Bu sorunun cevabını Sahabe-i Kiram Efendilerimizden Hz. Ebu Katade (r.a.) Efendimizin anlatımı ile dinleyelim:

Bir defasında Peygamber (s.a.v.)  Efendimizin yanından bir cenaze geçiyordu. Efendimiz (s.a.v.)  orada bulunanlara:
“Ya kurtuldu, ya da kendisinden kurtulundu”, buyurdular.

“Bu ne demektir? Ya Resulellah!” Diye sorulunca, şöyle cevap buyurdular:

“Bu cenaze Mü’min bir kimse ise dünyanın eza ve cefalarından, sıkıntı ve kederlerinden kurtularak Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. Şayet günahkâr bir kimse ise, dünyada kalanlar, memleketler, ağaçlar ve hayvanlar ondan kurtulmuştur.”

 
Demek ki ölümde bir rahata kavuşma, bir kurtulma hadisesi var bu kesin. Peki, rahata kavuşacak olan, kurtulacak olan kim? Önemli olan burası. Bazen halk arasında sık duyduğumuz bir şey var; ”Öldü kurtardı” bunu hemen herkes duymuş bazen de farkında varmadan kullanır olmuşuzdur.

Hadis-i şeriften öğrendiğimize göre bu konu ölenin durumuna göre değişmektedir:

Ölen iyi kimse ise, yani hem Allah’a karşı görevlerini yerine getirmiş, hem de insanlara karşı görevlerini yerine getirmiş ise, başka bir ifade ile dünyada iken kimseye zararı dokunmamış, kendisi için, ailesi için, milleti için, memleketi için, hatta bütün insanlık için yararlı işler yapmış ise kendisi rahata kavuşur, kurtulmuş olur. İnsanlar da onun ölümüne üzülürler ve onu rahmetle anarlar. Kanaatimce musalla taşının er kişileri bunlar olsa gerek. Hiç bir dünya menfaati olmadan; ”Biz memnun kaldık sen de memnun ol” duası ile yolcu olmak bahtiyarlık bu olsa gerek. Kur’an-ı Kerim, Fecr suresi 27-30. ayet-i kerimelerde ölüm anında böyle bahtiyar kimseye şöyle hitap eder:

“Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O da senden razı olarak dön Rabbine. Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime” 

Ne mutlu böyle bir ömür geçirenlere, ne mutlu bu yüce hitaba, bu güzel müjdeye mazhar olanlara. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de bu gibi salih ve muhlisler hakkında: “Ömrü uzun olup da ameli güzel olan kimseye müjdeler olsun” buyurmuşlardır.

Ünlü Şairimiz Namık Kemal bunu manzum olarak gayet veciz bir şekilde şöyle ifade ediyor:
Yâdında mı doğduğun zamanlar,
Sen ağlar idin gülerdi âlem.
Bir öyle ömür geçir ki: Olsun,
Mevtin sana hande, halka mâtem.
 
Aksi ise, yani ölen kimse hayatta iken kimseye yararı dokunmamış, bilakis etrafındaki insandan hayvana, uçandan sürünene herkese zararı dokunmuş, şerli, fesatlı birisi ise, o zaman insanlar ve diğer yaratıklar onun zararından, şerrinden kurtulmuş olurlar. Onun ölümüne üzülmezler, bilakis sevinirler. Onu rahmetle değil, lanetle anarlar.

Şair Vecdî’nin dediği gibi:
“Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubur” 
gibi bir akıbetle karşı karşıya kalır. Allah korusun inşaallah.
 
Elbette hiç kimse böyle olmak, lanetle anılmak istemez. Herkes hayırla yâd edilmek, rahmetle anılmak ister. Arkasından güzel kelimeler sarf edebilecek dostlar bırakmak ister. Bu güzel duygu insanın içerisinde yaratılışında vardır. Ancak burada ifade etmek isterim ki sadece rahmetle anılmayı istemek yeterli değil, rahmete vesile olacak, rahmetle anılmayı hak edecek, örnek davranışlarda bulunmak, faydalı şeyler yapmak, geride güzel eserler bırakmak gerekir. Ekmeden biçilmediği gibi yapmadan da bulunmaz. Eğer yarın bir şey bulmak istiyorsak bu günden yapmalıyız. Haşr suresi 18.ayet-i kerimede Yüce Mevla şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

Konu hakkında Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ise şöyle buyurmuşlardır: “İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak dünyada iken şu üç şeyden birini yapmış olanın amel defteri kapanmaz; iyilikler, sevaplar ölümünden sonra da amel defterine yazılmaya devam eder.

Bunlar:

1- Sadaka-i cariyede bulunan. Yani geride cami, çeşme, okul, hastane gibi insanlığa yararlı eserler bırakan.
2- Faydalı ilim, yararlı ilmi eserler bırakan ve öğrenciler yetiştiren.
3- Kendisini hayırla yâd edecek, iyilikle anacak güzel evlat yetiştiren.


