Mehmet Görmez’den Silvan Hutbesi
 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ﴿١٣﴾  (Hucurat 49/13)

وقال النبي (ص):  يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ ، وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ ، كلكم من آدم وآدم من تراب، لا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى عَجَمِيٍّ ، ولا فَضْلَ لأَسْوَدَ عَلَى أَبيض إِلا بِالتَّقْوَى  

وقال في حديث اخر:   أَيُّهَا النَّاسُ، النَّاسُ سَوَاسِيَةٌ كَأَسْنَانِ الْمِشْطِ كونوا عباد الله إخوانا

 وقال في حديث اخر:  المؤمن للمؤمن كالبنيان يشد بعضه بعضًا  صدق رسل الله فيما قال اوكماقال.






Cuma’nız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Bizleri Resulü Ekrem Muhammet Mustafa Sallallahu Aleyhi Vessellemden 7 sene sonra sahabeyi kiramın İslam’ın rahmet mesajını getirdiği Silvan’da, Meya Farqin Ulu Camii’de Şarkın Sultanı Selahaddin-i Eyyubi’nin ismini alan bu muhteşem mabette, bu güzel mabette Cuma vaktinde, icabet saatinde bir araya getiren, Rahman’a secdede buluşturan Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun.

Kardeş olduğumuzu ilan eden, Evs’i ve Hazrec’i buluşturan, sonra da onları muhacire ensar kılan, bütün cahiliye asabiyelerini yok eden, her türlü ırkçılığı ortadan kaldıran, insanların Allah’ın nazarında tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ilan eden, üstünlüğün sadece takvada olduğunu bildiren Sevgililer Sevgilisi Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.

Aziz Kardeşlerim!

Hutbemin başında öncelikle yakın geçmişte Silvan’da yaşadığınız acılardan dolayı geçmiş olsun demeye geldiğimi ifade etmek istiyorum. Cenabı Hakk şehirlerimize, beldelerimize bir daha bu tür kötülükleri yaşatmasın. Vatanımızın her karış toprağında yaşayan mümin kardeşlerinizin, kardeşlerimizin kalbini temsilen bugün Cuma hutbesinde Ulu Cami’de Selahaddini Eyyubi’nin mescidinde, camisinde sizlere hutbe irat etmekten büyük bir bahtiyarlık duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Aziz Kardeşlerim!

Bu beldeler sıradan beldeler değildir. Silvan, Meya Farqin, muhteşem tarihi olan bir beldedir. İslam ile aziz olmuş, İslam’ın izzetli mesajını tarih boyunca başka dünyalara taşımış âlimler, arifler yetiştiren bir beldenin sakinlerisiniz. Bu topraklar, bu belde hadis ilminin en büyüklerinden İmam Zehebî’nin, Hafız Zehebi’nin beldesidir. Babası Silvan’ın sokaklarında, caddelerinde altıncılık yaptığı için “Zehebî” adını almış, bütün İslam dünyası tarih boyunca bu büyük hadis âliminden, bu büyük tarih bilgininden hep istifade etmiştir. Bu topraklardan İbnü'l-Ezrak gibi büyük şahsiyetler, büyük alimler yetişmiştir. Siz bu topraklardan asırlar önce evlatlarınızı Malazgirt’e gönderdiniz, Alparslan’ın duası oldunuz, onlarla birlikte Anadolu’nun bütün coğrafyasını İslamlaştırdınız. Silvan 10 bin evladı ile Sultan Alparslan’la beraber Malazgirt’te, Allah’a hangi duayı yaptıysa sizde o duayı yaptınız. Hangi duayı yaptılar? Bu topraklarda küfrün, şirkin, zulmün, her türlü haksızlığın ortadan kalkması, İslam’ın rahmet mesajının bu topraklarda hakim olması için birlikte mücadele ettiler. Silvan, çocuklarını daha sonra Kudüs’ü işgal edilen Kudüs’ü Darüsselam yapmak için Selahaddin Eyyubi’nin duasına dönüştürdüler. Silvan, aynı zamanda çocuklarını Çanakkale’de bütün akvam-ı beşerin bizi yok etmek üzere üzerimize saldırılar düzenlediği bir zamanda yine hep birlikte hareket etti. Birliğimizi, beraberliğimizi Allah’ın mümin kulları olduğumuzu, kardeş kulları olduğumuzu, aynı Rabbe iman ettiğimizi, aynı Peygambere ümmet olduğumuzu, aynı sevdaya tutkun olduğumuzu bütün buralarda hep birlikte gösterdik.

Aziz Kardeşlerim!

Şimdi aynı şekilde bu toprakları vatan kılan kardeşler topluluğu olarak aynı Rabbe iman etmiş, aynı Peygambere ümmet olmuş kardeşler topluluğu olarak birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daima güçlü kılmalıyız.

Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellemin her türlü cahiliye asabiyesini ayaklarının altına aldığını hepimiz bilmeliyiz. Bizi kardeş kılan o kadar yüce değerler var ki aynı tarihi, aynı kültürü, aynı medeniyeti, aynı imanı, aynı İslam’ı hep birlikte yaşayagelmişiz. Biz aralarına ayrılık-gayrılık girecek kardeşler topluluğu olamayız. Biz birbirimizin evi, birbirimizin yurdu olmalıyız.

Cizre’de bir kardeşimizin burnu kanadığı zaman Edirne’deki kardeşlerimiz ıstırap duymalı. İzmir’de bir kardeşimizin ayağına diken battığı zaman Silvan’daki kardeşlerimizin kalbi yaralanmalı. Aynı şekilde Şam’da, Halep’te, Bağdat’ta, Yemen’de San’a’da, Afrika’da dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman bir kardeşimizin başına bir bela, bir musibet geldiği zaman hep birlikte hareket etmeliyiz. Hutbemin başında okuduğum hadisi şerifte Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem öyle buyuruyor; “Müminlerin müminlerle misali bir bina gibidir.” Aynı binayı ayağa kaldıran tuğlalar gibi daima birbirlerine güç verirler. Bu binayı güçlü kılmalıyız, imanın binasını güçlü kılmalıyız, İslam’ın binası güçlü olmalı, izzetli olmalı, ama aynı zamanda şefkatli, merhametli olmalı.

Aziz Kardeşlerim!

Bizim dinimizin dayandığı üç büyük ilke vardır. Elbette birisi İslam’dır, İslam ancak selam ile hakim olur, baki olur. Selam olmadan İslam olmaz, İslam olmadan selam olmaz. Selam barıştır, selam müminin kalbine gelen selamettir. İslam, selam ve selamet birbirinden ayrılmaz.

Aynı zamanda, yüce dinimizin dayandığı en temel ilke imandır, iman, emandır. Eman olmadan iman olmaz, iman olmadan eman olmaz. Eman, güven demektir. Eman, emanet demektir. İman, emanete riayet etmektir. “ لا إِيمَانَ لِمَنْ لا أَمَانَةَ لَهُ ” emanete riayet etmeyenin imanı olmaz buyurur Allah Resulü (sas). Bu can bize emanet, vatan bize emanet, bu kainat imar etmek üzere bize emanet edilmiştir. En büyük emanet İslam’dır, İslam nimetidir. Bu emanete sahip çıktığımız zaman eman olur, güven toplumunu birlikte inşa ederiz.





Üçüncü ilke tevhittir. Tevhit, bizi kardeş kılan o muhteşem kelime. Dünyanın her tarafında, her Müslümanın vird-i zeban kıldığı o muhteşem kelime, “‎لا اله الا الله محمد رسول الله‎ ” Allah’tan başka ilah yok, Muhammed Mustafa (sas) onun kulu ve elçisidir derken, biz aynı zamda tevhidi haykırırız. Ama tevhit aynı zamanda vahdettir. Vahdet olmadan tevhit olmaz, tevhit olmadan vahdet olmaz, vahdet olmadan ümmet olmaz. Aynı peygambere ümmet olmanın bize getirdiği en büyük nimet vahdettir, vahdeti gerçekleştireceğimiz en temel ilke tevhittir, “لا اله الا الله” bizi kardeş kılan, bizi iman kardeşliğini kan kardeşliğinden, can kardeşliğinden daha yüce kılan muhteşem bir nimettir. Cenabı Hakk bizleri o tevhit nimetinden asla ama asla uzak tutmasın.

Aziz Kardeşlerim!

Hutbemi Resulü Ekrem’in (sas) Mescid-i Nebevi’sinde, yaşanan bir tabloyu anlatarak bitirmek istiyorum.

Sahabeden bir grup oturmuş birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Salman-ı Farisi girdi Mescid-i Nebevi’ye. Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi Vessellem aynı zamanda dünyanın muhtelif yerlerinden gelen farklı ırklara, farklı renklere mensup nice sahabeyi cem etmişti. Salman-ı Farisi, Suheyb-i Rumi, Bilal-i Habeşi, Cabâni Kürdî, bunlar Resulü Ekrem’in (sas) getirdiği vahdet nizamında kardeşler topluluğu olmuş ve bu kardeşlik tarih boyunca bütün insanlığa örnek olarak takdim edilmişti.

