Okunmamış bir hutbe

Mahmut Erol Kılıç'ın Mevlana Üzerine Konuşmalar kitabını okuyorum. Önsöz'ün son cümlesi çekiyor dikkatimi: "Bu minvalde, yazılarımın, derslerimin ve röportajlarımın topluca yayımlanması projesinin, "Mevlana" üzerine olanlarının bir araya getirildiği bu cildinin hazırlanmasında emeği geçen Emine Öztürk Hanımefendiye şükranlarımı arz ederim."

Öztürk, benim öz ablam. Okuduğu bütün okulların birincisi. Ablaların en güzeli ve iyisi. Odalarımız yan yanaydı. Canım ablam, öyle büyük bir iştiyakla ve o kadar çok çalışırdı ki ne zaman uyuduğunu anlayamazdım. Adeta masa lambasından sızan ışığın altında yaşardı. 14. yüzyılda yazılmış Aşkname'ler hakkında 600 sayfalık bir tez hazırlamıştı. Kendisinden bizim yeni Fuat Köprülü'müz olmasını beklerdim. Ta ki 28 Şubat gelip gök ekinleri dalında biçene kadar. Şair boşuna dememiş: "Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir." Kılıç benim hocam. Neredeyse iki yıla yakın, birlikte televizyon programı yaptık. İnsan Atlası ve Uzun Hikaye. Yayımlanmış bütün kitaplarını okudum. İnternette bulunabilen bütün konuşmalarını dinledim. Telif, tercüme ya da derleme fark etmez; yeni bir kitabı, makalesi çıksın diye beklerim. Engin ve derindir. İngilizce, Arapça, Farsça ve Fransızca bilir.

Türkiye üniversitelerindeki ilk tasavvuf kürsüsünün kurucusudur, akademisyendir. İşin sadece teorisi ile değil pratiği ile de ilgilenmiştir. Niyazi Mısri'den "Niyazi" diye söz ederken gözleri dolar. Oxford'da bulunan Muhyiddin Ibn Arabi Society şeref üyesidir. Şeyh-i Ekber'in ilk takdimcilerinden biridir. Tradisyonalizmin Türkiye'deki en muhkem temsilcisidir. Çok sayıda kitabı yayımlanmış bir yazardır. Aynı zamanda diplomattır. Hali hazırda İslam Konferansına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği Genel Sekreteri.?  Hoca'nın eserleri bir insan manifestosudur.

Şöyle der Hayatın Satır Araları kitabında: "Modernlik, çağdaşlık, doğululuk, batılılık, beyazlık, siyahlık, erkeklik ya da dişilik insana sonradan giydirilen özelliklerdir." Oysa pek çoğumuz kendimizi önce bu kavramlarla tanımlarız. Mekan ve zamanın farklılaştıramadığı, ihtiyaçlarda buluşan ve benzeşen insanı unutmuşuzdur çoktan. En 'hümanist' olanlarımız bile. İtiraf edelim. H

epimiz modern insanı başlarda bir kahraman olarak gördük. Uygarlık evriminin son sürümüydü o. Sonra bir fasıl açıldı ki sormayın. Kitlesel savaşlar, katliamlar, yıkımlar, çevre felaketleri, inançsızlığın pençesinde kaybolan nesiller, müptezel iptilalar ve zevkler... Tarihin görmediği bir acımasızlık ve öfke... Rasyonellik adeta yıkıcılığın ve kıyıcılığın bir maskesi haline geldi. "Modern insan tek kanatlı bir varlıktır. Mana kanadı kırılmıştır. Robotik bir tiptir; vicdanın, müteal duyguların kendisine oturmadığı bir makinaya dönüşmüştür. Tabiata daha çok hükmetmeye kilitlenen; çıkarı, başarıyı tek hedef bilen; ölüm dahi olsa hedefe giden..."

