Milletlerin kendi kültürel kimliklerini koruyabilmeleri ve varlıklarını sağlam temeller üzerinde sürdürebilmeleri için yeni yetişen nesillere sunabilecekleri model şahsiyetlere sahip olmalarının önemi büyüktür. Hiç şüphesiz Müslüman toplumların örnek alacakları ve genç nesillerine sunabilecekleri en güzel örnek, en ideal şahsiyet Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Çünkü O’nu bizzat Cenâb-ı Hak, tüm insanlığa “en güzel örnek” olarak takdim etmiştir. (Ahzâb, 33/21)
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in örnekliğinde ve rehberliğinde hayatını şekillendiren ashab-ı kiram da biz mü’minler için model şahsiyetlerdir. Onlardan sonra gelen dönemlerde de İslam dünyasında ilmiyle, fikirleriyle ve ortaya koyduğu eserleriyle Müslümanlara ve tüm insanlığa ışık tutan birçok değerli şahsiyet yetişmiştir. Bunların en başta gelenlerinden biri de, fikirleri ve eserleri ile yedi asırdan bu yana insanların gönül dünyasını aydınlatmaya devam eden büyük mütefekkir, şair ve gönül adamı Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’dir. Hz. Mevlâna, fikirleri ve eserleriyle sadece İslam âleminde değil, tüm dünyada asırlardır önemli bir yere sahip olmuştur.
 
Hz. Mevlâna’yı çağlar üstü bir değer yapan sadece sahip olduğu ilim değil, aynı zamanda insan sevgisini hayatın merkezine yerleştirmiş olmasıdır. Hz. Mevlâna’nın insan sevgisi ve hoşgörü anlayışının kaynağı Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’dir. Onun düşüncesi, fikri, anlayışı ve mesajları tamamen ilâhi vahye ve nebevî prensiplere dayanmaktadır. O, bu durumu bir rubaisinde şöyle anlatmaktadır:
 
Bendesiyim Kur’an’ın tende oldukça bu can
Ahmed-i Muhtâr’ın ayağının tozuyum her an
Benden bundan başka bir söz nakleder ise her kim
Ben o sözden de onu nakledenden de incinirim.
 
Hz. Mevlâna’nın sevgi, hoşgörü, kardeşlik, birlik-beraberlik vb. konularda verdiği öğüt ve mesajlar, zaten İslam’da mevcut olan prensiplerdir. Fakat o bunları hikmet pınarları halinde duru, berrak ve edebî bir üslup ve deruni bir vecd ile insanlara ulaştırıyordu. Bu yüzden de gönüllerde karşılık buluyor, insanlar üzerinde kuvvetli ve kalıcı tesir meydana getiriyordu.
 
Hz. Mevlâna, Kur’an-ı Kerim’de emredilen affetme, merhamet, iyilik, ihsan gibi insanî ve ahlâkî meziyetler ile bir sevgi ve hoşgörü çağlayanı olan Sevgili Peygamberimizin güzel söz ve uygulamalarını kendine düstur edinmişti.
 
Âlemlerin Rahmet Peygamberi Efendimiz (s.a.s.), bütün insanlara engin bir merhamet duyuyor, onların ebedî kurtuluşları için her türlü güçlüğe göğüs geriyor, bu hususta hiçbir fedakârlıktan çekinmiyordu. İnsanların kendisine yaptığı eza ve cefaları affediyor, hata ve kusurlarına karşı müsamahakâr davranıyor, onların bağışlanmaları ve hidayetleri için Allah’a dua ediyordu. Nitekim Tâif’te kendisini taşlayan müşrikler hakkında, “Ben onların helâk olmalarını değil, onların soyundan inanan bir neslin gelmesini arzu ederim” buyurmuştur. (İbn Hişam, II, 29-30)
 
Yine Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke’nin fethi günü elinde imkan olduğu halde kendisine, aile fertlerine ve ilk Müslümanlara akıl almaz eza ve cefalarda bulunan, yurtlarından ve yuvalarından çıkaran Mekkeli müşriklerden intikam almamış, onları affettiğini ilan ederek engin hoşgörüsünü bir kez daha göstermiştir. (Vâkıdî, II, 835; İbn-i Sa’d, II, 142-143)
  
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yolundan giden Hz. Mevlâna da kadın erkek, çocuk-genç yaşlı herkese sevgi ve şefkat gösterir, bütün insanlara hoşgörülü davranırdı. Sevgi ve hoşgörü abidesi Hz. Mevlâna’nın insan sevgisi, insanlar arasında ayrımcılığa yer vermeyecek kadar büyük bir sevgiydi. O, bütün insanları eşit görür, kimseye konumu sebebiyle farklı davranılmasını hoş karşılamazdı. İnanan inanmayan, günahkâr masum ayrımı yapmaksızın herkese hoşgörü nazarıyla bakardı. Çünkü o, insanî değerleri her şeyin üstünde tutmaktaydı. Bu anlayış onun bütün yaratılmışlara şefkat, merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmasını sağlıyordu.
 
İnsanları geçmişte işlemiş oldukları hatalardan dolayı suçlamaz ve ayıplamazdı. Günahkârların da ileride tövbe ederek yaptıklarından vazgeçebilecekleri, hatta inanmayanların bile bir gün Müslüman olabilecekleri düşüncesiyle bu gibi insanlara hor bakılmamasını tavsiye ederdi.
 