Birbirlerine sordular, herkes kendi soyunu sopunu anlatsın denildi. Herkes kendi soyunu anlatmaya başladı. Birisi ben Mudar Kabilesindenim, falan oğlu falanım dedi. Öbürü ben Temim Kabilesindenim. Temim kabilesi “ اشرف الناس ” “insanların en şereflisidir” dedi. Bir başkası ben Evs Kabilesindenim, bir başkası ben Hazrec Kabilesindenim, bir başkası ben Kureyş’tenim. Kureyş “اشرف الناس  ” “kabilelerin, aşiretlerin en şereflisi” diye kendi soyuyla sopuyla övünmeye başladı. Derken birisi Salman-i Farasi’ye yöneldi ve aynı soruyu ona sordu, “ يا سامان وما حسبك وما نسبك” “Ya Salman, senin soyun sopun nedir?” senin mezhebin nedir diye sordu? Salman, bugünlerde, son yıllarda birbirlerine düşmüş, renkleri, ırkları, dilleri sebebiyle, mezhepleri, meşrepleri sebebiyle birbirine düşmüş bütün Müslüman insanlara, bütün İslam dünyasına kıyamet sabahına kadar ders olabilecek bir cevap verdi. Salman elini kalbine koydu, kendini şöyle tanıttı: “أنا سلمان إبن الإسلام ” “Ben İslam oğlu Salman’ım.” Ve sonra ayağa kalktı, şahadet parmağıyla işaret ederek şöyle dedi: “كنت ضالا فهداني الله بمحمد ” “Ben dalaletteydim, Allah beni Muhammed Mustafa (sas) ile hidayete erdirdi.” “كنت فقيرا فأغناني الله بمحمد ” “Ben fakirdim, yoksuldum,  Allah beni Muhammed Mustafa (sas) ile zenginleştirdi.” “كنت مملوكا فاعتقني الله بمحمد” “Ben köleydim, boynumda boyunduruk vardı, ama Allah beni Muhammed Mustafa (sas) ile özgürlüğüme kavuşturdu.”

Aziz kardeşlerim!

Şimdi hep birlikte düşünelim, Silvan, Silvan olmadan, Meya Farqin, Meya Farqin olmadan, Resulullah’ın (sas) ashabı İyaz Bin Ganem komutasında Diyarbakır’a, Silvan’a gelmeden, Cizre’ye, Nusaybin’e gelmeden önce bizim atalarımız ne idi? Hepimizin ataları ne idi? Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Çerkez’iyle hepimizin ataları burada İslam nimetinden mahrum, medeniyetten mahrum, izzetten mahrum bir hayat yaşıyorlardı. Ama Allah bizlere imanı lütfetti, Allah bize tevhidi lütfetti, sonra biz o iman ile kardeş olduk. Aynı Rabbe iman ettik, aynı Peygambere ümmet olduk, aynı Rahman’a secde ettik, aynı Rahman’ın huzurunda saf tuttuk. Bu kardeşlik, bu nimet, bize yetmiyor mu? Sonra ecdadımızla hep birlikte Malazgirt’te birlikte olmayı, Çanakkale’de birlikte olmayı, Selahaddin-i Eyyubi’yle Kudüs’te birlikte olmayı lütfetti Yüce Rabbimiz. Bu nimet olarak, şeref olarak hepimize, milletimizin bütün fertlerine yetmez mi?

Aziz Kardeşlerim!

Hutbemi bitirirken tekrar ifade etmek istiyorum; öncelikle Silvan’da, Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de, Sur’da son aylarda üzüntülü, hepimizi kalbimizden yaralayan acılar yaşadık. Ancak bir muhasebe etmemiz gerekmiyor mu? Devlet olarak, millet olarak, Diyanet olarak, batısıyla, doğusuyla hepimizin bir muhasebe yapmamız gerekmiyor mu? Şimdi bizim aramızda olması gereken, bizim aramızda birlikte Rahman’a secde etmemiz gereken çocuklarımızı, evlatlarımızı başka ideolojilere, dağlara kaptırmanın hesabını, muhasebesini hep birlikte yapmak durumunda değil miyiz? Biz neden bu hale geldik? İslam alemi neden bu hale geldi? Suriye’de neden ateşler yükseliyor? Ümmetin bütün çocukları neden ateşlerle yanıyor? Bağdat’ta neler oluyor? San’a’da, Yemen’de neler oluyor, ne büyük acılar yaşanıyor? Müslümanlar neden vahdeti terk etti? Neden tevhitten uzaklaştı? Neden selam yurdu selam olmaktan çıktı? Neden eman yurdu eman olmaktan çıktı? Bu soruları kendimize sormak zorunda değil miyiz?

Daha dün buraya yakın birkaç kilometre ötede bir karakolda ne büyük bir fecaat yaşandı. Şehit olan bütün çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Cenabı Hakk millet olarak bizi bir an önce kan dökmekten muhafaza eylesin. Kalbimizi kalplerimizi birleştirerek, kardeşlik potasında eriyerek, bu vatanı birlikte imar ederek, barışı ve kardeşliği yeniden egemen kılmayı Cenabı Hakk bizlere nasip eylesin. İslam’ın bize kazandırdığı en büyük vasıflardan bir tanesi özgürlüktür. Özgürlük, yani âzâdî.

“التَّائِبُ مِنْ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ ”  “Günahlarından tövbe eden günahsız gibidir.”

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
E 9 ay önce

Yani son bölümü de vesren hutbenin ne olur san ki.