Peygamberler, yüksek ahlaki erdemlerin insanlar arasında yayılması ve yaşatılması için görevlendirilmiş elçilerdir. İnsan nefsinin kabullenmekte zorlandığı hatta çoğu zaman reddettiği; başkalarını tercih etme yaklaşımı üzerine kurulu olan fedakârlık, ahlaki erdemlerin edinilmesinde esas noktayı oluşturur. İnsanlığa adanmış hayatların mümessilleri konumundaki peygamberler bu değerin kazandırılması hususunda insanları eğitmişlerdir.

Hz. Muhammed (sav) de bu eğitim faaliyetinin bizzat içinde bulunmuş, ahlaki güzellikleri ikmalde eşsiz mücadele örneği sergilemiş, bizzat bu iş için görevlendirildiğini ifade buyurmuştur.
           
Âlemlere rahmet, incelik, zarafet ve örnek şahsiyet olması için ilahi ikrama konu olan Hz. Peygamber (sav), imandan sonra ibadette bulunmayı, yetimi, yoksulu doyurmayı, akrabayı görüp gözetmeyi, söz ve davranışla başkalarını incitmemeyi, nefsin doyumsuz arzularına engel olmayı ve daha birçok iyi ahlaki değeri içeren Kur’an’ı, iman eden gönüllere öğretmiş, beşerin uymakla mükellef kılındığı usul ve esası ortaya koymuş, böylece onları temizlemiştir. Beşer özelliklerini taşıyor olmakla birlikte ilahi vahye muhatap olması, herhangi biri gibi değerlendirilmesine engel teşkil etmiştir.
           
Hz. Peygamber (sav), toplumun en önünde, beşer unsurunun zirvesinde olmasına rağmen lüks ve israfın egemenliğine boyun eğmemiş, Vahyin ana gayesine uygun olarak yaşamın bütün alanlarında ölçülü olmayı tercih etmiştir. Yiyip içmede, giyim kuşamda, sözde ve davranışta, insanlarla ve diğer canlılarla hatta çevreyle olan münasebetlerde kısaca insan tasarrufunun olabileceği her yerde aşırılıklardan uzak, sade bir hayatın disiplini hiç eksik olmamıştır. Zamanın devlet başkanlarının yaşamlarındaki bolluk ve israfa rağmen peygamberinin hasır üstünde sabahlamasını kabullenemeyen Ömer İbni Hattab’a; Dünya onların, ahiret de senin olsun istemez misin?buyurması, dünyayı; bir ağacın altında gölgelendikten sonra terk eden bir yolcu anlayışıyla değerlendirdiğini göstermektedir.
           
Bir beşerin şahsında toplanabilecek bütün üstün niteliklerle donatılan Allah Resulü (sav), en yüce ahlak üzere bulunma övgüsüne mazhar olmuştur. Sevgi, şefkat ve merhamette cömertliği benimsemiş, hitap alanından hiç kimseyi çıkarmamıştır.

Çocuklarla oynamayı hayatın neşesi saymış, tebessümü yüzünden eksik etmemiştir. Nitekim on seneden fazla yanında kalan Enes’e bir hatasından dolayı çıkışmamış, öfkelenmemiş, kaba söz ve davranışlarda bulunmamıştır. Maruz kaldığı tehdit, alay, boykot ve işkencelere rağmen öç alma hissine kapılmamış olması kuşkusuz bu yüce ahlakın ve rahmet elçisi olmasının tezahürüdür. Düşmanlarının kılıç ve ok hedefinde bulunduğu zamanlarda bile beddua cihetine gitmemesi, kendi ifadeleriyle lanet etmek, azabı çağırmak için değil; rahmet olarak gönderildiğini göstermektedir.
           
Elinden ve dilinden Müslümanların güvende olduğu kimseyi en faziletli kimse olarak tanımlayan Hz. Peygamber (sav), Müslümanların birbirlerine en çok elleriyle ve dilleriyle zarar verebileceklerine işaret etmiş, mukadder tehlikesine binaen dillerine dikkat etmeleri gerektiğini tembih etmiştir. Kusur örten kimsenin ahirette kusurunun örtüleceğini, ara bozmak için söz taşıyanın cennete giremeyeceğini haber vermiştir.
          
Hırsızlık yapan Kureyşli bir kadının affedilmesinin talep edilmesi üzerine toplum nezdinde itibar sahibi olanların hak ettiği cezadan muaf tutulmalarını, önceki toplulukların helak olmalarının ve ahiretteki zulmetin gerekçesi saymış, hak etmesi durumunda kızı Fatıma’ya bile bu cezayı uygulamaktan çekinmeyeceğini ifade buyurmuştur.   
           
İlahi inayet ve Tevfike mazhar olmayı ve nimetlere erişebilmeyi, fakirleri görüp gözetmeye bağlayan Allah Resulü (sav), iyilikte ayırım gözetmemiştir. Komşusu açken tok yatmanın kişinin imanına zarar vereceğini, cimriliğin helake sebebiyet vereceğini, cömertliğin Allah’a, cennete, insanlara yaklaştıracağını; cehennemden uzaklaştıracağını bildirmiştir.    

Tevazuu, büyüklüğün şanından sayan Allah Resulü (sav), zenginliğe, ırka, efendiliğe ve köleliğe dayalı ayırımı yapmadan selam verir, ev halkını bu uygulamadan istisna etmeden selamın yayılmasını emrederdi. Karşılaşan iki Müslüman el sıkışırlarsa ayrılmadan günahlarının bağışlanacağını, kalbinde zerre miktarı kibir bulunanın cennete giremeyeceğini bildirmiştir.

Tevazuun ifadesi olarak başkasından yer beklemeksizin bir mecliste uygun olan yere oturanın, hastaları ziyaret edenin ve cenazelere iştirak edenin, Allah katında yüceltileceğini, büyüklenenin ise aşağılanacağını dile getirmiştir.
           
Hz. Peygamber (sav) bütün ahlaki erdemlerin hayat bulabilmesi için fedakârlığın doruk noktasını oluşturan îsar anlayışının hâkim kılınmasına memur kılınmış, her fırsatta bunun örneklerini sergilemiştir. Kişisel ihtiyaçlar dururken başkalarını kendisine tercih etme mülahazasına dayanan bu yaklaşım, ahlaki değerlerin süsü ve tâcı ölçeğindedir. O’nun müminlere olan düşkünlüğü, bu mülahazanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Zira en büyük toplumsal ödevin ağırlığına muhatap kılınan Allah Resulü (sav), yakınları dâhil bütün müminlerden, ahiretin dehşetinden korunmaları gerektiğini telkin etmiş, hiçbir akrabalık ve dostluk bağının geçerliliği olmadığı bir günün zorluğuna karşı onları uyarmıştır.
           
Yüce Allah’ın sevgisini esas alan amellerle meşgul olarak ahirette selam hitabına muhatap olma ve dualarda buluşma dileğiyle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.