Diyanetin itibarı 21 Şubat 2012 Salı 05:13 Türkiye’de din deyince ilk akla gelen kurum olan diyanet, yapılan güvenilirlilik anketlerinde ilk ona bile girememekte.
Oysa kaynağı itibariyle ilahi olana dayanan din ve bu dinin temsilcisi olan bir kurum güven denince ilk akla gelen kurum olmalıdır. Toplam 117 bin 541 kişi personel sayısı, 2 milyar 650 milyonluk dev bütçesi ile de birçok bakanlığı geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın itibarı neden olması gereken yerde değildir? Bu konu, üzerinde ciddi durulmayı gerektiren bir mevzudur. DİYANETİ AŞAN NEDENLER
19. ve 20 yüzyıllar Batı kaynaklı materyalist felsefenin altın çağlarıydı. Fiziği ve görüneni esas alıp metafiziğe savaş açan bu düşünce akımı kısa zamanda dünyayı etkisi altına almıştı. Kuşkusuz bunda Kilise ile İktidar arasındaki güç mücadelelerinin kilisenin aleyhine sonuçlanmasının etkisi de büyüktü. Bu mücadele sonucunda iktidar galip gelmiş, kiliseyi hakimiyeti altına alarak ona sınırları belli bir alanda hareket imkanı vermişti. Aynı zamanda bu yüzyıllar Osmanlı Devletinin Batı karşısında kendisini ezik hissedip ona hayranlığının arttığı yüzyıllardı. 1857'de ölen A.Comte'un düsünceleri Osmanlı’ya gelmekte gecikmedi ve böylece pozitivizmin düşünce hayatımızda önemli bir yeri oldu. Felsefeyi, edebiyatı, politikayı dolayısıyla toplumun bütün katmanlarını etkiliyordu bu düşünce akımı.
Osmanlı’nın külleri üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de laikliği kendisine bir ilke olarak benimsedi. “Din geri kalmışlık sebebimizdi”. Bu yüzden siyaset ve devlet kuralları farklı işler, din ise kedisine çizilen sınırlar içerisinde, siyasi otoritenin izin verdiği ölçüde yaşamını devam ettirirdi. Osmanlıda Şeyhülislamlık gibi gerektiğinde padişahı bile aşan bir mevkide bulunan din işleri, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yine de 3. sırada yer alabilmişti. Ancak aradan geçen yıllar içerisinde hiyerarşideki yeri gittikçe eridi ve günümüzde 51. sırada yer alıyor.
DİB’in, cumhuriyetin kurulduğunda protokolde üçüncü sırada olup şu an 51. sıraya kadar gerilemesinin siyasi nedenleri kadar toplumsal nedenleri de vardır. Diyanetin en önemli temsilcisi olan din görevlilerinin, halk arasındaki tabirle hocaların, yazılı ve görsel medyada bilinçli veya bilinçsiz, kaba-saba, çok yiyen, temizliğine dikkat etmeyen, dünya işlerinden anlamayan, giyim-kuşam zevki olmayan kişiler olarak lanse edilmesi ve bunun bütün kuruma mal edilmesi diyanetin gözden düşmesinin en önemli nedenlerinden biri olmuştur. Bu şekilde din ve dinin temsilcisi olanlar toplum nazarında küçük düşürüldü. Burada bütün suç tabii ki dışarıda aranmamalıdır. Maalesef dini çok menfi şekilde temsil ed(emey)en din görevlilerinin de etkisi olmuştur bütün bu olumsuzluklarda.
Günümüz Dünyasında, maddenin tatmin edemediği insanlığın zihni ve kalbi tekrar dine dönüş yaşamaktadır. Kurtuluşu dinde ve dini değerlere bağlılıkta aramaktadır iki-üç asırdır savrulan zavallı dünya insanı.
İşte bu noktada Diyanet’e çok büyük görev düşmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendi içinde özeleştiri yapıp Türkiye gündeminde neden daha güçlü temsil bulamadığını sorgulaması gerekmektedir. Bu noktada işin siyasi tarafına girmeden uzmanlık alanı dinin sosyal hayata etkileri olan biri olarak bazı önerilerde bulunmak istiyorum.
DİYANET’İN İTİBARINI ARTTIRMA ADINA ÖNERİLER
• Her sahada uzmanlaşmanın önem kazandığı günümüzde diyanet görevlileri de uzman olmalıdır. Bu nedenle Diyanet YÖK ile daha sıkı iş birliği halinde olmalı, din görevlisi yetiştirilirken gerekli olan kıstaslar ortak belirlenmelidir. Bir din görevlisi en azından ilahiyat mezunu olmalıdır ki; işinin ehli olabilsin.
