İslam Dininin en önemli ibadetlerinden biri olan hac ibadeti için maddî ve manevî hazırlıklar başladı. İl ve İlçe Müftülüklerimiz bu yıl da hac vazifesini yerine getirmek üzere kutsal topraklara gidecek olan hacı adaylarına gerekli eğitim seminerlerini verdi. Şimdi yolculuk zamanı, heyecan dorukta, yürekler gümgüm çarpıyor. Dünyanın dört bir yanında tatlı bir heyecan yaşanıyor. Bu öyle bir duygu, öyle bir heyecan ki, sadece gidenlerle sınırlı değil, onların yakınlarını da kapsıyor. İslam âlemini derinden kuşatıyor. Daha önce gitmiş olanların özlemini ayağa kaldırırken, isteyip de gidememiş olanların ise hasretini katlıyor.

Sevdiklerinden ayrılan hacı adayları nelerle buluşmayacak ki. Nice yeni yeni hatıralar ömür sahifelerine sığdıracaklar. İnsanlar ya gönüllerini Kâbe'ye koyacaklar ya da gönüllerine Kâbe'yi koyacaklar. Bakıp da görememek gibi, gidip de varamamak da var işin ucunda.
 
HACI; YATAĞI, MUTFAĞI DEĞİL, İBADETLERİ YILDIZLANDIRMALIDIR

Mebrur ve makbul bir hac için hacı adayı kardeşimiz ne yaptığının ve niçin yaptığının farkında olmalıdır. Kordonda yürür gibi Kâbe’de yürüyen insan, mübarek beldenin hakkını veremez. Hacı adayı kardeşimiz, yatağını, mutfağını beş yıldızlı yapma yerine ibadetlerini yıldızlandırmanın gayretinde olmalıdır.

Evet, orada ibadet adına yaptığımız her eylemin mutlaka bir mana ve ehemmiyeti var. Deruni bir anlamı var. Burada imkânlar nispetinde bir kaçına değinmek istiyorum.

Hacca niyet etmek, bugüne kadar işlediğimiz günahlara, isyanlara tövbe edip sırat-ı müstakime yönelmektir.

İhram için elbiselerimizi çıkarmak; her türlü masiyetten arınmaktır. Hakikat elbisesine bürünmektir. Dünyaya ait ne varsa hepsini terk etmektır. Hak katında eşitlenmektir.

Gusletmek, beden ve kalbimizdeki maddî ve manevî kirleri ve illetleri temizlemektir.

Telbiye’de bulunmak; cephe için gerekli hazırlıklarını yapmış, üniformasını giymiş, silahını kuşanmış bir askerin komutanının huzuruna çıkarak; Emret komutanım! diye seslenişidir.

Harem-i Şerif’e yönelmek ve ona yürümek, her haramı ve Hak’tan uzaklaştıran her söz ve davranışı terk etmektir.
Kâbe’nin etrafında dönmek; hak ve hakikati korumaktır. Mağdurdan yana olmaktır. Mazluma hısım, zalime ise hasım olmaktır.

Safa ve Merve arasında koşmak; kaybettiklerimizi aramaktır.

Kurban kesmek, nefsanî istek ve arzularımızı Hakk’ın rızasında yok etmektir.

Şeytana taş atmak, içimizdeki cehaleti ve vesveseleri taşlamaktır. İlim ve irfanla buluşmaktır.

Unutmamalıyız ki Kâbe’yi ziyaret,  ilahî ikramlara mazhar olmaktır. Gönlümüzü ilahî huzur ve sürur ile doldurmaktır.
Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]  hadis-i şeriflerinde; ‘‘Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın ziyaretçileridir. Ziyaret edilenin, kendisini ziyaret edene ikram etmesi bir haktır.’’ Buyurmuşlardır.

Bu ikramı fark edemediysek hakikatte ziyaret etmiş olamayız.

ÖYLE İSE NASIL BİR HAC:
Hazret-i Ebu Hüreyre (Radıyallahu Anh) den rivayet edildiğine göre Hazret-i Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize; 
‘‘En üstün amel nedir? Diye soruldu. 
Allah ve Resulüne inanmaktır, buyurdu.
Sonra nedir? Denildi. 
Allah yolunda cihad etmektir, cevabını verdi.
Sonra hangisidir, diye soruldu. Efendimiz de;
Mebrur olan hacc'tır.” buyurdu.

İstisnası olmakla beraber Kütüb-i Sitte diye bilinen hadis kitaplarının hemen hepsinde yer alan bu Hadis-i şerifte, görüldüğü üzere, sırasıyla iman, cihad ve hacc-ı mebrur "en üstün amel" olarak tanıtılmaktadır. En faziletli ve kıymetli amellerin sorulduğu bu tür hadislerin hemen tamamında, iman ve cihad mutlaka zikredilmektedir. İman ve cihaddan sonraki amel, durum ve şahıslara göre değişiklik göstermektedir. Cihat çatılı iman binasının içerisindeki kişiye ve sahip olduğu imkânlarına göre üçüncü sıradaki en üstün amel bildirilmektedir. Bu değişiklik asla bir çelişki değildir.

