Hâricî mantığı, toplumla iletişim kurmanın önümüzde en büyük engeldir. Bu mantık dün Hz Ali’yi; “Kur’an, ‘hüküm Allah’ındır’ dediği halde Ali, hakeme başvurmuştur. Bundan dolayı kâfir olmuştur” diyerek şehid eden mantıktır. Bu mantık, tarihî süreç içerisinde hep var olagelmiştir. Yani dün vardı, bugün de var, yarın da var olacağa benziyor. Bu mantığın ruh halini ve davranış biçimini, Rasûlullah (s.a.v) şöyle dile getirmişlerdir: “Sizden her biri, onların namazı karşısında kendi namazını, onların kıyamı karşısında kendi kıyamını ve onların kıraati karşısında kendi kıraatini küçük görür. Ama onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır. Putperestleri İslam’a çağıracaklar, Müslümanları ise öldüreceklerdir.” (Buhari, Menâkıb, 25; Tecrid, XI/283)

Bu insanlar, ibadette doruk noktada iken, ilimleri sıfır noktasında olan slogancı tayfasıdır. İlim sahibi olmadan fikir sahibi olanlardır. İlimsiz ibadetin kendilerini kurtarmadığını bilmeyecek kadar cahil insanlardır. Tâbiin fakihlerinden Hasan-ı Basrî bu konuda şöyle der: “İlimsiz amel eden, yol almadan yürüyen gibidir. İlimsiz amel edenin bozduğu şeyler, yaptığı şeylerden daha çoktur. Öyleyse siz ilmi, ibadete zarar vermeyecek bir istekle talep edin. İbadeti de ilme zarar vermeyecek şekilde talep edin. Çünkü ibadeti talep edip ilmi terk eden bir gurup Hz. Peygamber’in ümmetine kılıçlarıyla karşı çıkacak kadar ileri gittiler. Eğer onlar ilim tahsil etseydiler, ilim onları bu yaptıklarına sürüklemezdi.” (Yusuf el-Karadâvî, Tekfirde Aşırılık, s.25)      

Bu konuda Hz. Ali (r.a.) da: "İki tip insan belimi büktü: İbadetsiz ve amelsiz âlim ve cahil sofu." buyurur.

Yine Hz. Ali, ilimsiz ibadetle ilgili şöyle buyurur: “İlimsiz yapılan ibadette hayır yoktur, kendisinde fehim/ince anlayış ve sezgi olmayan ilimde hayır yoktur. Kendisinde tedebbür/düşünme olmayan okumada da hayır yoktur.” (Dârimî, Sünen,1/351)

İşte ilmî donanımı elde etmeden birkaç fikrî ve ideolojik eser okuyan, ama elifi görünce mertek zanneden, ya da dünyayı iyi okuyamayan marjinal bir gurup, dünkü haricî ağabeylerinin izinden giderek, bugün kendi dışındaki Müslümanları kafirlikle suçlamaktadırlar. Onların bir kısmına göre, eğer siz bir partiden milletvekili olduysanız dinden çıktınız, bir partiye oy verdiyseniz kâfir oldunuz, Diyanetin tayin ettiği imamların arkasında namaz kılıyorsanız, namazınız bâtıl olmuştur, hele cumayı hiç kılamazsınız. Bu sistem içerisinde resmî görev almışsanız “bu küfür sistemine onay vermişiniz demektir. Bu da ‘küfre rıza küfürdür’ kaidesi gereğince sizi dinden çıkarır…”  

 Bu tür absürt/saçma, delilsiz iddialarını çoğaltabilirsiniz. Hz. Ali gibi ilmin kapısı olan ve cennetle müjdelenen mübarek bir şahsiyeti kâfir ilan eden kafanın torunlarından başka bir anlayış beklemek zaten abes olurdu. Bunların kendi içinde de tutarsızlıkları vardır. Yukarıdaki iddiaları, bütün haricî anlayışlılar ileri sürmezler. Bir kısmı böyle derken, bir kısmı da bunları küfür görmez, sapıklık veya haram görür.

Hep itham eden, şefkat ve merhametle insanlara yaklaşmayan, hep kılıçları ellerinde olan bu marjinallerin, zaman zaman dibe vurduğunu keşfediyorsunuz.  Fakat nereden bir rüzgâr esiyorsa, bir de bakıyorsunuz toplumun bir kesiminde patlak veriyorlar. Galiba kelaynak kuşları gibi korunmaya alınıyorlar ve “yok oldular” zannına kapıldıklarında, “bu meydanda biz de varız” diyerek kefenlerini yırtıyorlar. Ve böylece İslamî hareketin önünde, toplumla iletişimi engelleyen bir engel olarak durmaktadırlar. İslam’ı kirleten davranış ve ruh halleriyle, çok itici olmaktadırlar. Laf anlamayan, bilmediğini de bilmeyen bu beyni yıkanmışlara; aklıselim sahibi, İslâmî duyarlığı olan ilim ehlinin içi ısınmıyor ki, cami cemaatinin içi ısınsın.