Böyle diyor Hoca ve devam ediyor Sezai Karakoç'u hatırlatan bir deyişle: "Modern insan kendi kalbinden sürgün edilmiştir." ? ? ? Okumaya devam ediyorum. İlk makalenin adı: Mevlana Hutbesi. "

Aziz ve muhterem cemaat!" diye başlıyor ve "Hayırlar fetholsun, şerler defolsun" diye devam ediyor. Kendi klasizmini içinde barındıran ama alışılageldik olmayan bir Cuma hutbesi bu. Hikayesi de hemen altında anlatılmış: "Hiç okunmamış bu hutbe metninin manidar bir hikayesi vardır: 2008 yılında Almanya'da gerçekleştirilen bir toplantıda karşılaştığım ve o dönemde henüz Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olan kıymetli dostum Prof. Dr. Mehmet Görmez Beyefendi ile sohbet ederken, cuma hutbelerinde umumiyetle ariflerin İslam'ına hiç atıfta bulunmadıklarından, Yunus'tan ve Mevlana'dan bir beyit bile okumadıklarından serzenişte bulunmuş ve 'İki ay sonra Şeb-i Arus geliyor. Hz. Mevlana'nın vefat yıldönümü münasebetiyle 17 Aralık'a denk gelen bir cuma günü, onun hatırasına bir hutbe okunamaz mı?' diye sormuştum.

Bunun üzerine kendisi, maalesef uzun yıllardır irfan karşıtı zihniyetin Diyanet'te kök saldığını söyledikten sonra bendenize, eğer hemen böyle bir hutbe metni hazırlarsam bunun denetimden geçerek okunması için elinden geleni yapacağını ama yine de söz veremeyeceğini söylemişti. Kaldığım otel odasında hemen o gece bu metni hazırlamış ve kendisine göndermiştim. Neticede ne kadar çaba gösterdi ise de maalesef bu metni okutmaya gücü yetmedi ve bu hutbe hiçbir zaman okunmadı." Hoca tarihe not düşmek için bu metni kitaba almış.

Mehmet Görmez şu anda Diyanet İşleri Başkanı ve yardımcısı Hasan Kamil Yılmaz da saygın bir tasavvuf profesörü. ? ? ? Neden Mevlana? "Bu topraklarda ekilen İslam kültürü, bin senedir hep ariflerin, velilerin anladığı ve yaşadığı İslam olmuştur" diyor Kılıç. Aynı dili konuşanlardan değil, aynı gönlü paylaşanlardan söz ediyor. Ayırmaya değil, birleştirmeye gelenlerden, yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevenlerden. Öze nazar edenlerden, aşkı her şeyin önüne koyanlardan, ham iken yananlardan ve pişenlerden. Bu kervanın öncüsüdür Mevlana. Herkesin bildiği ve söz ettiği ama pek az insanın okuyup anladığı... Günümüz gençlerinin bir sosyal medya kahramanı, 'caps' kralı ve aforizma fabrikası sandığı... "Herkesin bir Mevlanası var. Bir Mevlana var New York'ta, bir Mevlana var Konya'da, bir Mevlana var İstanbul'da, bir Mevlana var Tahran'da." Diğer tarafta "Herkes beni kendi durduğu noktadan değerlendirdi" diyen bir Mevlana var. "Herkes kendi zannınca benim yarim oldu Derunumdaki sırları kimse araştırmadı." O araştırma yahut arayış için iyi bir başlangıç olabilir bu kitap. Ve Mevlana ile barışmak için de. İnsan bir kadavradan ibaret değil. Bu yüzden soruyor "Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum" sorularını. Arayışıyla tanımlanıyor: "Neyi arıyorsan sen osun." Her arayan bulamıyor ama bulanlar ancak arayanlar oluyor. Eğitim burada devreye giriyor. Hoca'nın cümleleriyle: "Okullarda matematik ve fiziği öğretebilirsiniz; peki, cesaret, fedakarlık, adalet, muhabbet ve hürmet nereden öğrenilecek?"
Anahtar Kelimeler:
Okunmamış Hutbe
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
KEVİR 2 yıl önce

BÜTÜN BUNLAR KURAN VE SÜNNETTEN ÖĞRENİLECEK FAKAT ÇEŞİTLİ MEVLANALARI OKUMAKTAN ONLARI OKUYUP ANLAMAYA HİÇ SIRA GELMEDİ Kİ...

Avatar
KEVİR 2 yıl önce

BÜTÜN BUNLAR KURAN VE SÜNNETTEN ÖĞRENİLECEK FAKAT ÇEŞİTLİ MEVLANALARI OKUMAKTAN ONLARI OKUYUP ANLAMAYA HİÇ SIRA GELMEDİ Kİ...

Avatar
KORKMAZ26 2 yıl önce

MEVLANA'NIN BİR "KABAK HİKAYESİ" VAR Kİ, HERKESE MUTLAKA OKUMALARINI TAVSİYE EDERİM. OKUDUĞUNUZDA DÜNYANIZ DEĞİŞECEK, ÇOK FARKLI ALEMLERE DALACAKSINIZ...