Ben bu yazımda, yukarıda mealini verdiğim Hadis-i Şerifte yer alan iman ve cihad kavramlarından daha çok, "hacc-ı mebrur" diye ifade edilen kişi kötülüklerden alıkoyan, anasından doğduğu gün gibi saf ve temiz bir hale çeviren, Rabbimiz katında makbul bir hac ibadetinden söz etmek istiyorum.

Zengin Müslümanların ömürde bir kez yapması gerekli olan hac ibadeti, hadisimizde mutlak olarak değil, mebrur sıfatıyla zikredilmiştir. Onun "en üstün amel" şeklinde ifade duyurulmasında bu sıfatın önemi büyüktür. Daha açık bir şekilde ifade etmeye çalışacak olursam, burada üzerinde durulması gereken anahtar kelime; "mebrur"dur.

Mebrur kelimesi; makbul, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş, günah ve şirk karıştırılmamış, sonu başından daha iyi, zulüm ve ihanetten arındırılmış, ihlâs ve samimiyetle sırf rızaen lillah ifa edilmiş olan vb. manalara gelmektedir.

İfade etmeye çalıştığım  anlamları içerisinde barındırmış olan hacc-ı mebrur; "en üstün" amellerden kabul edilmiştir. Böylesi bir haccın karşılığı bir başka Hadis-i Şerifte; ‘başka değil, sadece cennet’tir, şeklinde Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından bildirilmiştir. Bu müjdeyi veren Cenab-i Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, mebrur hac yapan mümin bir kişinin mutlaka mükâfatlandırılacağını, günahlarının affedilerek cennete girdirileceğini ifade etmektedir. Zaten ahkâm, evsaf ve adabına riayet edilerek ihlâs ve samimiyetle yerine getirilen haccın geçmiş günahlara keffaret olduğu yine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz tarafından bildirilmiştir:

"Kötü sözler söylemeden ve günah işlemeden hacceden kişi, anasından doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (memleketi ne) döner. "

"İslam, hicret ve hacc, geçmişin günahlarını yok eder"

"Umre ve hacc, fakirlik ve günahları; körüğün kömür, altın ve gümüş tozlarını temizlediği gibi ortadan kaldırır. "

Ancak Hac ibadeti için yol hazırlığında bulunan veya bu kutsal yolu düşünen kardeşlerim unutmasınlar ki; Haccın mebruriyeti veya makbuliyeti kutsal beldelere gitmekle değil, daha çok hac sonrasında mümin kişide görülen müspet tutum ve davranışlarla ölçülmektedir. O halde burada hemen yeri gelmişken ifade edeyim bu tür davranışların sürekliliği, hacdan beklenen ferdî ve içtimaî faydanın temini bakımından çok önemlidir.

Mealini verdiğim Hadis-i Şerifte; iman-cihad ve hac üçlüsünün zikredilmesi çok önemlidir. Birinin varlığı diğerine bağlıdır. Cihad olmadan iman olmaz. Cihad olmadan hac olmaz.

Hazret-i Aişe-i Sıddıka Validemiz; Hazret-i Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kadınlar için; "çarpışmasız cihad vardır: hac ve umre" buyurduğunu bildirmektedir. Yine bir başka Hadis-i Şerifte kadınlar için; "Hac ne güzel cihaddır" buyrulmaktadır. Bunun için Hac ibadeti için; "içinde kıtal, çarpışma bulunmayan cihaddır. " Denmiştir.

Güçsüzlüğünden ve korkaklığından yakınan bir Sahabi Efendimize Hazret-i Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);
"Güç-kuvvet ve kahramanlık istemeyen cihada, hacca gel, katıl" buyurmuştur. Bir başka Hadis-i Şerifte ise; "Yaşlı, güçsüz ve kadınların cihadı; hacdır."buyrulmaktadır.

Buradan hiçbir kimse hac ibadetinin zayıflar, yaşlılar ve kadınlar için meşru kılınmış olduğu anlamını çıkarmasın. Bu tespitler, hac ibadetinin topyekûn ümmet için kıtalsiz bir cihad, yani soğuk harb demek olduğunu ve herkesin bu soğuk harpte yerini alması gerektiğini ifade etmektedirler.

Aslında hac ibadeti için; " İslam milletlerinin senede bir kez birlikte gerçekleştirdikleri çarpışmasız cihad harekâtıdır. " denebilir. Zira Hac ibadeti içinde bulunan remel, hervele ve remy gibi davranışlarla düşmana gözdağı vermek, müslümanlar hakkındaki olumsuz düşünceleri anında red ve yok etmek amacını taşıyan ibadet için birer cihad hareketleridir.

Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.