• Toplum din görevlilerinin şahsında dini görmektedir. Bundan dolayı onların yaptıkları en küçük hatalar dine mal edilmektedir. Bu nedenle Din görevlileri yaşadıkları toplumsal hayattaki davranış ve uygulamalarında çok daha hassas olmalıdırlar.
• Din görevlileri memuriyet anlayışından sıyrılıp, topluma daha fazla faydalı olma mülahazasıyla, cemaatiyle farklı ortamlarda daha çok beraber olabilmelidir.
• 2001 yılında Adapazarın’da kıldığım bir Cuma namazında, imam Cuma hutbedinde Abdullah İbn Cahş isimli sahabiden bahsederken ilkinde Bahş, ikincisinde Cahş, üçüncüsünde ise Kahş olarak okumuştu. Bu olayı hiç unutamam.
Bu ve bunun gibi olayların önüne geçmek adına hutbeler ve vaazlar merkezden gelmemeli her bir din görevlisinden hutbeyi kendisinin hazırlaması istenmelidir.
• “Veren el alan elden üstündür.” Camiler toplum nazarında hep alan el olarak lanse edilmemelidir. Veren el olup dinin ve dinin temsilcisi olan bu kurumun itibarı artırılmalıdır. Bunu sağlamak için de caminin ihtiyaçları imam tarafından maddi durumu müsait cemaatten bazı kişilere gördürülse, hem o insanın sadaka-ı cariyede bulunmasına vesile olunacak hem de imam efendiler ezile büzüle her Cuma cemaatten para istemek zorunda kalmayacaklardır. Bunun neticesinde de gerektiğinde bir fakire de el uzatabilen camilerimizin itibarı toplum nezdinde yükselecektir.
• Şüpheli şeylerden uzak durma adına şeffaf olabilmek önemlidir. Şeffaflığa en çok dikkat etmesi gereken kurum da diyanet olduğu için Torpil ve Diyanet yan yana en son gelmesi gereken iki kelimedir. Diyanet’in kuruma eleman alırken mülakat yapması akıllara “acaba” sorusunu getirmektedir. Alacağı görevlinin Kur’an-ı Kerim’ini dinlemek için mülakat yapabilir ancak diğer mülakat konuları yazılı olmalı ve böylece objektif kriterlere bağlanmalıdır.
• Allah, kendi adına çalışılan bir yeri zayi etmez. Yüce kitabında da “kişi için ancak çalıştığının karşılığı” olduğunu buyurmaktadır. Eğer Diyanet kendi içerisindeki problemleri halledebilirse, kendini aşan diğer problemler tabii mecrasında çözüme kavuşacak ve gerek toplum gerekse de devlet nezdinde layık olduğu itibara kavuşabilecektir.
Haber Yorumları Yorum Ekletorpil ayakçılarına yazıklar olsun yapanada yaptıranada ahirette hz. Ömer iki yakanıza yapışır İnşallah muzip - 2012-03-09 07:36:17itibar-adalet gibi kavramların diyanetin yanında durmadığını düşünüyorum.hele hele bu yı ki atamalar evlere şenlik. fahri kkö ler kadro aldı. şimdi de vekil imam ve müezzinler sözleşmeli olacak... biz ise güncel yeterlik ve kpss 77 ile önlisans mezunu olarak da bunu izleyeklim....şaşkın ve kin dolu bir şekilde bekliyoruz... itibar - 2012-02-22 06:42:31Diyanetin güvenilir olması için öncelikle adaletin ne olduğunu öğrenmesi gerekir.Kürsülerde adalet anlatıpta, adaletli olmayan yöneticiler sorgulanmalıdır.Ben bir Diyanet görevlisiyim, ama inanın kendi kurumumdan nefret ediyorum.Her yerde torpil adam kayırma bıktık...
