İnsanın yaratılış gayesini oluşturan kulluğun esası, çıkar, şöhret ve gösterişten arındırılmış özden bağlılık üzerine kurulmuştur. İmanda ve ibadetlerde sadece Allah Teâla’nın hoşnutluğunu dikkate almak ve ikiyüzlülükten uzak durmak ihlasın ifadesidir. Zira imanı güçlendiren ve ayakta tutan yapıp etmelerle taat, ibadet ve beşeri münasebetlerde, Yüce Allah (cc)'ın memnuniyetini gaye edinmek, kulluğun özünü teşkil eder.
           
Vicdani muhasebeyle ortaya çıkan İhlas, gözle görülmeyen kalbi bir davranışıdır. Bu nedenle kalp, bedeni yönlendiren idare merkezidir. Orada kararlaştırılan hedef ne ise davranışlar ona göre şekil alır. Allah Resulü (sav), insan bedeninde bulunan bir et parçasının bütün bedeni yönlendirdiğini bildirmiş, bütün bedenin selameti için ıslah edilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
           
Bütün söz ve davranışlarda; Yaratana ve yaratılan herkese karşı samimiyet asıldır. Samimiyetin zirvesi de Allah (cc)'a karşı olanıdır. Gerçekte her yönelimin samimiyet ölçeğinde gerçekleşme zorunluluğu, Allah (cc)'a olan içten bağlılığın sonucudur. İşlerin iyiliği ve onların yöneldiği cihet, Allah'ın hoşnutluğu ölçeğinde gerçekleşmelidir. Bütün işlerin kalbin maksadına ve iradesine göre değer kazanacağını bildiren hadis, vicdan eğitiminin gerekliliğine ve Yüce Allah (cc)'ın otoritesinin vicdani muhasebeyle benimsenmesi gerektiğini ima etmektedir.  
           
Yüce davalar bile niyetlerin bulanıklığı ile değersiz hale gelebilir. Nitekim hicret zamanında, sahabeden birinin, Medine'ye çok sevdiği Ümmü Kays adındaki bir kadın için hicret ettiğinden haberdar edilen Allah Resulü (sav); "ameller niyetlere göre değer kazanır... Kimin hicreti, Allah ve Resulü için ise, onun hicreti Allah ve Resulü için karşılık bulur. Kim de ... nikahlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir." hadisini irat buyurmuş, Allah için yapılan işlerin ebediyete intikal edeceğini ve mükafata çevrileceğine, dünya menfaati için yapılanlardan deruni bir mana ve uhrevi mükafat çıkarılamayacağına işaret etmiştir. Bu nedenle kalp, sultana benzetilmiş, vücuttaki uzuvların iyiliği, kalbin iyiliğinin göstergesi sayılmıştır.
           
İhlasta bütün varlık ve benlik Allah'a odaklanmalı, kalp garezden, kötü zandan, gösterişten, menfaat ve şöhret gayesinden arındırılmalı, karışıklıktan kurtarılarak saf ve berrak hale getirilmelidir. "Yaptıklarımızın mükâfatı bize, sizin yaptıklarınızın cezası da size aittir. Biz ona içtenlikle bağlanmışız" ayeti, bütün amellerde sadece Allah'ın beğenisinin gözetilmesi gerektiğine, içtenlikleriyle temayüz edenlerin de nefislerine rağmen ibadeti Allah için yapma eğilimini sürdürenler ve her daim ona şükredenler olduğunu bildirmektedir.
           
Kutlu çağrılarında her zaman Yaratan'ın rızasını maksat edinen ahlâk abideleri peygamberler, hayatlarını ve bütün imkânlarını Allah'a bağlılığa adayan, çok çetin sınamalardan ihlâsları sayesinde başarılı kılınan şahsiyetler olarak tanımlanırlar. Yusuf Peygamberin köle olarak tutulduğu evin hanımının şerrinden ihlası sayesinde kurtarıldığının bildirilmesi, ihlasın, ibadet ve davranışta Allah'a içten bağlanmakla, fenalığın ve kötülüğün engellenmesiyle gerçekleşebileceğini göstermektedir. Daha da önemlisi; insanları bu ölçüyü çiğnemeye çağıran ve azdırmaya yemin eden şeytanın bütün emellerini engelleyen önemli bir disiplin boyutu olması itibariyle Allah’a ortak koşmaktan, kitapları ve peygamberleri yalanlamaktan, sapık yollara sapıp tevhit akidesine aykırı inanç ve düşünceler beslemekten, dolayısıyla ilâhî azaptan kurtaran önemli bir çıkış yoludur.
           
Samimiyet, bütün günahlardan uzaklaşarak Allah (cc)'a göç etmeyi özümsemek, münferit olarak da cemiyet halinde de helâl sınırlarını zorlamamak, el, ayak, göz, kulak, ağız, bel gibi uzuvların günah potansiyeline dikkat etmek, hayatın son anına kadar hep ölçüyü, itidali tercih etmektir. Nefsin, icrasını hoş gösterdiği çirkin şeyleri reddetmek, gerçek muhacir olma payesini elde etmektir.
           
Amelin ruhu niyet olduğu için niyetten mahrum bırakılmış ameller, ruhsuz bedenler gibi ölmeye mahkûmdurlar. Tasarrufu iyiye ve kötüye çeviren; ameli, sâlih yapan da niyettir. İbadetler niyet olmaksızın, içerdikleri anlam derinliğini kaybederler. Sözgelimi hicreti gezginlikten; cihadı, anarşiden; haccı, anlamsız seyahatten; namazı, amaçsız davranışlardan; orucu perhizden ve zekâtı savurganlıktan ayıran, yüzeyselliğin ötesine geçen vicdani derûnîliktir. Sonsuzluğun içinde algılanan ve yaşanan dünya hayatı ebedi mutluluğa, müstakil bir dünya algısı ve yaşantısı ise bu mutluluktan mahrum kalmaya sebeptir.
           
Dünya ve onun içindekiler, niyet ölçeğinde nimet anlayışıyla istimal edildiklerinde, hem dünya menfaatini, hem de Allah'ın hoşnutluğunun celbine vesile olur. Ancak ölçüyü taşırmak, Allah'ın hoşnutluğundan uzaklaştırdığı gibi ebedi hayatı da kaybettirebilir. O halde ameli insanlar için terk etmenin (riya) yahut onlar için icra etmenin (şirk) doğru olmadığı ve terk edilmesi gerektiği; bu iki aşırı uçtan uzak kalarak insanların menfaatine olan şeylerde de Allah'ın beğenisini gözetme halini (ihlas) benimsemenin fazilet olduğu görülmelidir. Uhud Savaşının kahramanlarından Kuzman'ın, Medine'deki hurmalıklarını korumak amacıyla savaştığı için cehennemlik olduğunun bildirilmiş olması kişinin niyetinin, amelinden hayırlı olduğunu teyit etmektedir. Bu nedenle Allah Resulü (sav); Müslümanın ihanet edemeyeceği üç şeyden birinin Allah için ihlasla amelde bulunmak olduğunu bildirmiştir.
           
Dualarda buluşmak dileğiyle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.