Bunların beyin yıkama tezgâhından geçmiş, “Cuma kılınmaz, partiye oy verilmez, bu devletten görev alınmaz” diyen fabrika işçisi bir gençle tanışmıştım. Onunla bu meseleleri konuştum. Kitaplar tavsiye ettim. Diyalogumuz sürdü. Sonunda Cuma kılmaya karar verdi. Fakat partiye oy vermenin küfür olduğu takıntısından kurtulamamıştı. Bir gün Cumaya gidince “sağa selam verdim: Bu adamlar partiye oy veren kafirlerdir dedim içimden…Sola selam verdim yine aynı duygu kapladı. Ben bu kâfirlerle mi Cuma kılacağım dedim. Psikolojim bozuldu. Sonra gitmedim. Daha sonra bu takıntım da gitti ve rahatladım. Şu andan itibaren bütün takıntılarımdan sıyrıldım ve harici mantıklı arkadaşlarımla ilişkilerimi de dondurdum. Artık dedikleri beni kesmiyor. Psikolojim düzeldi” demişti.    Demek ki, harici mantık; insanları, tedaviye muhtaç bir ruh hastası haline getiriyor. Bu mantık sahiplerinin sayısı az ise de, mevcudiyetleri bir vakıadır.

Dinin herhangi bir hükmünü reddetmeyen kimse, kelime-i şahadeti ikrar ettiği sürece, farzları yerine getirmese de ve bir kısım günahlara batmış olsa da hiç kimsenin onu, din namına kâfir olduğunu iddia etmeye hakkı yoktur. Mü’min bir kimseyi tekfir etmek son derece tehlikeli ve vebali olan bir davranıştır. İşte Hz. Peygamberin uyarıları:

“Herhangi bir kimse mü’min kardeşine “Ey kâfir!” dese, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri, muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibiyse ne âlâ. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner.” (Müslim, İman, 111; Ebû Davud, Sünen, 15)

“Hiçbir kimse başka bir kimseye fâsıklık sıfatı atamaz/atmaya hakkı yoktur. Başkasına küfür sıfatı da atamaz. Şayet atar da attığı kimse, atılan fâsıklık veya kâfirliğin sahibi değilse, bu sıfatlar muhakkak atan kimseye döner.” (Buhari, Edeb, 44)

“Kim bir mü’mine kâfirlik isnad ederse, bu da onu öldürmek gibidir.” (Buhari, Edeb, 44, 73)

Onların ruh halini anlamak için şu tarihi hakikati de aktarmamız gerekiyor: “Habbab b. Eret’in oğlu Abdullah ile yanında hamile olan hanımı olduğu halde karşılaştılar ve ona şöyle dediler: “Hakeme başvurmadan önce Ali hakkında ve hilafetinin ilk altı yılında Osman hakkında ne dersin?” Abdullah, iyilikle andı. Bunun üzerine hariciler “Hakeme başvurma hakkında ne dersin?” dediler. Abdullah: “Hz. Ali’nin, Allah’ın kitabını sizden daha iyi bildiğini ve Allah’ın dinini sizden daha iyi koruduğunu ve görüşünün sizden daha basiretli olduğunu söylerim” dedi. Hariciler: “Sen, hidayete tâbi olmuyorsun” dediler, Abdullah’ı nehrin kenarına götürdüler ve orada kestiler. Hanımının da karnını yardılar.” (Muhammed Ebû Zehra, İslam’da Siyasi, İtikadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi, s.74)

Onun için, İslâmî hareket; bir ilim ve ulemâ hareketidir. Toplumları ayakta tutan iman ve ilimdir. İlimleri ayakta tutan ise âlimlerdir. Âlimler, toplumların temel direkleridir. Âlimleri olmayan toplumlar, karanlıkta, ya da boşlukta kalan insanlar gibidir. İdeolojik dalkavukları veya sığ bilgilerinden yola çıkarak İslam’ı ideolojileştirip etrafında marjinal guruplar oluşturanları, âlimler zümresinden saymak, gerçek ulemâya zulüm olur. Gerçek âlimler, toplumlar için bir ışık kaynağıdır. Bunun için: "Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür" denir.

Evet, günümüzde İslam’ı, toplumumuzda yeniden inşa ve ihya ederken, karşımızda sadece laikçi yobazları görmüyoruz. Gerçek Ehlisünnet çizgisinde olaylara yaklaşmayan, amelî bir takım meseleleri, îmâni bir mesele sayan ve bundan dolayı da tekfir fırçasıyla kendi dışındakileri kâfir ilan eden hâricî mantığında olanlar da, iletişimimizin önündeki engellerdendir. Gençlerin paçayı bu akıma kaptırmaması için “Dininizi kimden öğrendiğinize dikkat edin” (Müslim, Mukaddime, 5) peygamber uyarısı doğrultusunda, İslam’ı, topluma sağlıklı ulaştırmak için “bu mantığı” ifşa etmekten çekinilmemelidir. Meydanı bunlara bırakacak olursak, insanları dinden nefret eder hale getirirler. En güzeli, bu mantık sahiplerini muhatap almadan, itibar etmeden, hedef kitle olan toplumun sağduyu sahibi insanlarına ulaşmak ve onlardan gelecek tahrifât ve tahrîbâtı onlara anlatmak gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Abdurrahman. 2017-11-09 22:41:49

saygı değer yazar kardeşim. gerçekten duygu ve düşüncelerimize tercüman oldun. azına kalemine Allah güç kuvvet versin. aynen dediğin gibi harici zihniyetliler , ve marjinal grupcuklar ve ilimden yoksun sloganik laflardan öetye geçmeyen bazıislami bilmeyenler islama en büyük kötülüğü ve müslümanlra zara vermekteler. sizin bu önemli konuyu dile getirmen kanaatimce çok yerinde ve isbatli olmuştur. bilmeyenlerbilsin bu hakikatları.. Allaha emanet olunuz. selam ve saygılarımla...

banner274

banner273