Ancak bunlardan sadaka-i cariyede bulunabilmek için zengin olmak, faydalı ilim bırakabilmek için de âlim olmak gerekir. Ama bilinen bir gerçek var ki herkes zengin olmadığı gibi herkse de âlim değildir. Oysa istisnaları olmakla beraber genellikle herkes aile yuvası kurup ölümünden sonra kendisini hayırla anacak, rahmetle yâd edecek, yattığınız yerler nur olsun, makamınız cennetler olsun duasında bulunacak hayırlı evlatlar yetiştirebilir. Bu da insanoğlunun rahmetle anılmasına vesile olur.

Hemen her yerde vatandaşlarımız tarafından sıkça kullanılan bir tabir, deyim var; “Rahmet okutmak” diye. Kötülük yapma hususunda sonra gelen, önce geleni aratırsa, “Bu, öncekine rahmet okuttu” deriz. “Gelen gideni aratır” atasözümüz de bu anlamdadır. Konu hakkında

Enderunlu Fâzıl da şöyle der:
Kâfir ol mertebe kıydı cana
Rahmet okuttu Hülâgû Hana.
 
Birinin zulüm veya kötülük yapma açısından diğerinden daha ağır olup, onu arattırması durumunda kullanılan bir tâbirdir.

“Rahmet okutmak”  tâbirinin nasıl meydana geldiği hususunda da şöyle bir hikâye anlatılır:
Vaktiyle, ömrünü hırsızlıkla geçiren biri hastalanmış ve ölüm döşeğinde iken yaptıklarına pişmanlık duyarak Yüce Allah'a şöyle dua etmeye başlamış:

“Ey Yüce Allah’ım! Senin için her şey ma’lum. Benim halimi de en iyi sen biliyorsun. Kendimi bildim bileli hırsızlık yapıyorum. Onun bunun hakkını yiyor, âhını alıyorum. Dünyada nasibim hırsızlıktan imiş. Ne kazandı isem hep bu yolla kazandım. Kendim şöyle dursun, çoluk-çocuğumun kursağına bile helâl lokma girmedi. Yediğimiz içtiğimiz her şey haramdı. Sadece kendimi değil, onları da mahvettim. Bunca suçsuz insanın âhını aldım, hakkını yedim. Yüküm ağır, günahım çok. Bu kadar günah yükü ile senin yüce huzuruna nasıl çıkacağımı bilemiyorum. Şu anda yapabileceğim bir şey de yok. Biliyorum, arkamdan herkes beni lanetle anacak, kimse rahmetle, dua ile anmayacak. Zaten ben rahmetle anılmayı da hak etmedim. Şu anda senin sonsuz affına, rahmet ve mağfiretine sığınıyorum, beni bağışla ya Rabbi!”

Hırsızın delikanlı oğlu, artık son nefeslerini yaşamakta olan babasının bu pişmanlığını ve duasını işitip demiş ki:

“Baba, sen haline üzülme, sonrası için hiç de merak etme. Ben seni her gün rahmetle andırırım, gönlün hoş, için rahat olsun.”

Derken hırsız ölmüş, evin sorumluluğu, geçim yükü oğluna kalmış. Ne yapacak? İnsan babasından, atasından, ailesinden ne görür, ne öğrenirse onu yapar. Onun da babasından gördüğü, bildiği şey hırsızlık. Ne yapsın, baba mesleğini sürdürmeye karar vermiş. Başlamış hırsızlık yapmaya. Ancak babasının aksine, girdiği her evi âdeta kuruturmuş. İğneden ipliğe ne var ne yoksa alır, ev sahibine bir şey bırakmazmış. Artık evleri soyulanlar, illallah demişler, eski hırsızı, yani delikanlının babasını arar olmuşlar. Kendi aralarında şöyle demeye başlamışlar:

“Bunun babası da hırsızdı ama Allah rahmet eylesin, o böyle aç gözlü ve acımasız değildi, insaflı idi, ihtiyacı kadar çalardı, mal sahiplerini de düşünür, fazlasına dokunmazdı.”

Hırsıza da rahmet okunur mu demeyin, demek ki okunuyor, ama ancak bu kadar okunuyor.
Bu anlatmaya çalıştıklarımdan sonra size ve bize düşen ailemiz için, vatanımız için, milletimiz için, dinimiz için önce kendimiz güzel ve yararlı işler yapmak, sonra da kötülükte değil, iyi işlerde, güzel işlerde bizi geçerek bize rahmet okuyacak, okutturacak, hayırla ve rahmetle anılmamıza vesile olacak gözaydınlığı evlatlar yetiştirmektir.

Dinimize göre bir Mü’minin, ailesine ve çocuklarına karşı bazı görevleri ve sorumlulukları vardır. Bu görevlerinin başında onların rızıklarını ve diğer ihtiyaçlarını helalinden kazanmak, helal yollardan temin etmek gelir. Mü’min, hem kendi midesine hem de çoluk çocuklarının midesine haram lokma girmemesi için son derece dikkatli ve uyanık olmalıdır. Çocukların asî, yaramaz, etraflarına, ya da ana babalarına karşı kötü davranmalarının, asî olmalarının sebepleri arasında bunu da düşünmek gerekir. Ailenin, her hususta olduğu gibi, bu konuda da çocuklarına güzel örnek olmaları gerekir.

Selam ve dua ile…


 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.