Tarih: 6 Ağustos 1945.

II. Dünya Harbi’nin son ayları.

Amerika Birleşik Devletleri, Japonya’nın Nagazaki bölgesine atom bombası atarak dünya tarihinin ilk ve en vahşi nükleer saldırısını gerçekleştirir.

Bu acımasız saldırı nedeniyle 1945 yılı sonuna kadar Hiroşima’da 140.000 Japon hayatını kaybeder.

Tek bir saldırı, tek bir bomba ile tarihte en çok sayıda insanın hayatını yitirdiği unutulmaz bir yıkımdır Hiroşima…

Ama Japonlar, bu vahşet, bu katliam, bu felaket, bu yıkım, bu trajik olay sonrası ümitsizliğe düşmezler…

Bilakis bu hadise, Japonların hızla toparlanmalarına, milli şevklerinin artışına ve kısa sürede bilim-teknoloji ve ekonomide, dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yeniden yer almalarına vesile teşkil eder.

Nasıl mı?

Japonlar bu acı olayı ve atılan atom bombası sonucu dramatik bir şekilde hayatlarını kaybeden insanlarını hiç bir zaman unutmazlar…

Bu nedenle…

Her yıl, ilköğretim çağındaki genç öğrencileri olayın cereyan ettiği coğrafyaya getirerek, bombanın açtığı derin çukurları, tahrip ettiği çorak toprakları, bir bomba ile hayatlarını yitiren Japon halkının anıt mezarlarını ziyaret ettirerek, bu olayı adeta onların hafızalarına kazımak, kalkınmalarının motoru ve itici gücü haline dönüştürmek isterler.

Demek isterler ki:

''Çok çalışmazsak, çok yorulmazsak, çok üretmezsek, sonumuz yine böyle olabilir, aynı acıları yeniden yaşayabiliriz!”

Eğitime ağırlık vermeleri, çok çalışmaları ve Hiroşima olayından dersler çıkarmaları sebebiyle, milletlerin ve devletlerin tarihinde kısa sayılabilecek bir sürede, dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yeniden yer almayı başarırlar.

Bütün bunları nereden mi öğreniyoruz?

Seksenli yıllarda ülkemize gelip Türk heyetiyle resmi görüşmeler yapan Japon heyetinin açıklamalarından!

Yıllar öncesine gidelim…
Merhum Turgut Özal’ın (1983 - 1989) Başbakanlığı dönemine…

Özal’ın da hazır bulunduğu bir toplantı...

Bürokratlarımız, Japonya’dan gelen resmi bir heyetle, ekonomi ve eğitim ağırlıklı meseleleri görüşmekte, müzakere etmektedirler…

Bir ara, Hiroşima ve Çanakkale’nin benzer yanları üzerine konuşulur…

Çanakkale Zaferi’nin 101. yıldönümünü idrak ettiğimiz bu günlerde, Boğaz Harbiyle Hiroşima’nın analizine ışık tutabilecek ilginç bir anekdot ortaya çıkar, seksenli yıllarda…

Ülkemizin eğitim sistemini incelemek üzere Türkiye’ye gelen Japon eğitim uzmanları, araştırmalarının sonucunu bir rapor haline getirip Türk makamlarına sunduktan sonra, Özal’ın da hazır bulunduğu bu toplantıda:

“Türkiye’nin milli eğitim sisteminde, milli ruh ve milli dinamik eksikliği söz konusu… Milli heyecanın öğrencilere daha kuvvetle aşılanması lazım!” tarzında görüş bildirirler…

Turgut Özal’ın; “Nasıl?” sorusu üzerine de, bu konudaki kanaatlerini kendi ülkelerinden verdikleri örneklerle şöyle izah ederler:

Biz Japonya’da okula yeni başlayan çocuklarımıza milli ruh yüklemesi yaparız! Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, devasa teknolojik tesislerimizi, dünya çapındaki dev fabrikalarımızı gezdirir, ülkemizin gücü ve başarıları ile onları tanıştırırız. Sonra da aynı öğrencilerimizi Hiroşima ve Nagazaki’ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllarca ot bitmeyen alanlarda yıllar önce hayatını yitiren milyonlarca ecdadımızdan bahsederek: ‘Eğer sizler çok çalışmaz ve ileri teknolojilere sahip olmazsanız, sonunuz böyle olmaktır!” diye bilinçlenmelerini sağlarız…

Bunun üzerine Türk bürokratlardan birisi:

“Sizin Hiroşima’nız ve Nagazaki’niz var! Ama bizim yok ki!, demesi üzerine, Japon uzmanın cevabı şöyle olur:

“Sizin de Çanakkale’niz var! Çanakkale, on Hiroşima eder!”

Eder mi?

Gerçekten Çanakkale, on Hiroşima eder!

Çanakkale…

Bir bomba ile değilse bile… Bir anda değilse bile… Binlerce, yüz binlerce düşman silahından çıkan ölüm kusan mermilerin tahribatı sonucu, sadece Çanakkale’de, yaklaşık bir yıl içinde iki yüz binin üzerinde insanımızı şehit verdik…

Genel Kurmay’ın resmi rakamları: Çanakkale Savaşları’nda 253.000 şehit.