Birde Özerk bir kurum olmalıdır.Devletin himayesinde siyasetin içinde olmamalıdır. Kerim Hoca - 2012-02-21 16:31:35diyanet mutlaka özerk yapıya dönmelidir.aksi halde hep imaj kaybedecektir.bunu istemeyen derin güçler olacaktır.zor bir iş ama bağımsız bir diyanet türkiyeye nefes aldıracaktır zeki birbilen - 2012-02-21 15:09:33Bu makaleyi ele alan hocamızı canı gönülden tebrik ediyorum. Sorunu uzakta aramaya gerek yok. Birde çalışanlar içinde bir anket yapılsada görelim. Ne kadar güvenilir olduğunu hepimiz görürüz. Ama gelgelelim bunu yapmazlar. Çünkü işine gelmez. Yani diyanetin görevi herkese adalet kavramını anlatırken, kendisini ipin ucundan dahi tutmuyor. En adaletsiz kurumun diyanet olduğunu benim kadar herkes biliyor. Bazıları gecesini gündüzünü verirken görev almak için, bazılarıda direk tepeden referansla göreve geliyor. Benim ne demek isteğimi herkes anladı. Kurumdan Biri - 2012-02-21 14:46:18evet diyanet çalışanıyım ve bende artık utanır oldum adaletsizliklerle dolu alım yaptılar.fahriler inanamıyorum ya sınavsız yeterli bile olmayan kişileri görev başı.ahirete havale ettim onları neydi merak ediyorum bunca sene içinde gıdım gıdım insan al birden 7000 fahriye kaplarını aç hem de kayotsız şartsız.yeterliliği olmayan yeterlik ver bol keden puanlar...umre işi de sınavla olmalı değil mi .hakkatten vicdanınız sızlar inşaALLAH da anlarsınız.düşünün biraz ya kalp gözü ile... musab - 2012-02-21 13:52:461-DİB kurum içinde ne kadar seviliyor/sevilmiyor araştırıyor mu hiç?
2-DİB en ucra köylerdeki nakil atamaları bile bir sisteme bağlayamadıktan sonra küresel bir kurum olmasını beklemek boşa..
3-islam dinini-inancını tebliğ etmek olan bir kuruma inanılmaması/güvenilmemesi ilginç bir durum..personeli güveniyor mu acep kurumuna, zannetmiyorum.
4-Din gönüllüsü, sosyal imam gibi süslü kelimlerle bir yere varılamaz..bir çok imam mecburen görev yapıyor dağlara hapsedilen ilahiyat mezunları oldukça psikolojısi bozuk asosyal imamlar geliyor tabandan..atamalar sorun, nakiller sorun..
5-bir çok kurum damgalamaş dibi bir çok insan olumsuz bakıyor imama yüklemekle olmuyor bunları..tepeden inme yönetmelikleri imamda kendine göre yönlendiriyor..taşrada olup bitenden kimsenin haberi yok..
sıralayamayacağım daha bir sürü..100 yıllık kurumuz neredeyse ama hala nakillerle uğraşıyoruz..gerçekten gerici bir kurum acı ama gerçek.. özgür - 2012-02-21 13:51:26diyanet en son yaptığı fahri alımla daha da değer yitirdi düşünebiliyormusunuz bekir bozdağ bey belge alamayan fahrilere bile yeşil ışık yakmış taha beyi tebrik ediyorum çok güzel özetlemiş durumu.yahudilerin vadedilmiş toprak meselesi gibi illa bu fahrileri yerleştirelim diye sistem alt üst edilmemeliydi diyanete vakar adalet yakışır.sınava giren her bir aday demeli ki diyanet de t vitamini işe yaramaz ancak i vitamini olmalı.doğru söze başka ne söylenir akil - 2012-02-21 13:38:12milyarlarca maaş alan dib'ın görevi ne.tevelerdeki o kötü hoca imajı veren yapımlara filimlere dizilere müdahale etsin.atamalardaki,hac ve umre görevlendirmelerindeki haksızlığı kaldırsın.diyanet adaletli bir kurum olsun.mülakatlarda görevlendirmelerde hz.ömer adaleti uygulansın.umre görevlendirmelerinde önce MBTS şartı aranacak dendi sonra bu söz yutuldu ve müftülerin adamları ve merkezlerde umreci için yalvaran imamlar yalvararak umreci bulanlar umreye görevlendirildi.bu diyanete kim itibar edecek.MBTS puanına göre görevlendirme yapın ve adaletli olunsun.her hafta cumalarda toplanam yardımlardan dolayı itibarmı kaldı imamda ve diyanette.müftülük ve diyanet olarak imamı bir muhtara,derneğe,suçsuz yere bir vatandaşa kurban ederseniz ne imamda,nede müftülükte nede diyanette bir itibar kalmaz.diyanetin adaletsiz bir kurum olduğu personeli tarafından konuşulmaya başlamışşa o kurumdan itibarmı kalır.25 yıllık görevliler halen kırsallarda görev yaparken,yeni göreve başlamış bir çoçuk emmisi dayısı bir ilçede müftü olursa,bir sene sonra merkeze gidebiliyorsa o müftüden ve diyanetten itibar kalırmı.ADALET ADALEEEEET. dost - 2012-02-21 13:37:41