Diyanet Hutbe, Güneşin Doğduğu En Hayırlı Gün: Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan haftanın cuma hutbesi: Güneşin Doğduğu En Hayırlı Gün: Cuma

Diyanet Hutbe, Güneşin Doğduğu En Hayırlı Gün: Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan haftanın cuma hutbesi: Güneşin Doğduğu En Hayırlı Gün: Cuma

Raşit Tavus
Raşit Tavus
30 Kasım 2017 Perşembe 15:16
Diyanet Hutbe, Güneşin Doğduğu En Hayırlı Gün: Cuma
banner221

İLİ        : GENEL

TARİH : 01.12.2017

GÜNEŞİN DOĞDUĞU EN HAYIRLI GÜN: CUMA

TIKLA İNDİR

İslam’ın şeâirinden olan Cuma namazını eda etmek üzere bu kutlu mabette bir araya gelen aziz kardeşlerim! Cumanız mübarek, gününüz hayırlı olsun!

Yine böyle bir Cuma günüydü. Peygamber Efendimiz (s.a.s), günlerce süren meşakkatli hicret yolculuğunda nihayet Medine’ye yaklaşmıştı. Medine’nin yakınında bulunan “Rânûnâ” denen yere ulaştığında öğle vakti girmişti. Rahmet Elçisi, coşkuyla kendisini karşılamaya gelen kalabalığa hutbe irad etti ve ilk Cuma namazını kıldırdı. Bu hutbede Peygamberimiz (s.a.s), ashabı nezdinde hepimize şöyle buyurdu: “Kendiniz gitmeden önce âhirete salih ameller gönderiniz. Allah’a yemin olsun ki, her biriniz dünyaya veda edeceksiniz. Sonra Allah, ‘Resûlüm sana dinimi tebliğ etmedi mi? Sana mal vermedim mi? İmkan bahşetmedim mi? Dünyadayken ahiretin için ne hazırladın?’ diye soracak… Öyleyse herkes gücü nispetinde kendini cehennem ateşinden korusun. Yarım bir hurmayı infakla ya da güzel bir sözle dahi olsa bunu yapsın.”[1]

Kardeşlerim!

Bugün Cuma. Bugün haftalık bayram günümüz. Bizler, her Cuma büyük bir sevinç yaşarız. Tarifi imkansız bir coşku ve heyecanın tadına varırız. Zira Cuma, haftalık dirilişimize, hayata yeniden tutunmamıza vesile olan müstesna bir gündür. Cuma, hayatın türlü hengâmesinde bunalan ruhlarımızın sükunete kavuştuğu gündür. Türlü zorluklar içinde bitap düşen gönüllerimizin durulup kendini bulduğu kıymetli bir zaman dilimidir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Cuma günü ezan okunduğunda namaz için koşun ve alışverişle meşguliyeti bırakın. Bilesiniz ki bu, sizin için daha hayırlıdır.”[2] buyurmuştur. Bu yönüyle Cuma, gündelik meşgalelerden, her türlü dünyevi kaygıdan sıyrılarak Yüce Allah’ın huzuruna duruşumuzun adıdır. Nasıl ki günde beş vakit namazımızda Rabbimize olan teslimiyet ve sadakatimizi gösteriyorsak Cuma namazında da bu kararlılığımızı perçinleriz. Her Cuma kulluk ahdimizi yenileriz.

Hafta boyunca yaptığımız ibadet ve iyiliklerimizi bu buluşmada Rabbimize adeta yeniden arz ederiz.

Aziz Kardeşlerim!

Bizim için bir muhasebe zamanıdır Cuma. Gidişatımızı yeniden gözden geçirme, bilerek ya da bilmeyerek yüklendiğimiz günahlardan arınma anıdır. Cuma, duaların geri çevrilmeyeceği bilinciyle Allah’a yakarışın, O’nun engin rahmeti ve merhametine sığınmanın tam da vaktidir.      

Birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve muhabbetimizi gür bir sedayla haykırdığımız gündür Cuma. Bizler, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle Cuma namazında aynı inançla, aynı niyetle, aynı ideallerle camilerimizde toplanırız. Peygamber makamı bu minberlerden yankılanan hutbeleri can kulağıyla dinleriz. Sevincimizle hüznümüzle yeniden kaynaşırız. Hep birlikte Allah’a kul olmanın, kardeş olmanın, paylaşmanın, dayanışmanın hazzını iliklerimize kadar yaşarız.

Aziz Müminler!

Peygamberimiz (s.a.s)’in ifadesiyle güneşin doğduğu en hayırlı gündür Cuma.[3] Bu yüzdendir ki Cuma, Yüce Dinimiz İslam’ın sembollerinden biridir. Cuma rahmettir. Cuma berekettir. Cuma huzurdur. Şu kadar var ki; inancımızda her bir saniyemiz, her bir günümüz değerlidir. Çünkü zamanı yaratan da, bizlere emanet olarak lütfeden de Yüce Rabbimizdir. Ve Allah katında zamana ne atfedildiğinden, günlerin nasıl isimlendirildiğinden daha önemlisi vaktin nasıl değerlendirildiğidir. Her bir nefesimizi Rabbimizin rızası doğrultusunda tüketip tüketmediğimizdir. Kısacık ömür sermayemizi ebedi bir kazanca dönüştürüp dönüştüremediğimizdir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “Kara Cuma” ifadesi, müminler olarak hepimizi rahatsız etti. Zira bizim inancımızda bütün günler Allah’ındır. Her günün sabahı, aydınlık bir geleceğe uyanıştır. Bir inancın sembolünü hedef alan ve mensuplarını yok sayan böylesi saygısız ifade ve yaklaşımların bizim geleneğimizde yeri yoktur. Bir dinin kutsalının çılgınca ve sınırsızca bir tüketim anlayışına alet edilmesi asla kabul edilemez bir durumdur.

Kardeşlerim!

Zihinlerde olumsuz bir algı oluşmasına sebep olacak bu tür gayretler karşısında müminler olarak bizlere düşen, dinimize ve değerlerimize sımsıkı sarılmaktır. Bugün insanlığa karşı en önemli görevimiz, Yüce Dinimiz İslam’ı, hidayet rehberimiz Kur’an’ı, Âlemlere Rahmet Peygamberimizi en iyi şekilde temsil etmektir, doğru tanıtmaktır. Unutmayalım ki biz bu uğurda gayret ettiğimiz müddetçe Allah’ın yardımı da bizimle beraber olacaktır.

TIKLA İNDİR


[1] İbn Hişâm, Sîret, III, 30.

[2] Cum’a, 62/9.

[3] Müslim, Cum’a, 18.

                          

Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber

Son Güncelleme: 08.12.2017 14:08
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hutbe yazmak elbette zordur 2017-11-30 22:44:59

hutbeler eski ağırlığını büyük ölçüde kaybetti.
"i̇slamın şeâirinden olan cuma namazını eda etmek üzere bu kutlu mabette bir araya gelen aziz kardeşlerim!" diye başlayan süslü uzun cümle yerine, "aziz mü'minler" diye hutbeye giriş yapmak yalındır ama çok daha vakarlı ve etkili bir başlangıçtır. cemaat içinde "şeâiri" anlayacak kaç kişinin çıkacağı da ayrı bir mesele... son bölümde eleştiri konusu yapılan 85 yıllık amerikan geleneği olan "kara cuma" tanımlamasını bu kadar yıl geçtikten sonra neden üzerimize aldığımızı da anlamış değilim. biraz kabaca ama bu durum ancak "eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek" ifadesine tekabül ediyor. "bir dinin kutsalının çılgınca ve sınırsızca bir tüketim anlayışına alet edildiğini" biz 85 yıl sonra anlamışsak çok geç kalmışız demektir. tabii hutbeyi yazanlardan bu yazıyı okuyan olur mu?... bilmiyorum ama, okusalar dahi ukalalıkla itham ederek dudak bükeceklerini biliyorum.
yine de biz onları seviyoruz