Yüreğimizde onulmaz yaralar, derin acılar açan ve bir var olma - yok olma mücadelesi olarak tarihe geçen Çanakkale Savaşları’nda on binlerce gazimiz de yaralı ve sakat olarak evlerine geri döndüler, savaş sonrası...

İşte Çanakkale’yi… Sadece bu Çanakkale’yi… Gençlerimize yeterince anlatabilsek, bize göre, gençlerimizde bulunan, ama bazılarında belki eksik olan milli ruh ve milli heyecanın, daha da artmasına ve ivme kazanmasına sebep olabiliriz…

Yapılacak şey…

Japonlar Hiroşima’yı nasıl unutmadılarsa, biz de millet olarak Çanakkale’yi, Boğaz Harbi’ni hiç unutmamalı, unutturmamalıyız…

Her yıl 18 Mart tarihinde, o harbin şehitleriyle gazilerini rahmet ve minnetle anmayı sürdürmeliyiz…

Peki biz… Gençlerimizin belleklerine, tarih bilincini ve Çanakkale şuurunu yerleştirmede acaba yeterince başarılı olabildik mi?

Japonlar gibi, tarihimizin, bu acı ama bir o kadar da övünçlü olayını, kalkınmamızın, üretimimizin, milli ruh şahlanışının dinamiği haline dönüştürebildik mi?

Onlar, Hiroşima’yı, nasıl kalkınmalarının motoru haline dönüştürdülerse, bizler de Çanakkale’yi, benzer bir algı, benzer bir dikkat ve çabayla, gelişmemizin ve milli değerlerimizin sıçrama tahtası haline dönüştürebiliriz…

Peki, bunu nasıl yapabiliriz? Nasıl yapmalıyız?

Japonları örnek alabiliriz, almalıyız…

“Hikmet müminin kaybolmuş malıdır” zira…

Japonlar, kendi gençlerine Hiroşima’yı gezdirip, nasıl şuur yüklemesi yaptırdılarsa, biz de öğrencilerimize – gençlerimize, Çanakkale Savaşının cereyan ettiği bölgeleri ziyaret ettirerek, Boğaz Harbini - Çanakkale savaşlarını, yerinde, Gelibolu’nun iki yakasında, iyi yetişmiş tarihçilerin/ araştırmacıların sunumlarıyla, iyice anlatarak, bu savaşlarda şehit olan atalarının kabirlerini ziyaret ettirerek, milli şuur yüklemesi yaptırabiliriz, yaptırmalıyız…

101 yıl önce (18 Mart 1915)’de dedelerimiz, kanları ve canları pahasına Çanakkale’de düşmana geçit vermemişler; şanlı tarihimize emsalsiz bir destan yazarak bu güzel vatanı bizlere emanet ve armağan etmişlerdir.

Emaneti korumak ve gelecek nesillere devretmek, artık bizim görevimiz, bizim ödevimiz, bizim borcumuzdur.

Unutmayalım ki, güzel yurdumuzun düşmanları dün olduğu gibi, bugün de vardır, yarın da olacaktır, bu yüzden, vatanımızı ve kutsal değerlerimizi ilânihaye savunabilmek için nesillerimize milli mefkûre, tarih bilinci ve dini şuur verilmesi, öncelikli vazifelerimiz arasında yer almalıdır.

Ayrıca bugün, genç yavrularımıza, şu tarihi gerçekler de anlatılmalı, aktarılmalıdır.

Çanakkale, sadece cephedekilerin değil, geride kalanların da yürekleriyle savaştığı bir kahramanlık destanıdır!

Çanakkale Deniz Savaşları ile Gelibolu Yarımadasının iki yanında cereyan eden kanlı muharebelere, eli kalem tutması gereken binlerce lise öğrencisi, ağabeyleri ve babalarıyla birlikte iştirak etmiş, binlercesi çocuk denecek yaşta şahadet şerbetini içmiştir.

İngiliz tarihçi Aspinol Oglander’in dediği gibi: “Çanakkale’deki kanlı muharebeler, Türklerin çiçeklerini (yani geleceği olan gençlerini) elinden almıştır.”

Gençlerimize, bu tarihi gerçekleri ve üzerinde yaşadığımız toprakların şehit kanlarıyla sulandığını iyi anlatabilirsek, vatan topraklarının değerini daha iyi kavramalarına yardımcı olur ve böylece kayıplarımızı kazanca dönüştürebiliriz.

Çanakkale savaşının 101. yıldönümünde, bu harbin şehit ve gazilerini, tarihimizin tüm şehit ve gazilerini; günümüzün şehit ve gazilerini, rahmet, şükran ve Fatihalarla anıyoruz…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Metin SUNTAY 10 ay önce

sayin hocam kalemi̇ne ve yüreği̇ne sağlik.

Misafir Avatar
Zekeriya AKKAYA 10 ay önce @Metin SUNTAY

muhterem hocam,
elinize, yüreğinize sağlık. i̇stanbul'un fethi'nin rövanşı olan çanakkale'yi unutan kendini unutmuş, o mekanı bugün gezip görmeyen ise yaşamı boyunca eksik ve noksan kalmıştır. geleceğe ışık tutan çanakkale'nin aydınlığından istifade edemeyenlerin olaylara bakışı hatalı ve kalemi de eksiktir. Allah razı olsun.

Beğenmedim! (0)
Avatar
isa 10 ay önce

hocam güzel bi̇r yazi Allah devamini getirsi̇n