Gayesini “Biz ayırmak için değil, birleştirmek için geldik” sözüyle ifade eden Hz. Mevlâna, insanlara sürekli sevgi ve saygıyı, birbirlerine karşı hoş görülü olmalarını telkin ediyor; kardeşlik ve dostluk içinde yaşamaları için çağrılarda bulunuyordu. Hz. Mevlâna’nın yaşadığı dönem dikkate alındığında onun bu çağrılarının ne kadar büyük önem arz ettiği anlaşılacaktır. Zira o zamanlar Müslümanlar için zor bir dönemdi. Haçlı seferleri ve Moğol istilası sebebiyle Anadolu’da sayısız Müslüman kanı akıtılmış, her yer yakılıp yıkılmıştı. Bütün bu zulüm ve acı olaylar Müslümanlar ile diğer din mensuplarının birbirlerine karşı kin ve nefret duymalarına sebep olmuştu.
 
İşte insanların huzur ve güvene şiddetle ihtiyaç duydukları böyle bir ortamda Hz. Mevlâna, verdiği sevgi ve hoşgörü mesajları ile insanların kalplerini birbirine yaklaştırmış, onları birbirleriyle kaynaştırmıştır. Hz. Mevlâna’nın o günlerde temelini attığı sevgi, hoşgörü ve barış medeniyeti Osmanlı döneminde zirveye ulaşmış, farklı din, dil ve kültüre sahip toplulukların asırlarca bir arada huzur içerisinde yaşamasını sağlamıştır. Bu sevgi ve hoşgörü medeniyeti hala bu topraklarda varlığını devam ettirmektedir. Ancak yeni fikirler ve güzel uygulamalarla canlı tutulması; tefrika ve düşmanlığa karşı korunup kollanması gerekmektedir.
 
Yeryüzünde git gide artan savaşların, katliamların, cinayetlerin, terörün, yoksulluğun, zulüm ve haksızlıkların temel nedeni sevgisizlik, merhametsizlik ve hoşgörüsüzlüktür. İnsanlık âlemi bugün hoşgörüye her zamankinden daha çok ihtiyaç duymaktadır. Bundan dolayıdır ki, hoşgörü günümüzde insanlığın gündeminde daha çok yer almaktadır. Halbuki hoşgörü bizim dinimizde ve kültürümüzde öteden beri var olan değerlerimizdendir. Çünkü bizler, “Ben kolaylık ve hoşgörü dini ile gönderildim” (İbn Hanbel, VI, 116, 223) buyuran bir peygamberin ümmetiyiz.
 
Unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz sevgi, hoşgörü, kardeşlik gibi kutsal değerlerimizi tekrar hatırlamaya, harekete geçirmeye ve daima canlı tutmaya ihtiyacımız bulunmaktadır. Asırlardır üzerinde birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde yaşadığımız bu vatan topraklarında yine barış ve huzur içinde varlığımızı devam ettirebilmemiz buna bağlıdır.
 
Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’den aldıkları feyz ile Anadolu’muzda köklü bir sevgi ve hoşgörü medeniyetinin temellerini atan, tüm insanlığa İslam’ın hoşgörü ve barış mesajlarını ulaştırarak gönüllerde taht kuran manevî dinamiklerimiz olan Mevlânalarımızı, Yunus Emrelerimizi, Hacı Bektaşî Velilerimizi ve diğer gönül erlerimizi de unutmayalım. Bir yandan onları rahmet ve minnetle anarken, diğer yandan da çizdikleri sevgi, hoşgörü ve kardeşlik yolunu takip etmeye gayret edelim.
 
Yedi asırdır insanları sevgiye, hoşgörü, barış ve kardeşliğe davet eden gönüller sultanı Hz. Mevlâna’nın altın öğütlerinden bir demet sunarak sözlerimizi noktalayalım:
 
“Sevgiden bulanık sular arınır ve duru bir hale gelir. Sevgiden dertler şifa bulur.”
 
“Değil mi ki, sen bensin; ben de senim. Kendi kendimizle bunca savaşmamız da ne? Aslında hepimiz aynı madeniz. Aklımız başımızda. Dünyada nice diller var, ama hepsi de anlam bakımından bir.”
 
“Sevgiden bakırlar altın kesilir, dertler sevgiyle derman olur ve ölüler sevgiden dirilir.”
 
“Gönülden gönüle pencere var. Bu sevgi daima çoğalsın, kükresin, coşsun, çünkü Allah katında en makbul olan şey, Allah rızası için insanları sevmektir.”
 
“Ey dost, sevgiyle eşiz, dostuz seninle, her nereye ayak basarsan yeryüzü kesiliriz sana.”
 
“Gönül birliği, dil birliğinden daha iyidir.”
 
“Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, cömertlikte akarsu gibi ol, hiddet ve öfkede ölü gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

 
Bu vesileyle; sevgi ve hoşgörü ikliminin sultanı Hz. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’yi Cenâb-ı Hakk’a vuslatının 741. yıldönümünde rahmetle ve şükranla yadediyor; uğruna bir ömür harcadığı sevgi, hoşgörü, barış ve kardeşlik prensiplerinin ülkemize, İslam âlemi ve tüm insanlığa hâkim olmasını diliyorum

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.