimî bir hayatın olabilirliğini, âhiretin gerekliliğini, düşünüp anlasın diye. Ebediyet isteği insanda biriktirme, sahip olma davranışı olarak tezahür eder. Bilmelidir ki ruhunda ki ebedi olma arzusunu tatmin edebileceği başka bir âlem vardır. Yatırımını birazda ahiret için yapmalı ve ahiretten korkmamalıdır. Çünkü sadece dünya için yapılan yatırımlar, dünyada kalır. İnsanın doymayan nefsini ise bir avuç toprak doyurur.


“Minarede ölü var diye bir acı salâ” bizim için hiç okunmayacak zannederiz? Bütün enerjimizi sahip olmaya harcamış, yatırımlarımızı yalnızca dünyaya yapmışsak ölümü unutmuşuzdur zaten.


Acaba Nefesimizin ne zaman tükeneceği bildirilseydi bize.

Ne yapardık?

Nasıl bir haleti ruhiye içerisinde olurduk?

Sayılı soluklarımızı hesapsızca kullanabilir miydik yine?

Tüketebilir miydik dakikalarımızı, “Bu gün Allah için ne yaptın” denileceğini bile bile?



Elbette ki hayır!

Bilseydik eğer dünya hayatının geçiciliğini;

Yüzümüzde buruk bir tebessüm olurdu belki ama kolay, kolay çatılmazdı artık kaşlarımız, hemen sinirlenmezdik, inciten, acıtan kelimeleri, çoktan çıkarmış olurduk lügatimizden. Rabbimizle baş başa kalabilecek ortamlar oluşturmaya çalışırdık. Belki de Halk içinde hak ile olmak, yaşam biçimimiz olurdu. Mevlana’nın;

“Eğer herkesleysen ve bensizsen hiç kimseyle değilsin”
“Eğer benimleysen ve hiç kimseyle değilsen herkeslesin”
dediği gibi yaşamayı isterdik.

Bilseydik eğer dünya hayatının geçiciliğini;

Kainatı hece hece okumaya başlardık. Karanlıktan korkmaz, aydınlıktan rahatsız olmazdık.
Bilseydik eğer;

Başımızda gölge eden kara bulutları bir hamlede dağıtmaz, sabırla yağmurun yağmasını bekler, huzurun nirengisini yaşardık.

Bilseydik eğer;

İbadetlerimizde devamlı olurduk. Geciktirmemize neden olan zaruretler önceliklerini yitiriverirlerdi bir anda.

Bilseydik eğer dünya hayatının geçiciliğini;

Vird olurdu dilimize rengine boyandığımız, aşkına uyandığımız güzel Rabbimizin isimleri.

Bilseydik eğer;

Günahlarımıza yüreğimizle ağlardık. Ebediyete ulaştığımızda huzurunda utanmamak için amellerimizi artırmaya çalışırdık.

Bilseydik eğer;

“Yarabbi, bana ilk namazı soracağın için emir olunduğum üzere onu dosdoğru kılmaya çalıştım.”

“Yarabbi, bana dünyalık olarak verdiğin emanetleri fazlıyla emrettiğin yerlere ulaştırdım.”

“Yarabbi, kullarının bana olan sevgisi ve muhabbeti beni değerlendirmende bir ölçü olacak biliyorum. Çünkü sen “Kullarımın sevdiğini bende severim” diye buyuruyorsun, bende bunun için kul hakkına girmemeye ve Kabe’yi yapar gibi gönüller yapmaya çalıştım. Sonsuz bir sevgiyle yalnızca senin için sevdim” derdik ve Allah için severdik.

Hem bu kainatta var olan her şeyde senden bir parça varken incitilmiş olsak bile, haddimize midir bizim senin yarattığını beğenmemek ve sevmemek.

“Sevgi” nasıl bir şeydir ki Yarabbi sen bu dünyayı ve bizleri habibini sevdiğin için yarattın. Formülü ne ihtiva eder ki sevginin dokunduğu her şey uhrevileşir, melekleşir, taş gönüllerde güller bitirir. Ne kadar güzel bir hissediştir gül alıp gül satmak. İnsanın ruhuna dinginlik ve safalık verir sevgi.

Sevgi; insanın yaratılış hamurunda, bir yetimin başını okşayan peygamberimin dokunuşunda, ensarın özverisinde, Hz. Ebubekir’in dost yüreğinde, Bilal-i Habeşinin siyah tenine düşen inci tanesi göz yaşlarında,

Sevgi; Veysel Karani’nin adım adım Rasul’e yürüyüşünde, Hz. Ayşe’nin anam babam sana feda olsun deyişinde, senin Kelamu kadiminin her harfinde, ben değil biz bilincine sahip olmaktadır.


Bilseydik eğer dünya hayatının geçiciliğini;

Sevgi ve muhabbetin tadını sevgisizliklerimizi pişmanlık göz yaşlarıyla yıkardık.


Bilseydik eğer;

Geçmiş ve gelecek günahları affedilmiş olan rehberimiz peygamberimizin istiğfarını örnek alarak her gün yapabildiğimiz kadar istiğfar ve tövbe-i nasuh yapardık.

Bilseydik eğer dünya hayatının geçiciliğini; unutur muyduk?

Bize hayatın ve ölümün hakikatlerini unutturan ihtiraslara, tamahlara binlerce kere ah. Ve bu unutkanlığın masiyetlerine binlerce kere af……

Bize bizi,

Bize seni,

Bize hayatın hakikatlerini,

Bize ahiret’i unutturma Yarabbi.

Dünya hayatında telafi edilmesi mümkün olan küçük unutkanlıklarla kıyas edilebilir mi “ahiret unutkanlığı.”

Tedavisi ancak dua ve ibadetle Rabbe uyanmakla mümkündür.

Öyle insanlar vardır ki yalnızca rablerinden dünyayı ve ona dair şeyleri isterler. Onların ahiretten bir nasibi yoktur.

“Rabbimiz sen bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru”


Fatma KOTAN / Eğitim Uzmanı
Haberi Paylaş
Haber Yorumları
Yorum Ekle
Fatma hocam, cidden harika bir yazı tebrik ediyorum. Yazılarınızın devamını bekliyoruz. Selamlar.
Necmi Kobya - 2012-02-13 04:17:39
Allah razı olsun bu güzel yazı için..
Murat - 2012-02-12 23:30:53
amin amin amin
Sema Duman - 2012-02-12 23:28:16
 Diğer Haberler
 
 
DİYANET'İN 2012 YILI SINAV TAKVİMİ
 
 
 
 
Yazarlar
 
Şam: Musa'nın Duasına Harunların Amin Dediği Yer
 
 
 
Dr.İhsan ŞENOCAK
 
Alıntı Yazarlar Misafir Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Fotogaleri
Videogaleri
Çok Okunanlar
Sitene Ekle | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Dinihaberler.com hiçbir resmi kurum ve kuruluşa bağlı değildir, tamamen özerk bir sitedir.
Yazılım: Haber Sitesi Kur